TATİL ve ÜLKEM
Mustafa Sönmez

TATİL ve ÜLKEM

Bu içerik 300 kez okundu.

İsveç’te okulların yaz tatili için kapanması ve yaz tatilimin başlaması nedeniyle ülkem Türkiye’de bulunuyorum. Özelde İstanbul’u ama genelde tüm Türkiye’yi ilgi alanına alan 23 Haziranda yinelenen İstanbul İBB seçimin coşkusunu dostlarla yaşadım. Tanıdığım ya da tanımadığım insanların çoğunluğu “Cumhuriyet ve Demokrasi” kazandı sözlerini dile getirdiler. Bu bağlamda İBB Başkanlığına ikinci kez seçilen sayın Ekrem İmamoğlu’nu kutluyor, başarılar diliyorum (Tabii ki, çalışmalarına iktidar köstek olmazsa ki bu yönde eğilimler var).

Türkiye’ye ayak bastığımın üçüncü günü semt pazarını geziyorum, alışveriş yapıyorum. Semt pazarındaki fiyatlar bir önceki yıla ve ürünün türüne göre 3 – 4 katı artmış olması beni şaşkına çeviriyor. Semt pazarları halkın nabzı demektir. Gördüm ki hem üretici köylüler, satıcılar hem de alışveriş yapan insanlar bu durumdan oldukça rahatsızlar. Satıcı ve üretici köylü kadınları masraflarının yüksekliğinden yakınıyorlar. Asgari geçim parasının iki bin liranın biraz üzerinde olması ve hayat pahalılığının bu paranın iki ya da üç katı üzerinde seyretmesi insanın Türkiye’de geçinebilmesi için cambaz olması gerektiği algısını yaratıyor. Bunun için Türk halkına “madalya” takılması gerekiyor.

Antalya’da turist sayısı fazla gibi basında yer alan haberler çıkıyor. Oteller dışındaki esnaf pek memnun değil. Esnaf hemen ağzından sözü dolandırmadan “otelden dışarı çıkmıyorlar. Biz bunlara ne satacağız” ifadeleri dökülüyor. Kimileri turistlerin de sınırlı bütçeyle ve turlarla geldiklerine dikkat çekerek, onlara hak veriyor. Fakat sonuç da olan ülke esnafına oluyor. Turizmden hak ettikleri payları alamıyorlar.

TÜRKİYE’DE SİYASET ORTAMI

23 Haziran İBB seçiminin iktidar tarafını kendine getirmesi gerektiğini savunanların yanı sıra AKP’nin düşüş eğilimine girdiğine dikkat çekiyorlar. AKP yetkililerinin izledikleri hatalı ya da yanlış iç ve dış politikaların ceremesini Türk halkının çektiği gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. AKP iktidarı halkın dikkatlerini satın alınacak olan S-400 savunma füzelerine toplayarak asıl gündemlerini kaçırmak istiyor. Seçimlerden sonra gelmeye başlayan “zam dalgası” halkın daha da yoksullaşmasına ve iktidarın hataları nedeniyle ekonomik krizin yükünü halka yükleme politikası olarak algılanıyor. Eflasyon üzerinden açıklanan memur ve Bağ-Kur emeklilerine zamın yüzde 5 ve 6 olarak belirlenmesi emekliler arasında kızgınlığa neden olurken yeni kurulan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (CYİK) üyelerine yüzde 40 zam yapılarak maaşlarının 18 ya da 19 bin TL’ye yükseltilmesi bu kızgınlığı daha da artıran etmen oluyor. CYİK Başkanı Bülent Arınç’ın kendilerine yaptıkları zammı eleştirenlere “edepsizler” demesi bardağı taşıran damlalar oluyor. Cumhurbaşkanlığı bir danışma ordusuna sahipken bu kurula neden gereksinim duyulduğu hâlâ anlaşılmış değil. Bunun eski AKP toplarının yeni kurulacak partilere kaçmaması için alınan bir önlem olduğunu ortaya çıkıyor.

ALİ BABACAN OLAYI

AKP’nin ekonomi eski bakanlarından Ali Babacan’ın yeni bir parti kurma çalışmalarına 23 Haziran İBB seçimlerinden sonra hız vermesi ve sonbaharda açıklanacağının duyrulması AKP içinde büyük rahatsızlık yaratmışa benziyor. Bu hafta başında Ali Babacan’ın “Fetö Terör Örgütü”ne yardım etmek suçundan “suç duyurusu”nda bulunulması ve olayın genişletilmesi yönündeki gelişmeler dikkatle izleniyor. Bu satırlar yazıldığı sırada saray başdanışmanı’ndan hafta içinde Ali Babacan’ın sarayda AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında bir görüş yapıldığı duyruldu ama içeriği açıklanmadı. Akıllara şu soru takılıyor: Tayyip Erdoğan parti kurmaması yönünde Ali Babacan’a tavsiyelerde mi bulundu? Eğer kurarsa başına gelebileceklerini mi söylemek istedi? Görüşmede ne konuşulursa konuşulsun bunun Ali Babacan için pek iyi olmadığı âşikar gibi görünüyor. Ali Babacan bu konuda bir açıklama yapacağını umuyoruz. Eğer Ali Babacan FETÖ Terör Örgütü üyesiyse ya da yardım etmişse bu örgütün üyesi olmayan ve yardım etmeyen AKP’li var mı diye siz düşünün? Ayrıca, Bülent Arınç’ın “Fetö”ye düzdüğü övgüleri ve elini bilmem kaç kez öptüğünü de bir kez daha gözlerinizin önüne getirin!..

Diğer yandan Ahmet Davutoğlu ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erdoğan’ın karşısında yer almaları ve parti kurma çalışmaları yürüttükleri düşünülürse AKP’nin neden eski partili adamlarına karşı “aba altından sopa gösterdiği” daha iyi anlaşılır. Ahmet Davutoğlu’nun AKP’li Cumhurbaşkanı’nı zaman zaman hedef alan demeçleri de bu huzursuzluğunun kaynaklarından birisidir.

6 AYLIK ASKERLİK

Meclis’te kabul edilen bir yasayla askerlik 6 aya indirildi ve paralı sakerlik kalıcılaştırıldı. Bedelli askerliğin Osmanlı’daki durumu yansıtması açısından şayan-a dikkattir. Osmanlı’da da parası olanlar askere gitmezken zavallı Anadolu Türk köylüsünün çocukları Galiçyalarda, Yemenlerde canlarını verdiler. 6 aylık askerlik stratejik ve jeo-politik açıdan Avrupa ile Asya ve Ortadoğu’ya açılan kapıların merkez noktası olan Türkiye’nin iyi eğitilmiş düzenli bir orduya sahip olması gerçeğini ortaya koyuyor. Hele günümüzde yaşanan bölgesel savaşlar bu gerçeği doğruluyor. 6 aylık askerlik süresini hem askeri alanda bulunmuş uzmanlar hem de sivil savunma uzmanları eleştiriyor. Bu karşın AKP düşüşünü engellemek için olmayacak ve halkın gönlünü okşayıcı ve ülke için iyi olmayan önlemlere başvuruyor. Bu durum Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “söz konusu vatansa geri teferruattır” sözü unutulmuşa benziyor. Askerliğini yapmış herkes bilir ki 6 aylık bir eğitim sürecinde yetişmiş asker olunmaz. Umarım bu yasa ülkemize hayırlı olur!..

Batı’nın Türklere ta 1071’den bu yana dost ve ilişkilerinde samimi olmadıkları gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Amerika 19’uncu yüzyıldan itibaren aynı politikanın içindedir. Birleşmiş Milletlerin ve İsviçre’nin PKK / YPG sözleşmesi bir utanç belgesidir. BM terör örgütlerine özellikle de Türkiye’yi hedef seçenlere destek verme tavrını sürdürmektedir. Bir Nato üyesi olarak Türkiye’nin ortaklarından değişik yollardan sıkıştırmaya ve yıpratmaya hatta parçalama çalışmaları hiçbir zaman ve zeminde kabul edilemez. Tüm siyasi partilerimizin bu duruma şiddetle karşı çıkmaları kaçınılmazdır.

Beyaz Saray yanlısı Washington Post’un terör örgütleri listesinde olan PKK üst düzey yetkilisi Cemil Bayık’ın makalesini yayınlaması gazetecilik adına tam bir utanç belgesidir. Amerika’nın kendi çıkarları uğruna çocuk katillerine yardım etmesi Türkiye – Amerika ilişkilerinin şiddetle gözden geçirilmesi gerçeğini ortaya koymaktadır. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun “Nasıl oluyor da ABD’nin terör listesine eklediği PKK’nın azılı teröristinin görüşlerini siz yansıtıyorsunuz? Washington Post terör propagandası yapmıştır” diye tepki gösterdi. Asıl tepkinin gazeteye değil yıllardır PKK’nin her türlü ihtiyacını karşılayan “Beyaz Saray”a rest çekmesi gerekmiyor mu? Bu nedenle askerliği 6 aya indirmek akıl kârı olmadığı gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

İSVEÇ VE ALMEDALEN

İsveçli siyasetçileri halkla buluşturan Gotland Adası’nın Almedalen Meydanı tam bir düello sahası gibidir. Bu alanda siyasetçiler genel ahlak ve siyasi terbiye içerisinde hem rakiplerini eleştirirler hem de kendi siyasetlerini ve yapmak istedikleri konusunda düşüncelerini halka anlatırlar. Bu bağlamda “Almedalen siyasi günleri” İsveç açısından oldukça önemli siyasi günlerdir.

Merkez Partisi ve Liberal parti liderleri daha önce ittifak grubunda yer aldıkları Hıristiyan Demokratları ırkçı İsveçdemokratları’yla siyasi konular üzerine görüşmelerini şiddetle eleştirdiler ve kısaca “ya onlar” ya da “biz” dediler. Hıristiyan Demokrat lider Ebba Bush Thor ise, onları ittifaktan ayrılarak sosyaldemokrat hükümete destek olmakla suçlayarak, “bugün İsveç’in sağ bir hükümete ihtiyacı var” düşüncesini savundu.

Tabii ki, yaz tatili İsveç’teki mafyalaşmış çetelerin birbirleriyle kıyasıya mücadelerini, birbirlerini öldürmelerini durdurmuyor. En son Türkiye kökenli bir ailenin Sollentuna’da suç örgütlerine bulaşmış 17 yaşındaki çocuğunun güpegündüz sokak ortasında kalaşnikof otomatik silahla taranması çetelerin birbirleriyle hesaplaşmasının geldiği durumu yansıtması ve İsveçli yetkililerin bu konuda yetersizliklerini ortaya koyması açısından önemli bir uyarı niteliğindedir. Kimilerinin İsveçli kurumların çetelerin birbirlerini temizlemelerine göz yumuyor değerlendirmeleri ise durumun vahimliğini gözler önüne seriyor. Çeteler hesaplaşmasını önleyemeyen devlete karşı vatandaşlar neden gerektiği kadar seslerini yükseltmiyor/yükseltemiyor? Bu da ayrı bir sorun olarak karşımızda duruyor.

İsveç’te IŞİD saflarında İslam adına savaşmak için giden 400 den fazla radikal İslamcı genci bulunması, bunların bir bölümünün geri dönmesi ve yetkililerin bu konularda sessiz kalmaları kurumların içerisindeki vurdumduymazlığın ne anlam geldiğini sorulamak gerekmiyor mu?

Hepinize iyi tatiller diliyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA TÜRK DİL DEVRİMİ’NİN 87’NCİ YILI KUTLANDI
STOCKHOLM’DA TÜRK DİL DEVRİMİ’NİN 87’NCİ YILI KUTLANDI