23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 04 Temmuz 2018, Çarşamba 13:12:36 tarihinde eklendi. 785 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TÜRKİYE İZLENİMLERİM - Mustafa Sönmez

TÜRKİYE İZLENİMLERİM

Tatil amaçlı ülkem Türkiye’de bulunuyorum. 24 Haziran seçimlerini Antalya sokaklarında dolaşarak, bazı seçim yapılan yerleri ziyaret ederek gözlemlerde bulunmaya, bir düşünce edinmeye çalıştım. Oy kullanan vatandaş oldukça sakindi. Fakat kimim kime oy verdiği seçim sandıklarının dışındaki parti grupları açısından kolaylıkla anlaşılıyordu. İnsanlar oy kullandıktan sonra dışarıda kendisine yakın partililerle birkaç söz etme gereğini duyuyorlardı. Antalya’da seçim cephesinde durum buydu.

Peki vatandaş memnun muydu? İşte en önemli soru buydu? Vatandaşın genelde partisine bakılmaksızın değerlendirildiğinde memnun değildi. Peki, neden AKP’ye dolaysıyla partili Cumhurbaşkanına oy verdi? Bu muamma her halde Türkiye’ye, Türk halkına özgü bir durum.

Türk seçmeninin neden on altı yıldır ülkeyi yöneten ve halkı memnuniyetsizlik konumuna sürükleyen bir iktidara ısrarla oy vermeye devam etmesini nasıl görmek gerekiyor? Bu açıklamak çok bilinmeyenli bir denkleme benziyor. Bunun tek ve basit bir nedeni yok. Vatandaş genelde hem memnun değil, hem de iktidar partisine oy vermesi oldukça düşündürücü ve sosyal bilimcileri, sosyologları, psikologları hatta sosyal davranış uzmanlarını fazlasıyla ilgilendiren bir konu.

Bana göre bilinen birkaç basit neden önemli.

-Birincisi, bilinçli seçmen sayısında var olan azlık.

-İkincisi, ev, mahalle, aşiret ve iktidar güç baskısı.

-Üçüncüsü, kişilerin durumuna göre büyük ya da küçük çıkar hesapları ve işini kaybetme korkusu.

-Dördüncüsü din bazlı biat kültürü.

Basit bir örnek vermek gerekirse, zaman zaman televizyon kanallarının sokakta yaptıkları soru – yanıt biçimli çalışmalarından sosyal medyaya yansıdığı kadarıyla halkımızın büyük bir çoğunluğu “sünnet” ile “farz” arasındaki ayrımı bile bilmediklerini ortaya koyuyor. Ülkeyi ilgilendiren en önemli seçme olayında neye göre oy kullandıklarının yanıtı değil mi?

MUTFAKTA YANGIN VAR

On gündür Antalya çevresinde alışveriş merkezleri, çarşı, Pazar ve semt pazarlarını dolaşıyorum. Antalya’da Muratpaşa’daki Çarşamba Pazarı, iğne atsanız yere düşmeyecek biçimde kalabalık. Halk ucuz mal peşine düşmüş. Üç ya da beş tanesi on lira. Pazarcı, “al al, gitti gidiyor”, diye bağırıyor... Halk bir didişme içerisinde, bazen pazarcılarla müşteriler arasında hoş olmayan ağız dalaşmaları meydana geliyor.

Vatandaş mutfaktaki yangını çok iyi görüyor ama yine de kendisini bu duruma düşüren iktidara oy veriyor. Soğanın, patatesin kilosu 6 lira, kiraz on lira, limonun kilosu 10 lira, etin kilosu 50 liranın üzerinde. Emekli geçinemiyorum, diye ferevan ediyor. Avro 5,50 ve dolar 4,72. Türk lirasının değeri düşükçe düşüyor. Akartyakıt fiyatları ise 6 liranın üzerinde. Vatandaşın elindeki para bir kar gibi eriyip gidiyor ama vatandaş iktidarı değiştirmemekte oldukça inatçı...

Eflasyon ve cari açık piyasaları oldukça etkiliyor. 1 500 ile 2 000 lira arasında ellerine para geçen aileler, emekliler kara kara düşünüyorlar. Hepsinin söylediği bir tek söz var: “Bu parayla geçinilmez...” Ben de biliyorum, bu parayla elbette ve asla ay sonu getirilmez. Vatandaş hokkabaz değil ki, “hokus pokus” felsefesiyle mucize yaratsın...

Seçim sonrası zamlar yavaş yavaş gelmeye başladı. İlk elde ucuz sigara ve alkollü içkilere % 15 zam yapıldı. Bir 70’lık rakının fiyatı 112 küsür ile bunun 84 lirası vergilere gidiyor. Anlaşılan saray masraflarını bu yolla çıkarmaya çalışıyor. Devlet, çok lüks eşyelara ise, “Özel Tüketim Vergisi” uygulanmıyor. Vergiler genellikle vatandaşın cebine yönelik mallarda karşımıza çıkıyor. Üretici çiftçi umduğunu bulamadığı için soğan, patates vb. gibi ürünleri ekmekten imtina ediyor.

ANLI ŞANLI KUTLAMA

24 Haziran seçimlerinden zaferle çıkan partili cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Temmuz günü yemin ederek yeni görevine başlayacağı açıklanıyor. Yemin töreninden sonra artık “tek adam” rolünü üstlenen Erdoğan, sarayda seçkin davetlilere ağırlayacağı ve görkemli bir yemek vereceğini gösteriyor. Böylece “tek adamlık projesi” yaşama geçmiş olacak. Ülke ekonomisinin alarm verdiği, mutfakta yangının ayyuka çıktığı bir ülkede bu anlı şanlı, görkemli kutlamanın maliyeti ne? Bu para kimin, kimlerin sırtından çıkacaktır?

Anadolu’da bir söz vardır: “Borç yiğidin kamçısı” ya da “ayranı yok içmeye!..” derler. Türkiye ise tam bir borç batağında ve bu Osmanlının son durumlarını amınsatıyor. Borçlarını ödeyemez duruma düşen Osmanlı, yabancıların kurdukları “Duyun-u Umumiye” adlı kuruma borçları karşılığında vergileri toplama izni verdiği bilinen gerçeklerdir. Türkiye böyle bir yol seçer mi, seçebilir mi ya da borçların faizlerini ödemek için hangi yöntemlere başvurur, bunu zaman gösterecektir?

Ne yazık ki, televizyonlardan yansıyan görüntülere göre, mazbatalarını almaya gelen milletvekilleri meclisi bir şov arenasına dönüştürdükleri görülüyor. Kimi, yeni seçilen milletvekilleri kafalarına göre basına demeçler veriyorlar. Bu da yeni meclis yapısının nasıl olduğu konusunda çok eğlenceli, eğlendirici olduğu kadar düşündürücü ip uçları veriyor.

KEMAL SUNAL

Ünlü sinema sanatçımız Kemal Sunal ölümün 18’inci  yıl dönümünde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Kemal Sunal bir güldürü sanatçısı olarak görülmek isteniyor. Kemal Sunal’ın tüm filmlerinin altında güldürü ağırlıklı toplumsal gerçeklik, toplumsal eleştiri yatıyor. Halkımız bunu görmek, değerlendirmek yerine güldürü ögesini benimsiyor.

Kemal Sunal’ın filmlerinden bazılarının adlarını hatırlayalım ve içeriğini anımsamaya çalışalım. Filmlerin içeriği günümüz Türkiye’sinin gündemiyle çakışıyor mu, çakışmıyor mu? Bize, içine düştüğümüz gerçeği güldürü ögesi kullanarak anlatmaya çalışıyor mu, çalışmıyor mu?

Kemal Sunal, “Zübük” filminde, “Demokrasi öyle birşeydir ki... tadından yenmez, canım” repliğini kullanıyor. Alın, Kibar Feyzo, Salako, Davaro, Çöpçüler Kralı, Züğürt Ağa, Şabanoğlu Şaban, Tosun Paşa, Hababam Sınıfı vbg. filmlerini hepsi birbirinden güzel ve birbirinde farklı toplumsal içerikli ama biz sadece gülüyoruz...

Nasreddin Hocamızın fıkraları için saygıyla andığım değerli yazarımız Aziz Nesin, “Gül, düşün” adını takmıştı. Gülelim ama gülerken de düşünelim...

Başka çıkar yolumuz yok...

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com