23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 13 Mayıs 2018, Pazar 22:58:32 tarihinde eklendi. 250 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

- Dr. Azime Sönmezer

"Quid verba audiam, cuIm facta videam?" 
Marcus Tullius Cicero

 

Tarihsel gelişimimiz içinde sürekli araştırıp açıklamaya çalıştıklarımızdan birisi de ÖĞRENME. Kasıtlı olarak bir şeye odaklanarak onu kelimesi kelimesine ezberleyebiliyoruz. Ezbere söylenip yazılanların  mutlaka bizim ezberimizde olması da şart değil. Ezberimizdeki otomatiklige uyan ve o anda karsımıza çıkanı anlayıp arastırmadan kelimelere dökülüp kullanılıyor, hakkında fikir yürütüyoruz. Sosyal paylaşım sitelerindeki kopyala yapıştır gibi... İşte burada da insanın aklına Ziya Paşa‘nın şu meşhur sözü geliyor: “Ayinesi iştir kisinin láfa bakılmaz/Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.“


Öğrenme psikolojisi, ister  kasıtlı ister gündelik-tesadüfü ya da tecrübe yoluyla kazanılmış bir bilginin; Öğrenilmis olduğunu o bilginin ancak kisinin duygusal, düsünsel ve davranışsal bütünlüğünde istikrar gösteren bir değişime yol açabilmişse kabul eder.

 
İlim ilim bilmektir,

ilim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsen,

Bu nice okumaktir. 
                         Yunus Emre


Yaşam boyu devam eden ilme,bilgiye gereksinim eğitim kurumlarıyla sınırlı olan bir sürecten çıkarak evde, sokakta yasşmın her anında ve alanında devam etmektedir. Zihinsel bir terim olan öğrenme ve bilme gereksinim, kisinin kendisini tanımasıyla, içinde olduğu durumun belirsizliklerinin farkında olmasıyla dogru orantılı olup, ihtiyaç duyduğu bilgiyi doğru zamanda ve doğru yerde bulmaya yönelik davranışlarda bulunmasıdır.


Televizyondan önce kitapların bu arayışlara cevap verdiğine ve insanları uzaklara götürdüğüne inanılıyordu. Televizyon insan yaşamında yer almasıyla  onun okuma yazma bilen ile bilmeyene aynı hız ve mesafeden ulasacağına, onları yaşamın ve çevrenin gerçeklerine daha kolay eristireceğine, böyle gerçeklere daha kolay adapte ederek daha sağ duyulu hareket ettirebileceğine dair duyulan güven, bu teknoloji harikasının zaman içerisinde her an, her mekanda ve her izleyici kitlesine cok düşük bir maliyet ve zahmetsiz ulaşabilme özelliğiyle daha  da artmıştır.  

 

 

Yanlışta gerçek yaşamaz, Adorno

 


Ekonomik, sosyal ve duygusal açıdan kendilerini yorgun, ve bazende bir çıkmazda hisseden seyircisine rahatça seyredebileceği kolay anlaşılabilen içeriklerle, çaresiz hissetdikleri konularada  yapay çıkış yolları sunarak sorunlarından uzaklasttırmış, uzakları da bir düğme mesafesinde yakınlastırmıştır.

Eğitici ve bilgilendirici programların yerini reyting sağlayacak her türlü içeriğin kabul görüldüğü programların yer almasıyla, gün geçtikçe sosyal uçurumları kapatma idealinden süratle uzaklaşmıştır. Topluma, ihtiyaçları olan bilginin kendisinde olduğuna inandıran bu çağdaş öğretim aracı seyircisine ilk insandan bu yana değişmeyen beslenme ve barınma kaygısını gidermeye çalışan seçenekler sunmaktadır. Büyük bir inatla kitlesine; ne ve nasil pisireceğini, ceyizinin ve evinin nasıl olacağını,,ne giyeceğini, nasıl yasayacağını tekrar tekrar anlatmaktadır. 
 

1990 yıllarının sonlarından itibaren yapılan ve sayısı hergün artan kadın programlarında „sansasyonel iceriğini kuvvetlendirmek icin zamanla yeni yüzlere gerek duyulmuş ve yine aynı nedenden dolayı gittikçe konuların özüne dikkat edilemiyerek beslenme ve sağlık konularında da maalesef belirgin bir ticarileşmeye gidilmiştir. Zeytin ekmeğin sınıf atladığı bir toplumda bir öğün yemeğin neredeyse bir maaşa denk geldiği tariflerle dolu programlarda günün önemine uygun olarak sakızın oruç bozup bozmadığına yanıtlar aranmaya, kişinin nelerle uğraşacağını dikte etmeye devam edilmiş ve edilmektedir.
 

Televizyon, insanlığın tarihsel gelişimi boyunca sevmek, adaletli  ve mümkün olduğu kadarıyla kaygısız, korkusuz bir yaşama duydukları istek ve gereksinimlerini de unutmamış, çöpçatanlık yapmış, onun kaldırılmasıyla genellikle aynı kadroyla kayıplar aramaya, anneyi çocuğuna, çocuğu babasına yıllar sonra kavuşturmaya, cinayetler çözmeye baslamıştır. Seyircilerinin de birebir katılarak fikir yürütebildiği, kavga, gürültü, ağlama, asağılama vs.nin bollukla sergilendiği programlarla duygusallığın ve endişenin dozunda adeta yarışa girilerek toplumun empati, korku ve güven dinamikleri ile oynanmaktadır.
 

Kitlelerin dikkatini farklı içeriklere yönlendiren, toplumsal algıda oynayan TV-dizileri bol tekrarlarıyla üstlerine düşen eğitici ve öğretici rolü yerine gettirmektedirler. Saygın bir oyuncumuzun bu carkın içinde olmak istemeyerek tek geçim kaynağı olan oyunculuğu bırakması ve mesleğine hasret vefat etmesi tüm sosyal medya kullanıcısının  gururla paylastığı örnek davranış olmuş, alkışlanmıştır.. Ama genelde ezberlerde olduğu gibi çogunluğun davranış bütünlüğüne girememiş, yerini yeni bir ezbere bırakmıştır.

Sokak röportajlarinda da gördügümüz gibi, eliyle koluyla bile olsa sırf bu sihirli kutuda görünebilmek için sürekli kamerayı takip eden ve programda gözüken el-kol fotolarını da sosyal paylaşım sitesinde paylaşanların sayısı hiç de küçümsenememektedir. Third-Person- Effekt, insanların genel olarak kitle iletişim araçlarından başkalarının kendilerinden daha fazla etkilendiğini varsaydığını ima eder. Gercekte ise giderek artan ezbere bir saygınlık göstergesi olarak kullanılmaktadır. Bu hengamenin arasında geleneksel kültürün, gerçek önder ve aydın kavramlarının, bilimin, sanatın saygınlık ve geçerliliğinin ortadan kalkmasındaki ezber artık davranış bütünlüğüne girmiş öğrenilmiştir.

Yazdır Paylaş
Diğer Dr. Azime Sönmezer Yazıları
isvecpostasi.com