ATATÜRK’ÜN VASİYETİNİ İPTAL ETMEK
NORVEÇ – ADD İKİNCİ OLAĞAN KONGRESİNİ YAPTI
23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
Bu yazı 18 Temmuz 2018, Çarşamba 11:25:20 tarihinde eklendi. 358 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Alevilik, Zazalık, Kürtlük… - Günay Güner

Alevilik, Zazalık, Kürtlük…

Alevilik üzerine özellikle 1980 sonrası dönemde uygulanan siyasalar, deyim yerindeyse “toplum mühendisliği” çalışmaları konuyla ilgilenmeyi gerekli, giderek zorunlu kılıyor. Bu zorunluluk ve gereksinim Alevilerin, üzerlerinden oynanan oyunlara, sömürü çabalarına yoğun tepkilerinden de kaynaklanıyor.

Bu “toplum mühendisliği”nin yönetici güçlerinin başlıca şu amaçları gözettikleri söylenebilir:
 

  • Aleviliği Türk kültürü ve tarihi kökenlerinden koparmak. (Bu kökenin bilimselliğinin onlar için önemi yoktur. Önemli olan yeni “mit”e inandırmaktır.)
     
  • Aleviliği İslam diniyle olan bağlarından koparmak.
     
  • Aleviliği bağımsız, bağlantısız, özerk bir inançsal yapı durumuna (din?) getirmek.
     
  • Sözkonusu “kimlik” siyaseti üzerinden her türlü desteği sağlamak.
     
  • İnsan hakları, kimlik, sivil toplum savunucusu, demokrat batı dünyası olarak “yeni” Aleviliği kendine bağlamak.
     
  • Yeni Aleviliği Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Troya Atı işleviyle kullanmak.


İşe “Ali’siz Alevilik” şarlatanlığıyla ivme kazandırdılar. “Ali’siz Alevilik” eşzamanlı biçimde Atatürk’süz Alevilik şarlatanlığını yarattı. İlkinin ikincisini getireceği bellidir. Bu bilimdışılık furyası Aleviliği Luviliğe bağlamaya kadar vardırıldı. (Ses benzerliği, ışık kültü…) Yetinilmedi “Aslında Alevilik Türk kültürü değildir; Zaza-Kürt kültürüdür…” demeye getirildi. Ve doğallıkla yine eşzamanlı olarak, “Türk Devrimi, Atatürk Cumhuriyeti diktatörlüktür, Kürtleri, diğerlerini ve Alevileri baskılamış, yasaklamıştır. Tekke ve zaviyeleri kapatmıştır, Vesayettir…” savları ortalığı kapladı. Herkes bilir ki böyle işler için Avrupa Birliği yemleri, affedersiniz, düzeltiyorum, fonları hazırdır; bu işler içindir, musluk sonuna kadar açılır, açılmıştır.

Türkiye’nin doğusundaki Alevilerin “Bunlar Alevi mi” diyerek, şaşkınlıkla bakakaldığı türedi Aleviler çıkar öbekleri oluşturmakta gecikmediler. Yeter ki aynı anda Alevi-Kürt-Zaza olabil! Etkinlik, konuşma, açıkoturum yaptığın yere, internet sayfana, yanına, yörene, yakınına Atatürk portresini, hele hele Türk bayrağını yaklaştırma. Bu yeteneği kazandıktan sonra kim tutar seni. Kıytırık da olsa saz maz çalıyorsan, yazıcıysan ve Türk Devrimine salvodan geri durmuyorsan, Hollanda, Almanya, Belçika, Fransa, İsveç…yolları da TV kanalları da mikrofonları da açıktır sana…  

Martin Van Bruinessen bu alanda en çok yazan çizen araştırmacılardan. İletişim Yayınevi neredeyse onun tüm kitaplarını yayımlar. İletişim Yayınevi’ni ise tanıtmaya gerek yok; kimlikçi olmayan hiçbir yaklaşımı yayımlamaz. Ya da kolay kolay yayımlamaz. Martin Van Bruinessen’in bile bilim ahlakı dürtüsüne karşı duramadığı, Aleviliğin tarihsel olarak Türk kültürünce yaratıldığını yazdığı görülür (Martin Van Bruinessen, “Kürtlük, Türklük, Alevilik-Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri”  İletişim Yayınları, 2008). Bruinessen’in doğrudan yapmayıp, ima ettiği bölümler de çoktur.

Ali taraftarlığı anlamını içeren Alevilikten Ali’yi çıkarmak çokbilmişliği bir yana Ali kimdir, sorusunun ilk andaki yanıtı bir İslam figürü, kişiliği oluşudur. Anlamak istemiyorlar ki Türkler İslamı kabule zorlanırken, Ortodoks İslamın kuyumcu terazisi biçimciliğindeki ölçülerini, ödül-ceza sistemini benimsenebilir bulmadılar. Çünkü bir yandan da göçle getirdikleri inanç dizgelerini, bir biçimde ve ölçüde yaşatıyorlardı. Kendilerine özgü, tasavvufi bir İslamı benimsedi ve yaşattılar.

Şurası da çok önemlidir: Aleviler, yaşama ve dünyaya geniş ve derinlikli insan anlayışından baktıkları için Hıristiyanı da Museviyi de önceki Anadolu kültür ve uygarlıklarının kalıtlarını da birleştirdi ve benimsediler. Alevi kültürünün oraya buraya çekilebilir sanılmasının bir nedeni de budur. Örneğin Alevi, gömüte mum yakar. Kimi Alevi ağaca çaput bağlar. İbadetini bağlamayla, dansla, deyişlerle, nefeslerle yapar…

Bu gerçek, “ilkesizlik, her duruma uyum sağlamak” gibi anlaşılmamalıdır; demek istediğimiz başkadır.  

Özellikle Alevi gençleri bu kimlik oyunlarına, mezhepçilik tuzaklarına gelmemeliler. Laiklik, Atatürk Devriminin kazanımları, dolayısıyla bilim, kültür, sanat, kitap, usçu eğitim Alevi için solunacak oksijendir, içilecek sudur; yaşamsaldır.

Bu satırların yazarının unutamadığı bir anısıdır: Yer Ankara, TC Kültür Bakanlığının Hipodrom semti yakınlarındaki dinlenme yeri. Edebiyatçılar Derneği-Kültür Bakanlığı dayanışmasıyla düzenlenen Melih Cevdet Anday Günleri. Derneğin Yönetim Kurulundayım. Bir ara oturduğumuz bir bölümde Melih Cevdet Anday, İlhan Selçuk, anımsayamadığım birkaç kişi, söyleşi olanağı doğdu. Konu nasılsa Aleviliğe geldi. Melih Cevdet Anday’ın İlhan Selçuk’un da yürekten katıldığı sözleri şuydu: “Aleviler Türkiye’nin, Türk aydınlanmasının, laikliğin güvencesidir, sigortasıdır.”

Bilmem başka söze gerek var mı?

Alevilik aşınırsa, Alevilik zarar görürse Türk kültürü aşınır, zarar görür. Eşitlik özlemi, derinlikli insan, doğa…sevgisi, türküler, danslar, halk şiirleri kalmaz. Çünkü Alevi ekinini bir an çıkarın, geriye fazla bir şey kalmaz.

Duyamadım, abartıyor muyum?..

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com