TÜRKİYE AKIL TUTULMASI YAŞIYOR
Mustafa Sönmez

TÜRKİYE AKIL TUTULMASI YAŞIYOR

Bu içerik 419 kez okundu.

17 Aralık büyük yolsuzluk operasyonu üzerinden iki buçuk aydan biraz fazla bir zaman geçti. Türkiye nasıl o gün hiç ummadığı bir şok dalgası yaşmışsa, ondan sonra ortaya hâlâ çıkmaya başlayan ses kayıtlarıyla aynı şoku yaşıyor. İnternet ortamına düşen bu ses tapeleri ülkenin iktidar eliyle nasıl soyulduğunu ortaya koyuyor. Böyle birisi bu ülkeyi yönetmeyi hak ediyor mu?


İktidarın başı şimdiye kadar hakkında ortaya çıkan yolsuzluk, rüşvet, ses kayıtlarının aksini tam olarak ispatlamadığı süre içerisinde bu ülkenin başbakanı olarak kalamaz. Ses tapelerinde baba – oğul konuşmaları ve evden kaçırılan milyonlar değerindeki  avrolar, dolarlar ve dahası hakkında 100 milyarlık mal varlığı var gibi ileri sürülen iddiaları çürütemediği süre içerisinde bu ülkenin başbakanı olamaz. En azından benim başbakanım olamaz ve saygı da duymuyorum.


İktidarın başı olan kişi hiçbir zaman ben,  bu konuşmaları yapmadım demiyor. Ne diyor, komplodur, montajdır, iktidarımıza karşı darbedir... Bir ses kaydının sonunda, “kriptolu telefonları da dinlemişler” diyor. Bu ne demektir? Benim konuşmalarım dinlenmiştir, demektir. İktidarın başı ‘en iyi savunma saldırıdır’ taktiğini ta yolsuzluk operasyonunun başından beri tüm ahlaksal sınırları unutarak yapıyor. Dolaysıyla oylarında yaşanan düşüşler iktidarının başını çılgına çevirmişe benziyor. Doğal olarak ulus üzerinde bir haksızlığı uğramış mazlum algısı yaratmak istiyor.


İktidarın başının bu kadar saldırganlaşmasının elbette bir nedeni var. O da biliyor ki, artık ‘yolun sonu görünüyor’ çıkış yolları bir bir kapanıyor ve bir tek yola doğru gidiyor. O da; Yüce Divan’nın kapıları...


Buraya kadar herşey anlaşılabilir, yolsuzluk batağına düşmüş iktidarın çırpınışlarını ve bunu normal göstermek için verdiği çaba diye düşünülebilir...


Bu bağlamda anlaşılmaz olan herşeyin ayan beyan olduğu bir 780 bin kilometrelik ülke meydanında o ülke halkının azımsanamayacak kadar olan kısmın hâlâ inanmamış olmasıdır. Meydanda ‘Hırsız var’ diye bağıran bir kişiye halktan birisi, “soyuyorsa beni, soyuyor. Size ne?” diyebiliyorsa, o ülkede bir akıl tutulması var demektir.


Titrinin başında Prof. olan koca koca adamlar “doğru olsa bile inanmam” ve “gerçek olsa bile halk zaten inanmıyor” safsatası üreterek halk üzerinde dolaştıkları kanallarda, yazdıkları gazetelerde bir “beyin katılaşması”, “akıl tutulması” yaratmaya çalışıyorlarsa, o ülke gerçekten bir “AKIL TUTULMASI” yaşıyor demektir. Meydanlarda, “hepimiz Bilal’ız” diye pankratlar açılıyorsa, yolsuzluğa bulaşmış bakanlar hâlâ meydanlarda seçim nutukları atabiliyorlarsa, bu ülkenin 11 yılda geldiği konumu iyi irdelemek ve üzerinde derinlemesine düşünmek gerekir.


Hitler Almanyası ve Musolini İtalyasını gözler önüne getiririn, orada da halkın üzerinde estirilen propagandalarla halkın nasıl alıklaştırıldığı, akıl tutulması dumuruna uğratıldığı ve diktatörleri tanrılaştırdığını görürüsünüz. Ama ne yazık ki, insanlığın başına bela olan bu diktatörlerin sonlarının nasıl olduğu da ortadadır.


Önümüzde 30 Mart yerel seçimler var. Bu seçimler hiçbir zaman yolsuzlukların, rüşvetin, ayakkabı kutularının aklandığı sandıklar değildir ve olamaz da. Yolsuzsuzlukların, rüşvetin aklanma yeri hukuku herşeyin üzerinde gören bağımsız mahkemeler ve yargıçlardır. Ne yazık ki, bugün Türkiye’de bağımsız yargıdan tam olarak söz etmek olanaklı değildir. İktidarın başı büyük ölçüde 17 Aralık sonrası yargıda yaptığı büyük değişiklikler ve çıkardığı kanunlarla yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmıştır. Yargıyı kendisine bağlı bir hale getirmiştir.


İktidarın başı ve avanesi kendisine bağladıkları medya ve düzenledikleri seçim meydanları mitingleriyle yalan söylemeye, halkın zihini dondurmaya devam ediyorlar. Adamlarını Avrupa’ya yollayarak oradaki insanlarımızı da aynı kalıba sokmaya çalışıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti 90 yıllık tarihinde hiç bu kadar kötü duruma düşürülmemiştir. Bu kadar yalan söyleyen bir başbakan da görmemiştir. Bu olay içinde yaşadığımız İsveç’te yaşanmış olsaydı, Fredrik Reinfeldt yönetimindeki koalisyon hükümeti bir saat bile iş başında kalamazdı. Savcılar ve mahkemeler devreye girerek korkusuzca gereken yargılamaları yapar ve sonuçlarını herkes itirazsız kabul ederdi.


Gazeteci Yavuz Semerci’nin dediği gibi; “Bu halk, farkında olan da olmayan da, yalanı,  yolsuzluğu, hele hele bir işadamının parası için önüne yatan bakanları ve onların koruyanları da hak etmiyor.”


Sizce ediyor mu? Etmiyorsa; yolsuzluklara, hırsızlıklara, haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı nerede olursan ol, sesini yükselt!.. Bağır, bağırabildiğin kadar... Bu senin var ya da yok olma nedenindir.


Bunu unutma!..


Not: Bazı anket ve araştırma şirketleriyle iktidarın birtakım görüşmeler yaptığı ve onlara 4-5 milyonluk ihaleler verildiği ve dolaysıyla yapacakları anketlerde iktidar partisinin oylarını çok yüksek göstermeye çalışmaları yönünde kamuoyuna yansıyan duyumlar vardır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI