ULUSALCILIK MI, IRKÇILIK MI?

Genetik bilime göre her insanın hücre çekirdeği yapısında adına kromozom denen 23 çift ( 46 tane ) zincirimsi bulunur. Bu her bir kromozom çiftinin biri anneden, diğeri ise babadan gelmektedir.

 ULUSALCILIK MI, IRKÇILIK MI?
 ULUSALCILIK MI, IRKÇILIK MI? Admin
Bu içerik 239 kez okundu.

KAAN KANTARCI / İSVEÇ POSTASI

Genetik bilime göre her insanın hücre çekirdeği yapısında adına kromozom denen 23 çift ( 46 tane ) zincirimsi bulunur. Bu her bir  kromozom çiftinin biri anneden, diğeri ise babadan gelmektedir. Bu kromozom çiflerinin 22`sinde bedenimizle ilgili kodlar bulunur; ama, bir çiftte ise cinsiyetimizle ilgili kodlar bulunmaktadır.. Kadınlardaki cinsiyet kromozomu çifti  ( XX ), erkeklerde ise ( XY )`dir. Bir anne, hem kız hem de erkek çocuğuna doğal olarak, sadece sahip olduğu ( X ) kromozomunu geçirir. Eğer anneden bir ( X ) ve babadan da yine bir ( X ) kromozomuyla bir döllenme oluşmuşsa, sonuç bir kız ( XX ) çocuğudur; ama, anneden gelen tek tip cinsiyet kromozomu ( X ), babadan gelen bir ( Y ) kromozumuyla eşleşirse, doğan çocuk bir erkek ( XY ) olacaktır.. Yeri gelmişken, hurafelerin bilimden daha üstün tutulduğu geri ülkelerdeki bazı cahil kocalar, erkek çocuk doğurmayan eşlerine akla gelmedik eziyetler etmekte, o kadınları hoca - şeyh, evliya yatırları yollarında hırpalamakta ve devleşen bir üfürük - tükürük  sektörüne de durmadan para akıtmaktadırlar. Oysa, erkek çocuk sahibi olamamaktan kesinlikle biri sorumlu tutulacaksa, o kişi, kadının yumurtasındaki ( X ) kromozomuyla eşleşecek bir ( Y ) kromozumu yollayamamış olan erkektir.

Cehalet sınır ve sınıf tanımaz!. O, sıradan birinden tutun da, bir üniversite profesörüne kadar ulaşabilir; en önemli özelliği ise, kemikleşmiş - zırhlaşmış bir kişilik yapısının içinde gizlenen, korunan önyargıları ve hurafeleri olmasıdır. Hiçbir bilgi cahil kişinin o kişilik zırhını aşamadığı için, cehaleti ve onun koruması altındaki önyargı ve hurafeleri yıkamaz.  «Sosyal  medya» da binlerce olumlu paylaşım yaptıkları halde, bir cahile basit bir gerçeği kabul ettiremeyen kişilerin gözden kaçırdıkları şey şudur: Olay yalnızca politik ve etik  değil, psikolojik – kültüreldir ve kişilik zırhıyla da ilgilidir.

Dönelim insan Kromozomlarına ve içlerindeki Deoksiribo Nükleik Asitlere ( D.N.A. ). Bilimsel bulgular şimdilik  80 - 100.000 yıllık bir insan soyu geçmişi göstermektedir. Ama, son 15. 000 yılın ötesinindeki insanı ve yaratılarını görebileceğimiz  veriler oldukça yetersizdir. Yine de kesin olarak bildiğimiz bir şey var: İnsan soyu ( Homo Sapiens ) kromozomlarının içindeki DNA`larla genetik özelliklerini kuşaklar boyunca bir nesilden bir başka nesile geçirerek 80.000 yılı aşkın bir yolculuk gerçekleştirmiştir. Bu nedenle gezegenimizde farklı renkte ve farklı fiziksel özelliklere sahip insanlar bulunmaktadır.

İnsanlar, ilk oluşum yeri olarak kabul edilen ( Kenya ) Afrika' dan  kıta dışına doğru iki büyük göç ( M.Ö. 70.000 ve M.Ö. 50.000 ) gerçekleştirdiler. Bu göçlerle bir kısım insanlar dünyaya yayılmaya, ama aynı zamanda da değişmeye başladılar. Birçok yeni kıta ve bölgelerdeki farklı iklim ve coğrafya koşulları, yüksek enerjili elektro manyetik ışınlar, yani mor ötesi ışınları ve X ışınlarının yeryüzüne inme seviyesi ve miktarı ve daha birçok yükseltici ( oksitleyici ) etmen insan soyunun kromozomlarında bulunan D.N.A.` lara etki edip onların kırılmalarına ya da değişmelerine neden olmuşlardır ki, bunlara mutasyon denir.  Genetik bilimciler mutasyon geçirmiş tüm insanlığı 20 ayrı haplogrupta ( A / B / C / D / E / F / G / H / I / J / K / L / M / N / O / P / Q / R / S / T )  toplanmıştır; ama, her haplogrubun da birçok kendi altbaşlığı bulunmaktadır.

İnsan kromozomları var oluşundan bugüne kadar 23 çift sarmallı ( 46 adet ) olarak kalırken, o kromozomların içindeki D.N.A.` lar mutasyonlarla değiştiği için, bugün sarı, kızıl, siyah ve beyaz renkli ve farklı fiziksel görünümlere sahip insanlar oluşmuştur. Unutulmasın ki, bu insanlık ( Homo sapiens ) 1. ve 2. buzul çağını da, bugünkü  Sahra Çölü` nün tropik bir orman olduğu zamanı da gördü.  Bu mutasyonal değişim yalnızca insanlara özgü bir olay değildir; toprağı ve coğrafyası değişen bir elma ağacının farklı büyüklük, tad ve kokuda meyve vermesi gibi, doğadaki tüm canlılar için de geçerlidir. Kutup ayılarının, tilkilerinin, tavşanlarının beyaz renkli olması da bundandır ki, bu arada, bir süre önce NASA` nın son yıllarda Güneş` imizde gerçekleşen patlamalara bağlı olarak gezegenimize ulaşan proton bombardımanının ileride D.N.A.` mız üzerinde ciddi etkileri olacağını açıkladığını da belirtmeliyim.

Bugüne kadar birçok mutasyonlar geçirerek birbirlerine olan fiziksel benzerliklerini kaybeden insanlar, tıpkı bir ağacın dalları - yaprakları gibi, aslında 80. 000 yıl önceki tek bir köke aittir.. Birileri çıkıp da  « biz  48, 50 ya da 52 kromozoma sahibiz; biz sizden farklıyız ve bu yüzden biz üstün insan ırkıyız! » diyene ve kanıtlayana kadar hepimiz aynı kökün dallarıyız..

Gezegenimizdeki hayvan ve insan türüne ait ortak temel içgüdüler beslenme, korunma ve cinsellikle  özetlenebilir;  ama, insanı insan yapan, bu içgüdülerin daha da üstüne çıkabilmesi, düşünüp maddi ve manevi değerler yaratabilmesidir. Dünya` nın değişik bölgelerine dağılıp mutasyonlar geçiren insanlar, yaşadıkları bölgeleri etkileyip birçok değişiklikler de gerçekleştirdiler. Mağaralara basit şekiller – resimler çizerek yaşadıkları yerleri betimlediler; avcılık yaptılar; toprağı işlediler; hayvanları evcilleştirdiler; bunları yaparken de küçük klan grupları oluşturdular ki, kendilerini ve sahip oldukları şeyleri diğer klanlara karşı koruyabilsinler. Ben bu klanları bugünkü ulusların en ilkel şekilleri olarak görüyorum.. Bu küçük insan toplulukları, daha sonraları, alışveriş yaptıkları yakın komşu klanlarla da birleşerek daha büyük çıkar topluluklarını meydana getirdiler. Gelişen üretim ve ticaretle birlikte sözlü – yazılı yasalar, gelenek ve görenekler oluşmaya başladı. Aynı coğrafi bölgede ortak bir üretim, ticaret, dil, dinsel inanç, davranış biçimleri,  karakter,  töreler ve benzerlerine sahip olan bu topluluklar ilk ulusların basit örneklerini oluşturdular: Asya` da bir Göktürk Devleti doğdu. Başka zaman ve coğrafyalarda da bu iradi oluşumlar bir İngiliz, bir Fransız, bir Alman ve benzeri ulus devletlerini ya da devletçiklerini doğurmuştur; bu süreç, gezegenimizdeki  bu eko- politik sistem sürdükçe, sürecektir. Güçlü ve sağlam olanlar gelişerek var olacak, zayıf ve çürük olanlar ise eriyerek yok olacaktırlar..

İnsanlık tarihi boyunca genlerimiz değişime uğramış olsa da, bugün bazı ırkçıların söylediği,  « Türk kanı » , « Ermeni kanı » , « Kürt kanı » gibi bir ulusa ait kan hiçbir zaman olmamıştır; insanların kanı hep pozitif ( + ) ya da negatif ( – ) A / B / AB / 0 grubu olmuştur. Hiçbir ulus da saf bir haplogruptan oluşmamıştır. Örneğin, Göktürk İmparatorluğu' ndaki Türk Ulusu Asya` da bulunan birden fazla haplogruptan ( R1a, R1b, P, Q, N, C3, O )  insan topluluğunu bünyesinde barındırıyordu. Asya’ nın doğusundaki çekik gözlü esmer bir Hun Türkü ile Avrupa’ daki sarışın mavi gözlü bir Kıpçak Türkü ( Atatürk` ün de bir Kıpçak olduğu söylenir) arasında bile büyük mutasyon farklılıkları bulunmaktadır. Kaldı ki, bugün bile Avrupa` daki hemen tüm ulus devletlerin sınırları içinde  dört ya da beş ayrı haplogruba ait insanlar bulunmaktadır; ama, bu ayrı haplogruplara ait aynı insanlar İngiltere de kendilerine İngiliz, Fransa da Fransız, Almanya da Alman demektedirler. Yani, kapalı bir coğrafyaya ( Japonya ve Çin gibi ) sıkışmış izole toplumlar hariç,  gezegenimizde homojen bir haplogrubun temelini oluşturduğu bir ulus devlet bulunmamaktadır!.  Günümüzde savaşlar ve yoksulluğun neden olduğu göçlerle bütün haplogruplar hızla hareket etmekte ve hatta A.B.D. gibi yeni devletler dahi oluşturmaktadırlar.

Bu rengarenk devinim istense de, istenmese de akmaya devam edecektir. İnsanlığın geçirdiği mutasyon farklılıkları ve inanç çeşitliliğini sevmek ya da sevmemek sizin politik - estetik duygu ve düşüncelerinizle ilgili bir seçimdir, kişiseldir.  Kimse bir başkasını kendi kültürünü benimsemediği, rengini güzel bulmadığı ya da sevmediği için kınayamaz, ırkçılıkla suçlayamaz!

Biliyoruz ki, bu gezegendeki değişmeyecek tek gerçek  "devinim"dir.  İnsan ve D.N.A.` sı da tıpkı duygularımız, düşüncelerimiz, teknolojimiz gibi hep değişmeye devam edecektir.   Bu sırada akan zamana uymayan bazı inançlar ( Olimpos Tanrıları gibi ), bazı ulus ya da din devletleri ( Osmanlılar gibi ) ile insanlığın bir kısmı da iç ve dış savaşlar, açlık, cehalet, salgın hastalıklar ve benzeri nedenlerle yok olmaya devam edecektir.

Uzun sözün kısası, hepimiz aynı köke ait insanlarız;  gelecek zamanlardan birinde altıncı duyumuz iyice geliştiğinde, birbirimizin duygu ve düşüncelerini telapatik olarak okuyabildiğimizde, kötülüğün insan beyninde saklanacağı zırhlı bir köşe kalmadığında, yani belki de birkaç bin yıl sonra, neye benzeriz bilmem ama,  kusursuz insanlar olacağız. Tabi, o zamana kadar bu gezegeni ve kendimizi yok etmezsek!.

O zamana kadar sevgiyle, iyi insanlarla birlikte kalın!.

Genetik Kromozon kişi kişilik ırk DNA Kenya Homo Sapiens Afrika
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA TÜRK DİL DEVRİMİ’NİN 87’NCİ YILI KUTLANDI
STOCKHOLM’DA TÜRK DİL DEVRİMİ’NİN 87’NCİ YILI KUTLANDI