23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 12 Mayıs 2018, Cumartesi 01:00:49 tarihinde eklendi. 361 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İki On Beş Yıl - Günay Güner

İki On Beş Yıl

Her anına hile hurda katmakta mahir Türkiye yönetimi, hiçbir zemini bulunmamasına karşın halkı seçime götürüyor. Adı erken seçim oldu. Oysa her şey için çok geç… Öyle olmasa “Son şans, son şans” denilip durulmazdı. Bu son şans durumuna nasıl gelindi? Cumhuriyetin ilk on beş yılı, kuruluş dönemini ortadan kaldırma operasyonlarıyla gelindi. Bu operasyonlarda dinci gericiler başroldeydi. Ne ki şimdi mağdurları oynayan saz arkadaşları geri durur mu? Onlar da canla başla cumhuriyet yıkımına çalıştılar; zırcahil çokbilmiş liboş takımı, asimilefobik Kürtçüler…

Önümüzde çok anlamlı iki on beş yıl var. İlki cumhuriyetin kurucu on beş yılı, öbürü 2002-günümüz aralığı üzerinden düşünülebilecek, ilk on beş yılla rövanşa adanmış, reklam arası zırvalarıyla halka yutturulmaya çalışılan ikinci on beş yıl. Cumhuriyet ağır sanayisine, tarımına, ülkeyi uçtan uca kat eden demiryoluna, şeker, dokuma fabrikalarına, maden işletmelerine, araştırma merkezlerine, kültür devrimine, bilimsel üniversitelerine, uçak fabrikasına…kadar tüm kurumlarını, güçlü biçimde kurdu. Devlet, yoksulluğu ortadan kaldırmak amacıyla her alanı düzenledi.

Ya ikinci on beş yılın aktörleri?.. Zaten yapmak için değil, yıkmak için (ve alabildiğine kuşkulu biçimde) geldiler. Cumhuriyetin, toplu iğne bulunmaz koşullarda, bin bir engelle savaşarak kurduğu tüm fabrikalar ve kuruluşlar, önce yıllarca, bile isteye yatırım yapılmayarak, ardından “zarar ediyor” yaftası asılarak, Fransalara, İsraillere, Amerikalara, İngilterelere…(“babalar gibi”) satıldı. Okullarda aydınlanma birikimiyle ilgili zerre kadar bilgi bırakılmadı. Ulusal bayramlar kutlatılmamaya çabalandı. Ulusal ant kaldırıldı. Mustafa Kemal’siz Çanakkale Savaşları anlatabilme başarısına imza atıldı. Bugün milliyetçiliği, “hamt olsun,” kimseye bırakmayan kişi, oy uğruna Oslo, Habur, Dolmabahçe…görüşmelerini düzenledi. İmralı’ya gitmek, İstanbul’a gitmekten daha kolay oldu. Suriye emperyalistlerin saldırısına açıldı. Yüzbinlerce Suriyeli öldürüldü, hastalıklardan, açlıktan, göç yollarında canından edildi. Kafa kesenler Hacı Bayramlarda, İstanbul Çarşambalarda, Fatihlerde rahatça dinci sapık topladılar. Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de defalarca patlatılan bombalar altında gencecik dersane öğrencileri bile paramparça edildi. Tek kurşun atılmadan Yunan adalarımızı işgal etti. Yıllarca her üniversite kayıt günlerinde, tren, otobüs garlarına gençleri avlama masaları koyduran, Fethullah denen salya sümük CIA ajanı manyak vaiz (geçmişte “Gizlenin ha! Zamanı gelecek” kasetleri bile çıkmışken) “birisi”ni, birilerini aldatabildi ve darbe girişimini yaptı; müritleri generallere, subaylara Meclis’i, Genelkurmay’ı…bombalattı. Daha hangi birini sayalım… On beş yıla bu kadar felaket biraz fazla değil mi?

Bunlar olurken günümüzün akademisyenleri, Boğaziçili, Sabancılı, Bilgili ve hatta ODTÜ’lü üniversiteliler ne söylüyor, ne yazıyorlardı? Türban modernliğin simgesidir. Cumhuriyet “elitleri” mütedeyyinleri ezdi, şimdi sıra mütedeyyinlerde. Kemalizm diktatörlüktür, vesayettir; halkları baskılamış, asimile etmiştir. Tarikatlar, cemaatler, ayrılıkçılık özgür ve serbest olmalıdır… PKK terör örgütü değildir. PKK propagandası suç olmamalıdır… Yemleme, düzeltiyorum, fonlama ustası Avrupa Birliği’nin her rütbeden sözcüleri, yetkilileri de birebir aynısını söylüyor, yazıyorlardı.
 

Şimdi ek olarak ne söylüyorlar? Gericilik bizi içeri atıyor, gericilik bizi dövüyor.
 

Hayır efendi. Gericilik 1939’dan, 1950’den, 1968’den, 1971’den, 1980’den beri ne yaptıysa onu yapıyor. Sen görmüyordun. “Düşmanımın düşmanı dostumdur,” diyordun. Ne kadar devrim karşıtı iş varsa, tümünü “Kemalizm”e fatura ediyordun. Bir yandan da o devrim karşıtlığının iki merkezi ABD ve AB ile can ciğer kuzu sarmasıydın. Hâlâ öylesin, öyle kalmaya kararlısın. Senin o çarpık bakışında, kimse sana “ABD-AB emperyalisttir, insan hakları düşmanıdır” dedirtemez! Bu güçler Uğur Mumcu’yu, Ahmet Taner Kışlalı’yı, Bahriye Üçok’u, daha nicelerini öldürtürken; PKK’yi sürekli beslerken, TSK’ye Fethullah çetesi üzerinden, en az on yıl operasyon düzenlerken hiç sesiniz çıkmaz.
 

“Kullanışlı salak” olmak, bugün bile ulusçulara, Atatürkçülere “Sizi de biliriz” parmakları sallamak marifet değil. İş o ki zamanında gerçekleri göresin. Tabii ki vicdanına kulak verirsen…
 

Hayrettin Karaman şarlatanı çıkmış “Zaruretler yasakları kaldırır”, “Toplumun ihtiyacı zaruret sayılır” başlıkları altında (konuyu faizmiş, krediymiş gibi göstererek) kendi kitlesini ilkesizliğe, kuralsızlığa hazırlarken, vesayet uzmanları neredeler? Fetvacı “toplumun ihtiyacı” bulunduğunu, “zaruret” durumunu belirlemiş, kararı vermiş; kitlesine “İçiniz rahat olsun; her iş serbesttir; zaruret durumundasınız” demeye getiriyor.
 

Oysa bir zamanlar liboşların dilinden bile “Medine vesikası”, “Senin dinin sana, benim dinim bana”, “milli irade”, “dine saygılı laiklik”, Beyaz parti demokrasiyi getiriyor, vesayeti kaldırıyor lafları eksik olmazdı. (Şimdi de içlerinden, sessizce aynı sözleri ettiklerinden kuşkuluyum!)
 

Gericinin adı üstünde, ne ettiği bellidir de sorum cumhuriyetin on beş yılına içtenlikle (ama doğaldır ki dayanaksızca) kuşkulu bakanlara; hâlâ aynı kanıda mısınız?

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com