ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
ATATÜRK’ÜN VASİYETİNİ İPTAL ETMEK
NORVEÇ – ADD İKİNCİ OLAĞAN KONGRESİNİ YAPTI
Bu yazı 06 Nisan 2018, Cuma 00:04:07 tarihinde eklendi. 215 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

REFAH, ATILAY VE DUMLU’YU BİRLEŞTİREN GİZEM - Türker Ertürk

REFAH, ATILAY VE DUMLU’YU BİRLEŞTİREN GİZEM

Dün (4 Nisan 2018), Dumlupınar Denizaltımızın 65 yıl önce tatbikattan dönerken Çanakkale Nara Burnu açıklarında İsveç bayraklı Naboland gemisi ile çarpışarak batışının yıl dönümüydü. Bu nedenle, şehitlerimizi anmak için İstanbul Boğazı’nda, Sarıyer’de toplandık. Dumlupınar’da şehit olan Deniz Kurmay Albay Hakkı Burak’ın kızı Zeynep Burak Uras (1937), E. Büyükelçi Müfit Özdeş, E. Büyükelçi Aydemir Erman, E. Amiral Cem Gürdeniz, E. Deniz Albay İbrahim Akkaya, İsmail Böcek ve İrfan Terzi de aramızdaydı!

 

Bu kazada 81 denizcimizi kaybetmiştik.  Ama biz dün Sarıyer’de; Cerbe’den İnebahtı’ya, Preveze’den Navarin’e, Çeşme’den Kıbrıs’a, Refah’tan Atılay’a, Dumlupınar’dan Kocatepe’ye ve günümüze kadar verdiğimiz tüm deniz şehitlerimizi rahmetle, saygıyla ve minnetle andık.

 

Birleştirmek Yanlıştı ve Hatalıydı!

 

Eskiden, 4 Nisan’da Dumlupınar’la birlikte tüm deniz şehitlerimizi anardık. Esasında; 2000’li yılların başına kadar deniz (4 Nisan), kara (25 Nisan), hava (15 Mayıs) olmak üzere şehitlerimizi ayrı ayrı, anlamını tarihin içinden bulduğu kendine has gününde anımsar ve anardık. Bu tür anma törenleri, gelenekleri ile öne çıkan ülkelerde ve o ülkelerin silahlı kuvvetlerinde hala böyle yapılıyor. Ne yazık ki; ülkemizde bu değiştirildi ve tüm şehitlerin anılması aynı güne yani 18 Mart’a alındı.

 

Hâlbuki bu yanlıştı! Ayrıca, seçilen tarih de hatalıydı. 18 Mart 1915; zafere ulaşılan bir tarihti, şehitlerin anma günü olarak seçilemezdi. Ama deveye sormuşlar “Boynun neden eğri?” diye, deve de “Nerem doğru ki?” demiş. Bu nedenle, bugünkü yazımda bu konuya daha fazla değinmeyeceğim.

 

Sadece Beş Denizci Kurtulabilmişti

 

65 yıl önce, Dumlupınar Denizaltımız, NATO’nun Akdeniz’de icra ettiği Blue Sea adlı tatbikattan dönerken, Çanakkale Boğazı’nda, İsveç bayraklı Naboland yük gemisi ile çarpışarak battı.

 

Olay, 4 Nisan 1953’de, sabaha karşı saat 02.10’da, Çanakkale Boğazı’nın en dar yeri olan Nara Burnu açıklarında gerçekleşmişti.  O gün Dumlupınar ve I. İnönü denizaltıları, beraber tatbikattan dönüyorlardı. Önde Dumlupınar, arkada I. İnönü vardı. Naboland, baş torpido dairesinin sancak tarafından Dumlupınar’a çarptı. Çarpma esnasında; yelken diye tabir edilen denizaltının köprü üstünden 8 denizci denize düştü. Bunlardan ikisi pervanelere takılarak, biri boğularak yaşamını yitirdi. Toplamda sadece 5 denizci kurtulabilmişti.

 

Kurtarma Operasyonu Başarılı Olamadı

 

Çarpışma nedeniyle, baştan aldığı yarayla Dumlupınar öylesine hızlı batmıştı ki; gemide bulunan 81 denizciden yalnızca 22’si su almayan ve sağlam kalan kıç torpido dairesine sığınabilmişti. Burada mahsur kalanlar, yardım alabilmek için battı şamandırasını su yüzüne fırlattılar.

 

Güneşin doğması ile beraber, su yüzüne atılan şamandıra görüldü. Saat 11.00 sularında, kurtarma çalışmalarını yapacak olan Kurtaran gemisi kaza mahalline geldi. Kurtarma çalışmaları 72 saat boyunca, aralıksız sürdürüldü. Şiddetli akıntı, derinlik, şamandıra telinin kopması ve daha bir sürü şanssızlıklar nedeniyle kurtarma çalışmaları başarılı olamadı ve denizcilerimizi kaybettik.

 

Denizcilik Zor İştir

 

Denizcilik, gerçekten zor iştir. Yürek ister, bilek ister, kafa ister, sevgi ister… Gemiler, esasında cansız demir yığınlarıdır. Bu cansız demir yığınlarına can ve ruh veren, içinde yaşayan ve çalışan denizcilerdir. Dumlupınar’a da bu ruhu ve canı verdiler. Ama elim bir kaza neticesinde, onunla birlikte mavi suların derinliklerine gömüldüler.

 

Berke İnel, Dumlupınar ile beraber denizlere gömülen ve mezarı denizler olan Şehit Astsubay Sait Yıldırım’ın kızı. Babasını Dumlupınar ile beraber tatbikata göndermeden önce yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “O gün okula gidecektim. Tam çıkacağım sırada geriye döndüm ve koşa koşa babamın yanına gelip sarıldım. ‘Babacığım n’olur gitme. Ben senin gitmeni istemiyorum’ dedim. Bana döndü ve ‘Gitmem gerek. Bir gün anlayacaksın. Vazife çok kutsaldır ve ben bir askerim, gitmem gerek’ dedi. Gidiş, o gidiş…”

 

Hala Babasının Anılarıyla Yaşıyor

 

Dumlupınar; her geçen dakika yaşam umudunu kaybetmesine rağmen Çanakkale Boğazı’nın derin sularından su sathına yükselen Astsubay Selami’nin “Vatan Sağ Olsun” sesinde somutlaşan kahramanlıktır. Dumlupınar; “Ah Bir Ataş Ver” ile sonsuza kadar gözlerimizden yaşlar süzülerek söyleyeceğimiz türküdür. Dumlupınar; sevgilisiyle ışıldak-fener ile mors alfabesi üzerinden haberleşen, sahilden gelen “seni seviyorum” mesajına “sonsuza kadar” yanıtını veren ve sevgisiyle beraber denizin derinliklerine gömülen denizciyle, hazin bir aşk hikayesidir.

 

Dumlupınar’da şehit olan denizcilerimizden biri de Albay Hakkı Burak’tı. Albay Hakkı Burak, Dumlupınar ve I. İnönü denizaltılarının komodoruydu. İlerlemiş yaşına rağmen, ruhen gençliğini hala koruyan ve anma töreninde dün bizimle beraber olan Zeynep Burak Uras, babasını kaybettiğinde 16 yaşındaydı. Hala babasının anılarıyla yaşıyor.
 

 

Gitti de Gelmeyiverdi

 

Dumlupınar, Çanakkale Boğazı’nda batan ilk denizaltımız değildi. 11 yıl önce adını Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği ve Haliç Tersanesi’nde inşa edilerek 19 Mayıs 1939’da denize indirilen Atılay denizaltımız da Çanakkale Boğazı’nın girişindeki derin sularda yatıyor. Atılay, 14 Temmuz 1942’de boğaz çıkışında daldı, mayına çarparak 39 denizcimizle birlikte battı.

Ünlü ses sanatçımız merhum Hamiyet Yüceses’in eşi Astsubay Başçavuş Yüceses de Atılay’da şehit olmuştu. O sırada Maksim Gazinosu’nda sahne alan Hamiyet Yüceses, sevgili eşini son yolculuğuna “Gitti de Gelmeyiverdi” şarkısıyla uğurlamıştı.
 

Ruhları Şad Olsun
 

Dumlupınar’ı, Atılay’ı ve 23 Haziran 1941 gecesi Mersin açıklarında İtalyan Ondina adlı bir denizaltı tarafından torpillenerek batırılan Refah gemisini birbirine bağlayan hüzünlü bir ilişkiden bahsederek yazımı sonlandırmak istiyorum.
 

Refah, İngiltere’ye gitmek üzere Mersin’den kalkmıştı. II. Dünya Savaşı’nın içindeydik (1939-1945) ama Türkiye tarafsızdı. Yine de batırıldı! Refah’ta; Oruç Reis, Murat Reis, Burak Reis ve Uluçali Reis denizaltılarının personeli vardı. Bu olayda sadece 32 kişi kurtulabildi. Bunlardan birisi de Astsubay Kemal Dağaşan’dı! Kemal Astsubay, Mersin açıklarında ayrıldığı silah arkadaşlarına, bir yıl sonra Atılay’la Çanakkale Boğazı açıklarında kavuştu.

Yine Refah’tan sağ olarak kurtulan 32 kişi arasında yer alan Astsubay Ömer Öney, silah arkadaşlarına 12 yıl sonra Dumlupınar’la Çanakkale Boğazı, Nara açıklarında kavuştu. Hepsinin ruhları şâd olsun.

Yazdır Paylaş
Diğer Türker Ertürk Yazıları
isvecpostasi.com