İSKANDİNAVYA’DA SEÇİMLER VE TÜRKİYE
Mustafa Sönmez

İSKANDİNAVYA’DA SEÇİMLER VE TÜRKİYE

Bu içerik 549 kez okundu.

Seçimler demokrasinin vazgeçilmez, olmazsa olmaz unsurlarındandır. Demokrasilerde seçimler, halkın ülkeyi yönetenlere ve muhalefetteki partilere karşı olumlu ya da olumsuz tepkilerini gösterdiği en önemli yükümlülüklerindendir. Bir seçmen için seçmenin ve o ülke için neyin iyi ya da kötü olduğuna karar verdiği bir hesap günüdür. Seçmen olmak ve seçmek insanlık tarihinin yaşadığı süreç içerisinde vicdanına verdiği en iyi hesaptır. İnanç sahiplerine göre hesap sadece öbür dünya dediğimiz biz öldükten sonra kıyamette verilmez. Bu dünyada çok çeşitli biçimlerde hesap veririz.

İskandinavya’daki (İsveç, Danimarka, Norveç ve Finlandiya) seçimlere baktığımız ve yakından incelediğimiz zaman yanlışlıkların, hataların neredeyse sıfıra yakın olduğunu görüyoruz. İskandinavya seçmeninin usundan seçimlerinde hile yapıldığı, aldatıldığı usundan geçmez. Gönül rahatlığıyla sonuçları izler ve gerisini partilere bırakır. Kimin hükümeti kuracağı ya da kimlerle kuracağı onun direk sorunu değil, en direk sorunudur.

İsveçte 8 Eylül’de yapılan seçimlerde hiçbir parti çoğunluğu sağlayamadığı eşit bir oy dağılımı yaşandı. Parti liderleri birbirlerine çamur atmadan, hakaret etmeden hükümet kurma çalışmalarını bloklara arasında sürdürdüler. Sosyaldemokratlar, Yeşillerle hükümet kurdular ve bu hükümeti dışarıdan Merkez ve Liberal Partiler belli bir anlaşmanın sonucunda destekleme kararı verdiler. Bu süreç uzun bir zaman aldı ama hiçbir parti ‘erken seçim’ demedi. İsveç halkı bağırp çağırmadı. Gelişmeleri uygar insan ve seçme görevini yerine getirmenin huzuruyla izledi. Bugün İsveç’teki sosyaldemokrat ağırlıklı hükümet görevini kavgasız, çekişmesiz yerine getirmeye, ülke sorunlarına çözümler üretmeye çaba harcıyor.

Danimarka ve Norveç ise aşağı yukarı aynı süreçlerden geçtiler. Halk olumlu ya da olumsuzlukları tarafsız basın yoluyla uygar insan ilişkileri içerisinde yansıtmaya çalıştılar. Gerekirse tepkisini yine uygar bir biçimde meydanlarda ortaya koydular. Bu ülkeleri yönetenler çıkıp kendi yandaş basınlarıyla ki -böyle birşey yok- halka hakaretler yağdırmadılar. Tepkileri hoşgörülü karşılayıp seslerine kulak vermeye çalıştılar.

Pazar günü (14.04.2019) Finlandiya’da genel seçim vardı. Sandıktan oylar büyük ölçüde eşit çıktı. Bu durum ister istemez nasıl bir hükümet kurulacak sorusuna yol açtı. Seçimden kıl payı başarıyla çıkan Sosyaldemokratların kimlerle ve nasıl bir hükümet kuracağı merak konusu ama ne parti liderleri ne de halk erken seçim diye ayağa kalkmıyor. Parti liderleri olmadı şu sandıkları bir kere daha olmazsa bir kere daha sayalım diye feryatlar etmiyor. Rahmetli Süleyman Demirel’in dediği gibi “Demokrasilerde çözümler tükenmez” anlayışyla, sağduyulu hareket etme becerisini gösteriyorlar. Bu da ülkeye ve halkına huzur getiriyor.

Avrupa’da esen ırkçı rüzgarlar ülkelerde ırkçı partilerin ilerleme sağlamasına neden oluyor. Finlandiya genel seçiminde de ırkçı Gerçek Finliler Partisi, Sosyaldemokratlara yakın (% 17,5) oy aldı. Irkçılar ülkedeki göçmenlere ve göç politikalarına karşı çıkıyorlar. Ülkede göçmen istemiyorlar. Finlandiya halkı dünyadaki gelişmerden olumsuz etkilendiği için bu politikalara prim veriyor. Irkçı Gerçek Finliler Partisi bu durumdan yararlanıyor. Bu partiye oy verenlerin hepsinin ırkçı düşünceye sahip olduğunu varsaymak yanlış olur. Oy verenler arasında bu partiye karşı olanlar da var. Fakat yaşanan olumsuzluklara bir tepki olarak tercihlerini o partiden yana kullanıyorlar.

Gelelim ülkemiz Türkiye’ye. Ülkemizdeki gelişmeleri çok uzaktan izlemek daha mantıklı düşünmeye ve gerçekleri daha net görmeye yardımcı oluyor. Ülkemizin her yönüyle bir açmazın, bir çıkmazın içinde bocaladığına tanık oluyoruz. Neresinden tutarsanız tutunuz, elinizde kalıyor. Ekonomi, eğitim, işsizlik, hayat pahalılığı... say say bitmez durumda. Bu sorunlar varken ülkeyi idare edenler inatlarının kurbanı olarak halka eziyet çektiriyorlar. Türk halkı eziyetlere bir ölçüde alışkın bir halk görünümündedir ama bugün yaşananlar çizmenin boyunu çok çok aşmış gibi gözüküyor.

Türkiye 31 Martta İdari ve Mahalli Genel Seçim yaşadı. Gerek seçim sürecinde gerekse seçim sonrası yaşananlar uzakta yaşayan bizlere bu kadar da olmaz “pes doğrusu” dedirtti. Bir kez daha gösterdi ki, Türkiye’de adil, tarafsız ve hilesiz, hurdasız seçim olmuyor. Bir parti devletin tüm olanaklarını A’sından Z’esine kadar kullanıyor, rakiplerinin kısıtlı sayılabilecek olanaklarını bile yok etmeye çalışıyor ve bunu adına demokrasi ve de seçmen tercihi diyor. Güzelim ülkemiz Türkiye’ye kıymaya, onu dünyaya rezil etmeye hiçbir partinin ve liderinin hakkı yoktur. Türkiye ve Türklerin itibarı ülke dışında dibe vurdu. Yurtdışında yaşayan bizler o ülke insanlarına bu durumu anlatabilmekte oldukça fazla zorlanıyoruz. Anlatabildiğimizi de sanmıyoruz. Elin gözü kör, kulakları sağır değil...

Türkiye’nin önünde duran en önemli sorunlardan birisi de yetişmiş, çağdaş insan azlığıdır. Bunu İstanbul İlçe Belediyeleri ve Büyük Şehir Belediyesi seçiminde yaşıyoruz. Oylar durmadan sayılıyor, sayılıyor ama olmadı sil baştan yapıyoruz. Olmadı, sayım odalarını basıyoruz. Tutanakları imzalamıyoruz.

Bunu durumu açıklayabilecek tarafsız olması gereken bir “Seçim Kurumu” ortada yok. Yüksek Seçim Kurumu Başkanı korkusundan gerçekleri ortaya koyup, açıklama yapamamanın acizliğini yaşıyor. Demokrasiler bir “Halk Yönetimi”yse, halkın oylarına saygı göstermek gerekiyor. Seçim öncesi YSK tarafından kesinleştirilmiş “Seçmen Listeleri”nin yeniden sorgulanmasını anlamak olanaklı olmadığı gibi mantık dışı şeylerle uğraşmak kime ya da kimlere yarar sağlıyor? Hani bir deyimimiz vardır: “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” sorunu mudur, bütün mesele... Yani “Rabbana, hep bana” mı?..

Yurtdışında neredeyse 36 yıldır yaşayan birisi olarak bir tarafta İskandinavya ülkelerindeki seçimlere, bir de ülkemizdeki seçimlere bakıyorum, mantıksal değerlendirmeler yapıyorum. Bir türlü işin içinden çıkamıyorum. İskandinavya ülkeleri hem halklarının refah düzeyini daha da iyileştirme hem de çağdaş bilişim, eğitim yollarıyla uzayla uğraşırken; benim güzel ve güzel olduğu kadar da yanlız ve uyutulan ülkem tarih öncesini ya da ilkçağı yaşıyor. Suç varsa, kimin ya da kimlerin?

İster istemez ünlü ozanımız koca Nazım’ın “Akrep Gibisin Kardeşim” dizeleri aklıma takılıyor. Ne diyor Nazım bu şiirinde:

“Akrep Gibisin Kardeşim,
     korkak Bir Karanlık İçindesin Akrep Gibi.
                    serçe Gibisin Kardeşim,
         serçenin Telaşı İçindesin.
                     midye Gibisin Kardeşim,
                     midye Gibi Kapalı, Rahat.
ve Sönmüş Bir Yanardağ Ağzı Gibi Korkunçsun, Kardeşim.
                      bir Değil,
                      beş Değil,
yüz Milyonlarlasın Maalesef.
                      koyun Gibisin Kardeşim,
gocuklu Celep Kaldırınca Sopasını
                      sürüye Katılıverirsin Hemen
ve âdeta Mağrur, Koşarsın Salhaneye.
                     dünyanın En Tuhaf Mahlukusun Yani,
                     hani Şu Derya İçre Olup
                     deryayı Bilmiyen Balıktan Da Tuhaf.
ve Bu Dünyada, Bu Zulüm
                    senin Sayende.
ve Açsak, Yorgunsak, Alkan İçindeysek Eğer
ve Hâlâ Şarabımızı Vermek İçin Üzüm Gibi Eziliyorsak
                         kabahat Senin,
— Demeğe De Dilim Varmıyor Ama —
kabahatın Çoğu Senin, Canım Kardeşim!”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Hüseyin Çiloğlu     2019-06-02 Sayın Must Tarımsal mekanizasyonda modernleştikçe dede yadigarı eski traktörlerin bir kenara terkedilerek unutulduğunu zamanla hurdalıklarda parçalanıp yok olup gittiklerini fark ettim, 1999 yılında sosyal sorumluluk gereği en azından fotoğraflarını yaşatabilmek için ülkemizin değişik bölgelerindeki ilkel traktörleri araştırıp fotoğraflarını çekmeye başladım, geçen birkaç yılın sonunda listede olmayanlarla birlikte 70 ayrı model/marka antika traktörün değişik yerlerde çekilmiş 1500 kare orijinal
Kaan     2019-04-16 Gelinen noktayı çok güzel betimlemişsiniz. Yüreğinize, kaleminize sağlık..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI