Devlet, Ulus Saygınlığı ve AKP
Günay Güner

Devlet, Ulus Saygınlığı ve AKP

Bu içerik 212 kez okundu.

Bilimce belirlenmiş özelliklerini taşımak koşuluyla kapitalist kentsoylu (burjuva) devlet bile bir güvenlik kurumu sayılabilir. Bu düzende temel çelişki olan işçi sınıfıyla sermaye sınıfı arasındaki ilişkiler yasal düzenlemelere bağlanmıştır. Sınıf savaşımı en azından kısa erimde öngörülebilir düzlemlerde sürer. Görece özgürlük alanları yaşatılır, korunur. Kargaşa (kaos), düzensizlik koşullarında ise en ufak güvenceden söz edilemez. Her an her şey olabilir. Daha kötüsü düşünülemez. Peki, bu durum, en azından başlangıçta zorbalıkla mı olur? Hayır. Çok açıktır ki güdülen, yönlendirilen halk oyuyla gerçeğe dönüştürülür. Türkiye’de bunun karşılığı AKP’dir ve yıllardır “toplum mühendisliği”yle dönüştürdüğü halkın katılaşmış desteği yeni yeni çözülmeye başladı. O da çok yavaş ve güvenilir olmaktan uzak bir çözülüş… Çünkü bilgiye, yurttaşlığa dayanmayan uyanış uyanış değildir; her an kayıp gidebilir. Hele de muhalefet de güvenilir olmaktan hayli uzaksa…

Olan tüm ülkeye olur. Bu hız ve yapay anlak çağında onulmaz yitimler ülkesine dönersin. Yüz yıl geriye düşersin. Ulusal onurdan hiçbir iz kalmaz. D. Trump’ın mektubuna gelen yıllar ulusal onuru hiçe sayan işlerle doludur. (Belleğin güçlü olması çok önemlidir.) Anımsayalım: AKP kadrosunun 1990’lı yılların ortasında keşfediliş öyküsünün baş iş görenleri ABD’nin CIA istasyon şefleridir; karanlık adamlardır. Graham Fuller, Paul Henze, Morton Abramowitz… Keşfedilen elverişli, kullanışlı AKP tayfası neredeydi dersiniz? İlim Yayma Cemiyetinde “ilim yaymak”la meşguldüler. İstasyon şefleri, merkezlerinden onay almalarının hemen ardından bu ekibi işlemeye başladılar. Önce İstanbul Belediyesinin başına, ardından 2002’de ise Türkiye’nin başına “geçir”diler. Ne kadar onurluca değil mi? Sandığı falan geçeceksiniz. Ne sandığı? Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçimde açıkça görüldü. Kazanamadığı seçimi iptal etmek için her yolu deneyen bir gücün önceki seçimlerin nesine güvenilir?

Ulusal onur AKP için hiçbir şeydir. 2003 yılında USA’nın Irak işgal planıyla ilgili “tezkere”ye evet oyu verdirip, binlerce işgal askerinin Trabzon’a kadar (evet Trabzon’a) ulaşmalarını sağlamak için milletvekillerine baskı yapan AKP yönetimidir. Bir başka örnek: Şimdiki zamanda sakin adamı oynayan Abdullah Gül, Colin Powell ile (yani USA ile) ne anlaşması yapmıştı? İki sayfa, dokuz maddelik gizli teslimiyet anlaşması yapmıştı. Okuyanlar bilir, her maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni bitirecek bir sözleşmedir. Abdullah Gül ile Recep Tayyip Erdoğan Suudi Arabistan kralını otelde ayağına giderek ziyaret ettiler. Birleşik Krallık kraliçesi savaş zırhlısıyla İstanbul’a demirlediğinde, zırhlıya gidip kraliçeye “hörmet”lerini sunan Abdullah Gül’den başkası değildi.

Nir zamanların bakanı Unakıtan’ın eşi, üzerinde “USA” yazan tişörtle dolaşmayı pek severdi. 

Hangi birini sayalım. Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde, nota diye seslenilmişti de birden olmayan müzik kulakları depreşmiş, “ne notası, müzik notası mı” diyerek çok zekice espri yapmışlardı. Ulusça çok gülmüştük.

Ya Süleyman Şah türbesini kaçırma zaferi… Doğrucu Davut’un büyük operasyonu…

Biraz hızlandırıp günümüze gelirsek, “ABD’de iyi karşılanmadı”, “Yolu kamyonlarla kapattılar”… eleştirilerinden önce böyle bir mektubu yazan ülke yöneticisinin ayağına gidilir mi? O ülkeye ayak basılır mı? diye sormak ve kınamak gerekir.

O beğenmedikleri İsmet İnönü, ağır olmaya ağır ama Trump’ınki kadar düzeysiz olmayan Johnson Mektubuna “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de o dünyada yerini alır” yanıtını vermişti ki bunun çok diplomatik ve yüklü anlamı vardır. Kaldı ki o dönemde diplomasi günümüzdeki gibi aymazca uygulanmazdı.       

Türkiye’de nesnellik diye bir durum bırakılmadığından olmadık sidik yarışlarına girilebilmektedir. Son dönemleriyle ilgili bizim de başka konularda olmak üzere eleştirilerimizi yönelttiğimiz Bülent Ecevit’le AKP yönetimsizliği yan yana bile konamaz. O Bülent Ecevit ki Kıbrıs’a çıkarmayı başlattığında, sabah suları nevri dönen İngiltere başbakanına telefonda “Ben size, garantör olmanızdan dolayı yalnızca haber veriyorum” diyen usta devlet adamıdır. AKP’nin Kıbrıs’taki Türk varlığını ne duruma soktuğu açıkça bellidir. Dilemeyiz ama Türkleri yeniden köyde, kentte doğramaya başlarlarsa şaşırmayız. Oysa 1974’ten beri Ada’da denge ve çatışmasızlık korunmuştur.

Ermeni açılımı, Kürt açılımı vb. girişimler de ulusal onuru aşındıran, devlet olmakla bağdaşmayan çabalardır. Neden mi? tarihsel kanıt bulunmadığı, emperyalizme karşı haklı ve başarılmış savaşla kurulmuş cumhuriyetini, kırımlarla, kıyımlarla kurulmuş gösterdiğinden, onursuzluktur, bilimdışıdır.   

Yine Bülent Ecevit haşhaş ekim yasağını, yaklaşık, “Benim çiftçimin gelir kaynağıdır, senin ülkendekilerin uyuşturucu bağımlılığıyla bir ilgimiz yoktur” diyerek ulusal istenç ve onur gereğince kaldıran usta devlet adamıdır.

AKP’nin ise bırakın haşhaşı, dışarıdan almadığı tarım ürünü kalmadı.

GDO’ya kapıları neden bu kadar açıyorsunuz, yurttaşı neden korumuyorsunuz, dendiğinde yanıtları şudur: ne yani, dünyaya kapılarımızı kapatalım mı? Buyrun…

Ayrıca belirtmeli, ulusal onuru en ağır biçimde ekonomik çöküşle yerle bir ettiler, beş paralık ettiler. Çünkü yeryüzünde ekonomin kadarsındır. Bu kesindir. Ekonomin çökmüştür ve bu yüzden yurttaşın orada burada itilip kakılmaktadır. Yurtdışında yaşayıp da bu acı gerçekle yüz yüze gelmemiş hiç kimse bulunduğuna inanmıyorum. Herkes tanıklıklarını, yaşadıklarını bir yoklasın, ne demek istediğim anlaşılır.

Yalnızca yönetim mi ulusal onur kaygısından yoksun? Ya ona her koşulda oy veren eğitimsiz, ekinsiz bırakılmışlar?..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI