23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 02 Temmuz 2018, Pazartesi 23:24:17 tarihinde eklendi. 296 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Sivas Kıyımı ve Batının Siyasası - Günay Güner

Sivas Kıyımı ve Batının Siyasası

Belirtmeli ki Batının bakışı ve uygulamaları geçmiştekinden daha ikiyüzlüdür. Bugün Türkiye’nin saygınlığı bunca azalmışsa, baş sorumluları ülke içindekiler kadar Batı güçleridir; adını tam koymalı: emperyalizmdir. Çabamız sorumluluğu Türkiye’den başka yerlerde aramak değildir. Her gücün payına düşeni ortaya koymak gerekir.

Türkiye tarihindeki gerici ve bölücü ayaklanmaların, Türk Devrimini boğma çabalarının ardında Batı emperyalizmi vardır. Bu bilimsel bir gerçektir ve bu gerçek 31 Mart gerici ayaklanmasına kadar uzanır (Bkz. Doğan Avcıoğlu, “31 Mart’ta Yabancı Parmağı”, Kaynak Yay., 2014). Evet, Batı emperyalizminin sorunu Atatürk, Türk Devrimidir. Türk Devriminin kuruluş değerlerine bağlı biçimde sürmesine kesinlikle ve hiçbir biçimde engellemekten, yozlaştırmaktan, elinden gelirse yok etmekten geri durmayacaktır. Çünkü Türk ulusunun özgüveninin, omurgasının başat dayanağı Atatürk Devrimidir. Batı bunu herkesten iyi bilir; yediği ilk tokadı unutmaz. Bu savımızı karalamaya, yadsımaya çalışanlar boşuna çabalarlar.

Bugün, iktidarlarını borçlu oldukları güçlerin, Batıyı kendilerine düşman göstererek “mağduriyet” primi sağlamaya çalışmalarına ancak gülebiliyoruz.

Avrupa Birliği organları da ABD organları da yıllardır Atatürk Devriminin kalıtını “vesayet”, dinci ve ayrılıkçı-etnik devrim karşıtı güçleri demokrasi, insan hakları şampiyonu saydı, her anlamda, sürekli destekledi ve yüceltti. Oysa her iki devrim-cumhuriyet karşıtı güç de eleştiriyi, demokratik ilişkileri kabul etmez yapılardır. Dincilik küfür sayar öldürmeye kadar vardırır; etnikçilik soyuna hakaret sayar yine öldürüme kadar vardırır.

Amerikasına, İngilteresine, Avusturyasına, İspanyasına kadar bu devletler tüm Türkleri ülkelerine sokmama uygulamalarını ağırlaştırdılar. Tüm Türkleri derken haksızlık etmemeli, FETÖ gericilerine, PKK kıyımcılarına kucak açmakta kusur etmemekteler. Olan Türk ulusunun laik, aydınlanmacı kesimine olmaktadır. Önce iktidar yap, belayı aç, ardından aşağıla!..
 

Sivas Kıyımı sanıkları için de öyle olmadı mı? Biz mi yanlış biliyoruz? Bu elikanlılar kapağı Arabistan’a değil, Avrupa ülkelerine, özellikle Almanya’ya attılar ama bu ülkeden sert önlem, geri gönderme, kınama görülmedi. Almanya’nın Metin Kaplanlara, milli görüşçülere, Rabıtacılara yurt, yuva oluşunu da unutmamalı. Günümüzde de durum değişmiş değil. Türkiye aydınlanması için düşman ne varsa, Batı için iyidir. Köy enstitülerinin kapatılmasında Batı parmağı yok mu sanırsınız? Tefeci, vurguncu, işbirlikçi bürokrat her kalkışmasında yanında emperyalizmi bulmuştur.

Oysa bumerang Batıya da dönmekte, yarattığı canavar Batıyı da vurmaktadır. 11 Eylül, Paris Saldırısı, Almanya saldırıları, öldürümleri, Charlie Hebdo Kıyımı… Ne gam, emperyalizm ne başka halklara acır ne kendi halkına acır. CFR (The Council on Foreign Relations-ABD Dış İlişkiler Konseyi), Bilderberg… dünyayı altüst eden kararları alır ve uygular.   

Gelin de yine Mustafa Kemal Atatürk’ün o çözümlemesini anımsamayın. Yaklaşık şöyledir: Hiçbir ulus yoktur ki yabancıların desteğiyle, aracılığıyla gelişsin, aydınlansın…

Bu gerçeği anlamak için, Batının “esmer tenlileri”, “kara kafalıları” olarak kaç kazık daha yememiz gerekiyor?..

Yazdır Paylaş
Günay Güner - 2018-07-08 22:03:41

Sayın Büker, Yazıma ilginiz için çok sağ olun. Olanaklar sağlandığında, kamusal yönetim erkleri, devlet görevini yaptığında halk aydınlanmaya direnç göstermemekte, uyum sağlamakta, değerini bilmektedir. Bunun belirgin örneği Türkiye yakın tarihindeki köy enstitüleri uygulamasıdır. Halk kurulsun demedi ama kapatılmasını da istemedi. Kapatan güçler halkın aydınlanmasını sınıfsal, izlemsel (stratejik), küresel çıkarlarına aykırı gören (ki doğrudur) derebey, dinci bağnazlık, tefeci sömürücü, işbirlikçi bürokrat, emperyalizmdir. Birleşik Krallıkla yapılan savubma antlaşmasının tarihi ilginçtir: 1939. Atatürk’ün ölümünü beklemiş gibidirler. Saygılarımla. Günay Günerrn

buker - 2018-07-06 14:49:37

Sayın Güner, Bir 'yorum denemesi' olarak şu soru aklıma geliyor: Toplumun 'geriliğe' sanki eğilim göstermesi, gerçek doğal sosyolojik iç-itilerin olağan bir sonucu mudur, yoksa emperyalist dayatımlar - yönlendirmeler - gelişimi pilânlı engelleme uygulamalarının sonucunda toplumun koşullanarak bilinçsizce davranması olayı mıdır? (Bunu söylerken, binyıllara dayanan akıllı ve akılcı emperyalist emellerin, kapitülâsyonlar - özel ayrıcalıklar - kabûl ettirilen anlaşmalar - misyonerlik uygulamaları vs. biçimindeki çalışmalarını da aklıma getiriyorum) Saygılarımlar buker

Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com