ATATÜRK’ÜN VASİYETİNİ İPTAL ETMEK
NORVEÇ – ADD İKİNCİ OLAĞAN KONGRESİNİ YAPTI
23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
Bu yazı 02 Ağustos 2018, Perşembe 12:50:16 tarihinde eklendi. 237 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

DOLAR 5, AVRO 6 TÖRKİŞ LİRA!.. - Mustafa Sönmez

DOLAR 5, AVRO 6 TÖRKİŞ LİRA!..

Türkiye ekonomisi’nin alarm verdiğini bu işin uzmanlarınca sürekli gündemde tutulduğu halde iktidar sahipleri tarafından pek de ciddiye alınmadığına tanık olduk, tanık oluyoruz. 16 yıldır Türkiye’yi yönetenlerin gerek iç gerek dış gerekse ekonomi politikalarında çuvalladıklarını da bir türlü kabul etmeyişleri de çöküntünün başlıca nedenleri arasında bulunuyor.

Biz Türkler, her olumsuzluklar karşısında başkalarını suçlamayı bir hüner olarak kabullenmiş bir çizgimiz, bir mantığımız ve alışkanlığımız var. Dolar ve Avro yükseliyor, Türk Lirası değer mi kaybediyor. Suçlusu; ya Amerika ya Batı ya da kahrolası emperyalizm ve kapitalizm. Türkiye’yi yönetenlerin hiç suçu yok!..

16 yıldır bu ülkeyi yönetenler gerçekleri göz önünde bulundurarak, olgular ve bulgular üzerinden ülkeyi yönetmek yerine; hamasi edebiyatlarla vatandaşlarını kandırmanın, onların gözünü boyamanın ve üç beş lira rüşvetle yönetmeyi seçtiler. Ünlü liderimiz her sıkıştığı zaman “kandırıldım”, “aldatıldım” sözlerine sarılarak “masum” kişi rolünü oynadı. Ve oynamaya da devam ediyor.

Fakat, dünya para piyasaları ve acımasız, vahşi kapitalizm bu oyunlara gelmiyor. Avcıların uzun kış günlerinde çevrelerine anlattıkları “avcı mavallarını” hiç mi, hiç dinlemiyor. Hani, avcının bir av olayını çok fazlasıyla abartınca, diğerlerinin “atma Recep” diye tepki gösterince, sayının düştüğü gibi.... Vahşi kapitalizm bizim “avcı Recap”e hiç benzemiyor. O’nun ayakları yere basıyor ve ülkelerin durumlarını en ince noktalarına varıncaya kadar analiz ederek, yavaş yavaş onların ruhlarını da okşayarak kazığa oturtuyor. Bu tüm gelişmemiş ve yarı sömürge ülkeleri için geçerli olan bir durumdur.

Ve, dolar 5 Türk Lirası’nın üzerine çıktı. İçpiyasa ve dış borç yükü allak bullak oldu. Uzmanlar aman, amaaaan çekiyorlar, “dövizle borçlanmayın” uyarısı yapıyorlar. Hatta bankalarda döviz bulundurmayın, bankalarda her an çökebilir diyorlar. Bütün bunlar karşısında bizim iktidar hâlâ muhteşem, görkemli bir ekonomiden ve büyüme hızından söz ediyor. Söz ediyor etmesine ama, dünya kredi kuruluşları Türk Hükümeti’nin kredisini düşürmekte hiç beis görmüyorlar. Bu kredi kuruluşları ya Türkiye’yi çekemiyorlar ya da Türkiye’ye karşı “hain”lik yapıyorlar. Tıkır tıkır, mükemmel işleyen bir ekonomimiz varken, bu kredi kuruluşlarına da ne oluyor?

Türkiye'de halk günlük olarak gelen zamlara alıştırılmaya çalışılıyor. Halk hâlâ neyin ne olduğu anlamış değil, bayramlarda, seyranlarda ücretsiz taşıma ve bir de emeklilere bir defaya mahsus ek sus payı belli bir para verdin mi, sorun çözülmüştür, diye mi düşünülüyor. Bu yılki Kurban Bayramı’nda emekliye 1000 lira ek para veriliyor. Fakat bir kurbanlığın fiyatı en düşük 1000 liradan başlıyor...

Yap-İşlet-Devret yöntemiye ve garantili işletmelerin vatandaşın cebinde milyonlarca Avro’ya mal olduğu ve mal olmakta olduğu raporlarda ortaya çıkıyor. Devlet, “Zafer Havaalanı” adıyla Afyon, Uşak ve Kütahya’ya hizmet verecek bir havaalanını “İçtaş” adlı bir şirkete yolcu garantisi verilerek yaptırılıyor. Fakat yılda iç hatlarda % 6 ve dışhatlarda % 3 yolcuya hizmet veriyor. Devlet yüklenici firma tarafından 50 milyon Avro’ya mal olan işletme için verilen müddet içerisinde 190 milyon Avro ödemek gibi bir durumla karşı karşıya bulunuyor. Tıpkı, İstanbul'daki 3’üncü köprü ve Avrasya Tüneli’nde olduğu gibi. Ülke yandaşa peşkeş çekiliyor, dolar artıyor ve vatandaş rüşvetle sus pus ediliyor. Ama, nereye kadar?... Uzmanlar aynı kentlere hizmet verebilecek başka bir havaalanının olduğunu ve düşük bir parayla genişletilerek hizmet verebileceğini dile getiriyorlar. Ne yapalım, devlet masrafı seviyor... Osmanlı çökerken dışarıdan aldığı borç parayla saraylar yaptırdığı gibi...

Türkiye’de enflasyon Merkez Bankası’nın verilerine göre % 13,4 düzeyinde görülüyor. Fakat, iç piyasada bu durum en az % 20’nin üzerinde seyrediyor. Vatandaş mutfağında korkunç bir yangınla karşı karşıya bulunuyor. Dövizle borçlanan vatandaşlar ise Nasrettin Hoca gibi damdan düşmüşe benziyor.

AMERİKALI RAHİP OLAYI 

Bildiğiniz gibi bir “Amerikalı Rahip Olayı” yaşıyoruz. Bu rahip, “FETÖ ve PKK adına suç işlediği” ve “casusluk yaptığı” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine konuluyor. Amerika başta Trump olmak üzere olaya sert bir biçimde ta ilk günden tepki gösteriyor. Rahip’in derhal serbest bırakılmasını istiyor. Eeee, ne de olsa güçlü ve dünya lideri bir devlet. Sözünü dinlemek gerekiyor. Ya, dinlemezseniz, gerisini siz düşünün türünden tehditler...

Rahip böyle bir suç işlemiştir ya da işlememiştir. Buna karar verecek olan “Bağımsız Türk Yargısı(!)”dır. Bağımsız Türk Yargısı’nın üzerinde hiçbir siyasi güç yoktur(!). Yargıçlarımız özgür iradeleri ve kanunlarımızın çizdiği çerçeveler içerisinde kararlarını verirler(!). Bu su götürmez bir gerçektir. Fakat “kazın ayağı” hiç de öyle görünmüyor. Bağımsız Türk Yargısı devlet adına bağımsızlığını iktidar sahiplerinin emrine vererek kendisini var etmeye çalışıyor. Yurt genelindeki mahkeme kararlarında çok büyük çelişkili durumlar yaşanıyor. 12 yıl önce mahkemede beraat eden (aklanan) bir karikatürü mezuniyet gününde taşıdıkları için dört ODTÜ'lü öğrenci tutuklanarak cezaevine konuyor. Hâlâ cezaevindeler. Bu öğrenciler -eğer suçları varsa- serbest bırakılarak dışarıdan yargılanamazlar mı? Bu kadar ağır suç işlediğine inanılan bir rahip, ev hapise alınarak serbest bırakılıyorsa, öğrenciler neden tutuklu yargılanıyor? Bu alanda bir anket çalışması Türkiye’de vatandaşların % 80’inin yargıya güvenmediği ortaya koyabilir.

ABD’nin tehditleri ve yaptırımlarının hiç bir biçimde savunulur, kabul edilebilir yönü yoktur. Hergün yeni tehditler gelmeye devam etmektedir. Bu Türkiye’ye ve vatandaşlarına bir hakarettir, aşağılamadır. Belki bu rahmetli İsmet İnönü’nün 1963’te Johnson’a yazdığı mektupta dediği gibi “Bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır” sözünü unutmamak da gerekiyor.

Türkiye şapkasını önüne koyarak gerek içte gerek dışta olayları gerçekçi bir biçimde analiz ederek sağlıklı adımlar atmak zorundadır. Türkiye tek adam sendromundan kurtularak “parlamenter demokratik rejimi”ni yeniden yaşama geçirmek de zorundadır. Adını bir türlü koyamadığımız “ucube” rejimden vazgeçmelidir.

Ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı uzun şiirini belleğimden düşünürken, “Dünyanın En Tuhaf Mahluku” adlı şiirindeki söyledikleri usuma takılıyor. Şair:

“Akrep gibisin kardeşim, 
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
midye gibi kapalı, rahat. 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
Bir değil, 
           beş değil, 
                      yüz milyonlarlasın maalesef. 
Koyun gibisin kardeşim, 
gocuklu celep kaldırınca sopasını 
sürüye katılıverirsin hemen 
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. 
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 
hani şu derya içre olup 
                            deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm 
                                    senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
                      kabahat senin, 
                                     — demeğe de dilim varmıyor ama — 
                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com