27 Mayıs 1960 Devrimi Ulusun Direnme Hakkıdır
Günay Güner

27 Mayıs 1960 Devrimi Ulusun Direnme Hakkıdır

Bu içerik 218 kez okundu.

Kurucu ilkeler uluslar için başlıca iki uç ve zıt yönden önemlidir. Ulusu ileri, özgür, bağımsız mı yoksa tersi mi kılmıştır?

Uzun erimde, genellikle tarihin akışı ileriye doğrudur. Kurucu ilkeler gerici bir yapılanmaya dayanıyorsa, halk bir biçimde savaşım içine girmek zorunda kalır. Halk özgürleşmiş ve bağımsız bir aşamaya ulaşmışsa, bu ileriye akış sömürücü sınıfların ve emperyalizmin çıkarlarına kökten aykırıdır. Karşı hamleleri, baskıyı, faşizmi getirmekte gecikmez.

İkinci Dünya Savaşının ağır zulmünü yaşamış / yaşatmış Almanya’nın savaştan sonra 23 Mayıs 1949 tarihinde yaptığı anayasanın 20. maddesi şöyledir:

“[Devletin ana ilkeleri; direnme hakkı] (1) Almanya Federal Cumhuriyeti, demokratik ve sosyal bir Federal Devlettir. (2) Egemenlik tümüyle halkındır. Halk, egemenliğini, seçimler ve oylamalar aracılığıyla ve yasama, yürütme ve yargı yetkileriyle donanmış özel organlar eliyle kullanır. (3) Yasama, anayasal düzene, yürütme ve yargı organları ise yasa ve hukuka bağlıdırlar. (4) Bu Anayasa düzenini ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı, başka bir çözümün bulunmaması halinde, bütün Almanlar direniş hakkına sahiptir(Vurgu benim GG).

Peki, Almanlar, Alman Anayasasını yapanlar böyle bir maddenin yazılmasına, tarihe kaydedilmesine neden gerek duydular? İkinci Dünya Savaşına bile neden olan Hitler faşizminin acıları ardından yapılan Anayasada, böylesi bir madde yazmak yerine, “Canım, Hitler gibi biri, bir faşist daha çıkarsa bile sandık yeniden konur, o Hitler bozuntusu sandıkta yenilir, hile falan da yaparsa ki yapar, ne olmuş yani, önemli olan demokrasi! Yaşasın demokrasi…“ diyemezler miydi?

Şurası açık ve bilimsel bir gerçektir: Demokrasinin olmazsa olmaz kurumları, yapı taşları, ilkeleri çalışmaz duruma getirilmişse, orada artık demokrasinin d’sinden söz edilemez. Hâlâ varmış gibi davranmak halkı aldatmaktır. İktidarı ve muhalefetiyle çıkarların sürdürülmesi çabasından başka bir şey değildir. Bu tutum halkı daha büyük yıkımlara, Hitler faşizmi koşullarına sürükler.

1922-1946 dönemi ile 1950-1960 dönemini karşılaştırmak aradaki taban tabana zıtlığı ve dolayısıyla ulusun önceki dönemdeki kazanımlarının tam zıttı bir yıkıma itildiğini açıkça gösterir. Kimse ulusu salak yerine koyamaz. Faşizm getirilmiş, alabildiğine baskı ve hukuksuzluk, sandık hileli (özellikle 1957 seçimleri), bir daha seçim yapılabileceği kuşkulu, efendi, koşullar olgunlaştığında İsmet İnönü’yü asmaktan dem vuruyor… birileri “Sandık konacak, demokrasi yürüyecekti” masalını anlatıyor. Devlet yönetmek çocuk oyuncağı değildir, halkı tutsak ettiriyorsan, ABD sömürüsüne ardına kadar açıyorsan, bedelini biliyor ve göze alıyorsun demektir.      

Alman Anayasası’ndan 1961 Anayasası’na gelelim. Hemen başlangıcında ulusun direnme hakkından tam da bu nedenle söz edilmiştir:

“BAŞLANGIÇ

Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan; Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;

Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;

‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ilkesinin, Milli Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;

İnsan hak ve hürriyetlerini, milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak için;

Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilan ve onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete âşık evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün, ulusunu iki kez çok partili yaşama, demokrasiye ulaştırmaya çalışmış (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Fırka) o bilge insanın Bursa Söylevi’ndeki sözlerine ne çok benziyor değil mi?

Bazı çok akıllı “sollu”lar bile 27 Mayıs 1960 Devrimini ABD’nin yaptırdığını savlamaktalar. ABD’nin devrimin hemen ardından süreci kendi yararına yönlendirmeye çabaladığını (ki bunu her yerde yapar) ama bunun 1960 Devrimini ABD’nin yaptırdığı anlamına hiçbir biçimde gelmeyeceğini kavramak için çok akıllı olmak gerekmiyor.

ABD görüp görebileceğimiz en özgürlükçü Anayasamızı neden yaptırsın?

Hadi yaptırdı diyelim, 1971 Darbesini ve 1980 Darbesini (faşizmlerini ve Anayasasını) nasıl açıklayacaksınız?

Efendim, Türkiye – ABD anlaşmaları ve ilişkileri sürdürülmüşmüş! Siz hiç diplomasi dengesi diye bir şey duymadınız mı? Yerküreye egemen bir yayılmacı güçle cepheden ve anlamsız savaşıma girişerek ulusal yararlar korunabilir mi? Bu tür kafalar yönetime gelse önce uluslarını kırdırırlar. (Şimdi birileri de kalkar bu sözlerimizi emperyalizme teslimiyet isteği diye gösterir; onlara da us esenliği dilerim.)          

Öncesiyle sonrasıyla 27 Mayıs 1960 Devrimi ulusa da dünyaya da insanlık tarihine de derstir. İyi öğrenmek gerekir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI