KORONA ve SOSYAL YAŞAM
Mustafa Sönmez

KORONA ve SOSYAL YAŞAM

Bu içerik 828 kez okundu.

İnsanlık tarihi boyunca defalarca çok zor durumlar, olaylar, savaşlar ve hastalıklarla karşı karşıya kalmıştır. Bugün insanlık karşı karşı kaldığı bir virüs salgınıyla mücadele etmeye çalışıyor. Çağdaş (modern) dünyamızda bilim insanları ilerlemiş tıp olanaklarıyla bir çözüm üretmeye, aşı bulmaya çalışıyorlar. Bizlere de “evde kal, rahat et!” iletisini vermeye, yeni yaşama alışma algısı yaratmaya çalışıyorlar.

İnsanlık şimdiye kadar edindiği alışkanlıklarından, yaşam ya da sosyal koşullarından bir anda kendini kurtarabilmesi kolay mı? İnsanın ani bir değişim geçirmesi olanaklı mıdır? Bir başka deyişle 180 ya da 360 derece değişim yaşaması, kısa sürede yeni yaşam koşullarını benimseyip ona göre adım atması, yaşamında değişikliğe gitmesi ne ölçüde olanaklıdır? Tüm dünyayı kısa sürede etkisine alan ve üç aya yaklaşan şiddetli salgın insanlara bir izole yaşam dayattığına tanık oluyoruz. Bu daha nekadar sürecek belli değil!..

İnsanlığın tarihsel gelişimi içerisinde yarattığı kültürel değerler, ilişkiler ve yaşam koşulları değişiklik gösterse de değişmeyen bir olgu var; insanoğlu tek başına, toplumdan kopuk yaşayamaz. İnsanlık iç içe ve bir ilişkiler ağı içerisinde kendisini bulur, bu ağ içinde kendisini yeniden üretir, toplumsal bir yaşam düzeni kurar. Kimi toplumlarda bu ilişkiler çok sıkıdır. İnsanlar kucak kucağa, aileler, yakınlar, dost birarada bulunmaktan büyük mutluluk duyarlar. Bu tür ilişkilerin bir anda darbe alması, insanların birbirlerinden kopuk küçük parçacıklara dönüşmesi ve bu durumu kabullenmesi yeğ tutulacak (tercih) bir yaşam tarzı değildir. Şimdiye kadar yaşananlar da bunu pek doğrulamamaktadır. İnsan fırsat bulunca yine toplu yaşam tarzına dönmektedir. Parklar, piknik alanları, çocuk oyun alanları ve kafeteryalar bunu açık, canlı göstergesidirler.

Her ne kadar topluma, basına yansımasa da virüsten dolayı bunalım giren insanlar, psikologlara, psikiyatrislerin kapılarını aşındırmaktadırlar. İsveç’te gençler arasında intiharların arttığını gösteren veriler, bu konuda danışmanlık hizmeti sunmaya çalışan devlet kurumlarının göze çarpmayan üstükaplı duyuruları da gösteriyor ki, insan yaşadığı toplumun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanın bir varoluş nedenidir. Yazılı ve görsel basın zaman zaman eğlence yaşamına alışmış toplum insanlarının yaşadıkları çelişkileri, zorlukları anlatan yazılar yazıyorlar, programlar yapıyorlar. Bu durum insanların genlerinde var olan sosyal yaşam tarzının vazgeçilmezliğini ortaya koyuyor.

İsveç, topluma yasaklar getirmek yerine önerilerde bulunuyor, bu önerileri sık sık yineliyor. Alışveriş merkezlerinde mesafe kavramına en fazla uyum sağlayan insanların İsveçliler olduğunu görüyorum. İsveçliler ağız maskesi kullanmamakta çekimser davransalar da sağlık kurallarına çok dikkat ediyorlar. İsveç’e belli yaşlarda gelmiş göçmenlerin bu mesafe kavramına pek uygun davranmadıkları açıkça gözlemlenebiliyor. Koronadan (covid -19) yaşamını yitiren göçmen kökenlilerin çoğunlukta olması dikkat çekiyor. Bu durumun göçmenler ait olduğu topluluklarının kültürlerinden büyük ölçüde kaynaklandığını görüyoruz. Bu insanlar izole bir yaşamı benimseyemiyorlar, ille de birbirlerine yakın olacaklar, birarada bulunacaklar. Yakınlarındaki tehlikenin farkında bile değiller.

İsveç Ulusal Halk Sağlığı Kurumu virüsün yaygınlaşmaya başlamasından bu yana tavrını değiştirmedi. Topluma yasaklar konulmasını önermedi. Kurum insanların alınması gereken önlemleri sürekli olarak duyurmaya çalıştı. Toplum Bağişıklığı sözü genel kabul olarak benimsedi. Kurum tutumları nedeniyle zaman zaman başka ülkeler ve uzmanlar tarafından “yanlış yolda” olduğu yönünde eleştirildi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) İsveç’in izlediği yolun doğru olduğunu belirtmekle yetindi. İsveç’in ünlü sabah gazetesi Dagens Nyheter’de 22 İsveçli uzman kurumun izlediği yolun “yanlış” olduğuna ilişkin bir makale yayınladı. Kurum bu makalede yazılanlara katılmadığını açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü yaptığı bir açıklamada virüsün önü kesilse bile var olmaya devam edeceğini açıkladı. Bu durum bizlere virüsle yaşamayı öğrenin anlamına gelen bir öneri, bir uyarı özelliği taşımaktadır. Gerçekten bu ya da buna benzer ortaya çıkabilecek virüslerle yaşamaya alışmaya başlamalı mıyız, diye düşünmek zorunda bırakılıyoruz.

İsveç’te ev ev dolaşıp yiyecek, içecek dağıtanlar pek yok. Alışveriş yapamayacak durumda olanlar internet üzerinden (online) gereksinimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Kapının önüne bırakılan alışveriş torbalarını sadece içeri almaları yetiyor. Toplumsal davranış kurallarına saygı gösteren bir toplum olan İsveçliler yeni yaşam tarzına alışmakta ve uyum sağlamakta pek de zorlanmıyorlar. Gençler arasında birtakım zorluklar, uyumsuzluklar yaşandığı da gözden kaçmıyor.

Sonuç olarak, insan elbette sosyal bir varlıktır. Tek başına yaşamaya alışkın değildir ama, virüs ve yarattığı tehlike de bir gerçektir. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı gibi virüs aramızda, içimizde uzun süre yaşayacağa benziyor. İlaç ve aşının yüzde yüz etkili bir biçimde ortaya çıkması zaman alabilecek bir olgu olduğuna göre bizim virüsle koyun koyuna yaşamaya alışmamız, ona göre önlemler alıp bunu uygulamamız gerekiyor.

Ya değilse, virüs canımıza okuyabilir. Seçim biz canlıların...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI