23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 09 Ağustos 2018, Perşembe 13:55:03 tarihinde eklendi. 349 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

DOLAR FREN TUTMUYOR - Mustafa Sönmez

DOLAR FREN TUTMUYOR

Türk ekonomisinin içerisine düştüğü/düşürüldüğü durum dün ya da bugün ortaya çıkmadı. Ekonomimiz uzun zamandır alarm vermeye başlamıştı ama AKP’li iktidar ve ekonomistleri bu durumu her defasında gölgelemeyi ve halkın gözünden kaçırmayı başarmıştı. Doların bugün geldiği noktada ”deniz bitti” sözü yerine oturmuş oldu.

Ekonominin kötüye gitmeye başlamasını en iyi anlamanın yolu hiç kuşkusuz o ülke insanın evindeki mutfağıdır. Bizim gibi uzun yıllardır tüketim ekonomisini körükleyen iktidar ya da iktidarlar halka karşı bir ”gözbağcılığı” yaptılar. Halktan gerçekleri popülist söylem ve halkın zayıf halkalarına övgüler yağdırarak örtbas etmeyi başardılar. Fakat gelinen nokta artık ”şapka düştü, kel göründü” diyor. ABD’li yetkilier dolar 7 Türk Lirasının üzerine çıkabilir değerlendirmesini yapıyorlar. Bu işin bilinçli ekonomi uzmanlarına göre, kırılgan olan ülke ekonomisi bunu kaldıramaz ama, tek adam yönetiminin umurunda mı? Tek adam yönetimi han, hamam, cami, saray yapmakla meşgul ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ek bütçe isteğini yerine getirmenin yollarını aramakta…

Fakat, bu bağlamda bugün tek adam konumuna gelen ve herşeyi kendi inisiyatifine bağlayan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Herşey geçecek” diyor ve ekliyor, ”Yastık altındaki dolarlarınızı ve altınlarınızı Türk Lirasına çevirin.” Türkiye’de vatandaşın kredi kartı borcu 75 milyar liranın üzerine çıkmış ve 1 milyon insan icrayla boğuşuyor. Acaba yastık altında dolar ve altın kimlerde var? Halkınız gittikçe fakirleşirken, zengin aksine gittikçe zenginleşiyor. Dün bankada 100 bin doları olan, bugün 40 bin Türk Lirası daha da zenginleşiyor. Bu da asgari ücretle çalışan bir kişinin üç yıllık kazancından fazla olurken, asgari ücretle çalışan cebindeki para en az % 25 değer kaybediyor. Bu durumda asgari ücret 2 bin lira değil, bin beş yüz liraya düşüyor.

Türkiye’yi yönetenler ve halkı şunu çok iyi bilmelidir ki, dünyada tüketim ekonomisiyle kalkınan, gelişen hiç bir ülke yoktur ve bunu ekonomi tarihi de yazmamıştır. Türkiye’yi yönetenler kendilerini herşeyi bildiğine olan inançlarından dolayı, kendileri dışındaki seslere, ünlü ekonomistlere kulak vermiyor, dış dünyaya kulaklarını tıkıyor ve iflas eden işletmelere hiç mi hiç bakmıyorlar. Bu karşın tek adam hamaset edebiyatına devam ediyor ve aklı başında insanlar ”ne olacak ülkenin hali” demekle sızlanıyorlar ve el ovuşturmanın ötesinde birşey yapamıyorlar. Muhalefet partileri kendi dertlerine düşmüş, koltuklarını korumanın peşindeler.

Amerika ile yaşadğımız onlarca sorundan sadece biri olan Papaz Brunson olayı bu işin sadece bir garnitürü, bir tutam tuzudur. Dolar olayını buna bağlamak aysberg’in deniz altındaki kısmını görmemek aymazlığına düşmektir. Türk ekonomisindeki yangın ABD’nin Kaliforniya Eyaleti’ni sarsan ve bir türlü söndürülemeyen orman yangından bin kat daha fazladır. O yangın 35 milyon insanı güç duruma sokarken, Türkiye’deki yangın 81 milyon insanı ilgilendirmektedir. ABD’ye göstermelik heyet gönderdik ve onlar da göstermelik görüşme turlarını sürdürüyorlar. Bizim yalaka basın ABD’de yumşama diye manşetler atıyor.

Ülkemizdeki yalaka, yandaş ya da havuz basınına bakıyorum, hiç birisi ekonomiye yönelik tek bir satır yazmıyor ve köşe yazarları da yorum yapmıyor? Acaba neden? Bu çıkarcı, üçkağıtçı basın odakları ”nemaları”nın kesileceğinden mi korkuyorlar? Kötü gidişe alkış tutuyorlar. Biliyoruz ki, batan gemiyi ilk önce onlar terek edeceklerdir ama, henüz zamanları vardır.

Ünlü şirketler çaktırmadan yeni yapılandırmalardan söz ediyorlar. Resmen yavaş yavaş biz de batıyoruz diyemiyorlar ve kulaklarını yanlış elleriyle göstermeye çalışıyorlar. Dışarıya göbeğinizden bağlanırsanız, ülkenizi çöküntüye götürürsünüz, bunu az ya da çok orta eğitimli herkes bilir ama, çeşitli nedenlere bağlı olarak o da bilmemezlikten gelir.

Hayvanlarına verceği samanı bile dışarıdan ithal eden bir ülke çöküntü girdabının içerisine düşmez de, nereye düşer? Osmanlı dara düştüğü zamanlar 1700’lere kadar zaman zaman para birimi  akça’sındaki gümüş oranını düşürmüştür. Örneğin Fatih 1462, 1470, 1475 ve 1477 yıllarında bunu dört kez yapmıştır. 1450 yılında 100 dirhem gümüşten 278 akça basılırken, bu oran 1475 yılında 355 akçaya çıkmıştır. Buna göre 77 akça fazla basılmıştır. O dönemler için bu çok önemli bir rakamdır. Acaba biz bugün paramızın neresinden eksiltmeye gideceğiz?

Bugün, tek adam yönetimine düşen görev; hamaset edebiyatından vazgeçerek ekonomik durumu tüm çıplaklığıyla halka açıklamaktır. Hazine ve Maliye’den sorumlu damat bakan, ekonomi üzerine konuşmak yerine vade uzatmalardan söz etmektedir. Vade uzatmalar, vatandaş ve işletmelerin yeni borç yapılandırmaları ekonomiyi düzlüğe çıkaracak mıdır? Hazine ve Maliye Bakanı Damat, alınacak önlemleri popülizme kaçmadan inandırıcı bir biçimde gözler önüne sermek zorundadır. TRT Müzik de, ”vur patlasın, çal oynasın” havasıyla ülke güllük gülistanlık olmadığı gibi düzlüğe çıkacak durumda da değildir.

Tek adam AKP’li Cumhurbaşkanı kendisine en yüksek oyu veren illeri dolaşarak teşekkür edecekmiş! Umarız, halkımız ”alkışçı Türk” sendromundan kurtularak ekonomik durumun hesabını vermesini cumhurbaşkanından isterler. Son günlerde yaşadıkları sel felaketindeki çarpıklığı dile getiriler. Fakat benim buna umudum yok. Bugün yeni bir seçim olsa, AKP’li Cumhurbaşkanı yine seçimi kazanır. Çünkü Türk Ulusu’nun hafızası kısadır, çok çabuk unutur. Hele hele işin ucunda biraz da çıkar söz konusuysa…

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com