DİYARBAKIR ANNELERİ VE İSVEÇ BASINI
Mustafa Sönmez

DİYARBAKIR ANNELERİ VE İSVEÇ BASINI

Bu içerik 859 kez okundu.

Terör örgütü PKK tarafından dağ kaçırılan ve kandırılarak dağa götürülen çocuklarını örgütün elinden tekrar alabilmek için Diyarbakır annelerinin 3 Eylül’den bu yana Diyarbakır HDP (Halkların Demokratik Partisi) İl Binası önünde başlattııkları oturma eylemleri sürüyor.  Anneler çocuklarını terör örgütünün serbest bırakmasını ve evlerine dönmelerini istiyor.

Peki, Diyarbakır anneleri çocuklarını devletten değil de neden HDP’den istiyorlar? Bu istek ne anlama geliyor? Bu durumdan ne tür bir yorumlar ya da sorular yumağı çıkarmak gerekiyor?

Her şeyden önce Diyarbakır annelerinin bu istekleri karşısında şunu söyleyebiliriz; HDP terör örgütü PKK’nin bir siyasi (Kuzey İrlanda terör örgütü İRA ve siyasi kolu Sinn Féin örneğinde olduğu gibi) ayağı mıdır?  Bunu HDP görünüşte kabul etmiyor ama davranışlarıyla siyasi kolu imajı çiziyor. Bu nedenle Diyarbakır anneleri çocuklarını HDP’den istiyorlar.

3 Eylül’de oturma eyleme başlayan annelerin sayısı her geçen gün artıyor.  Türkiye basınında ve siyasi partilerinde farklı yorumlarla karşılaşıyoruz. İktidardaki AKP ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu  Diyarbakırlı anneleri desteklediğini söylüyor. Diğer yandan yıllardır kayıp çocuklarını devletten isteyen “Cumartesi anneleri”nin İstanbuldaki eylem alanlaını kapatıyor, toplanmalarını yasaklıyor. Devletin bu konuda çelişkili tutumu eleştiriliyor. Diyarbakır anneleriyle, Cumartesi annelerinin kaderleri aynı noktada kesişiyor. Biri çocuklarının “cansız bedenlerini” diğeri “canlı bedenlerini” istiyorlar...

İşin bir başka boyutu da İsveç yazılı ve görsel basını, politikacıları ya da Türkiye konusunda her gün ahkâm kesen çok bilmişler ordusu da bu konuda suskunluğunu koruyor... İsveç basını Diyarbakır annelerinin oturma eylemini haber yapmadı. Belki de haber yapmaya değer görmedi. Fakat Türkiye’deki Kürt vatandaşlarına yönelik en küçük olumsuzluğu haberleştiren İsveç basını bu konuda neden tek satır da olsa haber yapmadı ya da yapmıyor? Bunun bir nedeni olmalı değil mi?

Bunun birkaç önemli ayağı var İsveç’teki Kürt lobisinin basının üzerindeki rolü, Erdoğan karşıtlığı ve ezilen, horlanan, baskı altında tutulan zavallı bir halk olarak gördükleri Kürtlerin kurtarıcı rolüne (!) soyunduğuna sözde inandıkları terör örgütü PKK seviciliğinde birleşmeleri...

Bir de laf soytarısı Kürt kökenli sözde gazeteci geçinen birisi var ki, İsveçlilere göre, Türkiye ve Ortadoğu, İslam, entegrasyon, ırkçılık, ötekileştirme konularında derin bilgisiyle(!) bulunmaz bir uzman... Bu sözde gazeteci İsveç’te ön plana çıkmaya başlayan Türk kökenlilere karşı büyük allerjisi var. Onların önünü kesmeye yönelik ipe sapa gelmez ayak oyunlarını, iftiraları, kara çalmaları kendisine amaç edinmiş özelliğiyle bilinen şahıs... Ondan da tıs yok. Demek ki, yalan ya da yanlış olsa da yazmayı bir yerleri sıkmıyor?

15 yaşındaki oğlunun dağa kaçırıldığna inanan anne Aysel Böçküm ise, “Yazık değil mi Allah, Peygamber aşkına ben çocuğumu istiyorum. Ben çocuğumu bakkala bile yollamıyordum. 15 yaşındaki çocuk nasıl dağa gider? Sen çocuğuma nasıl silah veriyorsun? Ben Lice’ye gittim BDP İl Başkanı Zübeyde Zümrüt’ü orada gördüm. Ona dedim siz çadırı kurmuşsunuz ben oğlumu sizden istiyorum. Orada Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ı da gördüm. Ona da biz seni Belediye Başkanı yaptık. Ben demedim Kurt ol oğlumu ye. Ben onlardan davacıyım. Onlar çadır kurmuş çocukları götürüyorlar dağa. Bende burada oturma eylemi yapıyorum. Bütün anneler gelsin bana katılsın, analar ağlamasın çocukları gelsin. Analar gelsin çocuklarını istesinler, bugün benimdir, yarın sizindir. Ben bütün ailemi vermişim, ama oğlumu vermiyorum. Dünya kalksa ben oğlumu vermiyorum. Bu isteğimi Erdoğan, İmralı, dağ, tüm dünya duysun çocuğumu istiyorum. 4 gündür herkese yalvarıyorum. Nereye gittiği belli ben iftira mı atıyorum. Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunduk. Oğlum gelinceye kadar eylemimizi sürdüreceğiz. Oğlum gelmeyene kadar yaşamayacağız. Yani diyorlar barış var. Barış varsa niye çocukları götürüyorlar? Ben çocuğumu istiyorum” diye eli kanlı çocuk katillerine feryat ediyor.

Emperyalizmin kucağına oturmuş bir terör örgütü ve onların savunucu yine emperyalistler. Emperyalizm babasının hayrına mı, destekler terör örgütlerini ve ellerine TIR’lar dolusu verir silahları?..

İsveç’in bunda ne çıkarı var? Resmi kayıtlarında “PKK terör örgütü” olarak kabul edilir ama PKK yandaşlarına her türlü müsahama gösterilir. Irak’ta Kürt gençlerine askeri eğitim vermek için askeri uzmanlar gönderilir. İsveç basını terör örgütü militanların kimi zaman “peşmerge”, kimi zaman “özgürlük savaşçıları” diye tanımlar. Kandilde teröristlerle ele el, kol kola halay çekenler önemli konumlara getirilir...

Ne dersiniz_

İsveç’e, Ortadoğu pastasından ne kadar pay düşer?

Sözün kısası Diyarbakır anneleri ya da Cumartesi anneleri tüm Türkiye’nin anneleridir. Annelerin gözyaşları dindirilmelidir. Terör örgütünü etkisiz hale getirmek  sadece silahların gölgesinde gerçekleşmez. Ülkenin demokrasini, adalet sistemini, sosyal eşitlik kavramlarını dahası laik, çağdaş, sosyal hukuk devletini tam olarak işlevselleştirmekten geçer.

Gerisi laf-ı güzaftır...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Kaan Kantarcı     2019-09-13 Ne güzel yazmışsınız : " ... Ülkenin demokrasini, adalet sistemini, sosyal eşitlik kavramlarını dahası laik, çağdaş, sosyal hukuk devletini tam olarak işlevselleştirmekten geçer." Ne yazık ki, bu modern çağa ait kavramlar, 17 yıldır siyasal islamcı bir iktidar eliyle çağının çok gerisine giden ( 4 500 000 Suriyeli sığınmacıyla daha da hızlı biçimde ) Araplaşan Türkiye' nin aydın insanlarının gerçekleşmeyecek rüyasıdır.. Çünkü, Kubilay' ın katillerinin torunları, siyasal islamcılar ve onların yolunu açan bazı sözde Kemalistler rüyalarını gerçekleştirdiler ve biz yeni bir Hülagü Han yaratamayacağımıza göre, geçmiş olsun millet!.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
STOCKHOLM’DA TÜRK DİL DEVRİMİ’NİN 87’NCİ YILI KUTLANDI
STOCKHOLM’DA TÜRK DİL DEVRİMİ’NİN 87’NCİ YILI KUTLANDI
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI