Bu savaş bizim savaşımız değil
Mustafa Sönmez

Bu savaş bizim savaşımız değil

Bu içerik 345 kez okundu.

Biraz gerilere gidecek olursak doksanıncı yılını kutlamaya hazırlandığımız ülkemizde neredeyse bunun yarısını terör ve terörizmle geçirdiğimizi söyleyebilirim. 1968’den itibaren içerine sürüklendiğimiz sağ – sol çatışması ve öldürülen bilim insanlarımız, gençlerimiz aynı zamanda halk üzerinde yaratılan korkular kabusumuz olmuştu. 1984’ten günümüze kadar gelen PKK terörü... VE başlatılan içeriğini bilmediğimiz pamuk ipliğine bağlı barış süreci...
 

Ülkemiz ve insanımız terör ve terörizmden en çok çeken ülkeler arasında birinci sırayı alır kanısındayım. Biz bu acıları çıkarcı, beceriksiz ve maşa hükümetler eliyle fazlasıyla tattık ve tatmaktayız. Yeter artık diyoruz. Terör ve terörizmden uzak, huzurlu, kardeşçe yaşanan bir ülke istemek doğal hakkımız olarak görüyoruz. Ama, ülkeyi yıkıma götürebilecek ince ve sinsice oyunlardan dahası planlardan uzak olarak...
 

Türkiye hiçbir ülkeyle düşman değildir ve olamazda. Bu kuruluş felsefesine aykırıdır. Ulu önder, büyük insan Mustafa Kemal Atatürk, buna şu sözleriyle son noktayı koymuştur: “Yurtta barış, dünyada barış”. Yine Mustafa Kemal, “Yurt savunması söz konusu olmadıkça, savaş cinayettir” demiştir. Böylece hiçbir ülkeye, hiçbir ulusa düşman olmadığımızın güvencesini vermiştir. Ya,  ondan sonra gelen ve günümüzden altı yüz yıl geriye gitmek isteyen Osmanlı kafalı liderlerimiz, ne yapmıştır ya da ne yapmaktadır dahası ne yapmak istemektedir?..
 

İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu 1991 yılında ABD’nin Irak savaşının eşiğine geldiği günlerde Stockholm’da “Bu savaş bizim savaşımız değil” konulu bir konferans düzenlemişti. O zaman  Refah Partisini temsil eden adalet eski bakanı Şevket Kazan bu konferansta savaşa karşı çıkıyordu. Şimdi o partinin eski çırakları kurdukları yeni partileriyle Suriye’ye neredeyse savaş ilan edecekler (aslında ettiler)... Ne demeli “rüzgar eken, fırtına biçer” diyen atalarsözümüzü her zaman anımsamak zorunda mıyız?
 

Cumartesi akşam saatlerinde Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde arka arkaya meydana gelen iki patlama savaşın soğuk yüzünü bizlere 50’nin üzerinde ölü ve 100 üzerinde yaralı ve arka planda yıkılmış bir ilçe bırakarak bir kez daha anımsattı. Aileleri ve toplumun duyarlı kesimini yasa boğdu.
 

Bunun suçlusu kim? Biz mi, Suriye lideri Esad mı? Ya da Ankara’ya, “Sen önden yürü ben arkadan geliyorum” diyen birileri mi? Savaşın mantığı yoktur ve olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır.
 

Basına yansıyan haberlere göre, Suriye Enformasyon Bakanı Umran el Zubi, Türkiye’yi dolaysıyla başbakanı suçluyor; “tüm olanların sorumluluğu Türk hükümetinin ve kişisel olarak Erdoğan’ın” ve ekliyor,”Türk ve Suriye halklarının kanı üzerinden siyasi kariyer yapma hakkı yok.” diyor. Umran el Zubi’ye hak verir ya da vermezsiniz. Ama bu, “Ben BOP’un eşbaşkanıyım” diyen ülkemiz başbakanının olaylara bakışını ortaya koyuyor mu, koymuyor mu? Sayın başbakan Amerika’ya niye gitti? Neden son bir yıl içinde Obama da dahil, Genelkurmaybaşkanı, Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı birden fazla ülkemizi ziyaret ettiler. Bizleri o kadar mı, çok seviyorlar?
 

İsrail neden iki yıl aradan sonra özür diledi? Bu da mı bir tesadüf? O zaman herşey tesadüflere bağlıysa, vay ülkemizin haline... Başımıza gelecek olanlar pişmiş tavuğun başına gelmez diye kara kara düşünmek gerekiyor?
 

Muhalefet sesini yükseltmiyor ve ciddi çalışmalar yapmakta yetersiz kalıyor. Bir nevi havanda su döğüyor. Böyle bir ana muhalefet partisi olamaz. Hele hele bu parti Atatürk’ün kurduğu CHP’yse, hiç olamaz. Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’ye sıçraması ciddi bir sorun. Atalarımızın bir sözü var. Rüzgâr eken fırtına biçer. Ne yazık ki biz artık terör ithal eden bir ülke haline geldik. Huzurumuz kaçtı. Vatandaşlar, ‘Suriye’de ne işimiz var’ diye soruyor. Biz barışı egemen kılmak zorundayız. Hükümetin bu konuda ciddi tedbirler almasını bekliyoruz” dedi.
 

Bu anlayışta bir CHP’yi kusura bakmasınlar hiç mi hiç düşünemiyorum. İş yerine bol bol ağırlığı olmayan laf üretmek, bu partiye yakışmıyor, aksine kan kaybettiriyor…
 

Reyhanlı olaylarının arkasındaki sır perdesi tam bir muamma, devlet bir saat içerisinde olayın suçlusunu ya da suçlularını ilan ediyor. Bu ne hızlılılk? O zaman sormazlar mı, öyleyse bu olayın olacağını önceden biliyordun? Öyleyse, neden gerekli önlemleri almadın? Peki, olaydan beş dakika önce Reyhanlı’da elektirikler neden kesildi? Bu bir tesadüf mü?
 

Aylardır Hatay bölgesinde birtakım olayların olacağı halk arasında ve kamuoyunda ağızdan ağıza söyleniyordu. Devletin bir istihbarat zaafı mı var sorusu  ister istemez insanın usunu kemiriyor.Onca ajanın fink attığı bölgede böyle bir olay nasıl gerçekleştirilebilir? Bu ne vurdum duymazlıktır? Bunun hesabını kim verecektir.
 

Başbakan biz bunun hesabını sorarız diyor ve bir yol haritasının hazırlanacağından dem vuruyor. O zaman ufukta resmi bir savaş ilanı mı var? Bu durumda öyle gözüküyor. ABD Dışişleri Bakanı Kerry, bir taraftan Rusya ile anlaştıklarını, Esad’ın da katılacağı ve Haziranın ilk haftasında bir konferans düzenleneceği söylüyor. O halde bizim başbakan neyin hesabını sormanın peşinde? Bu konferansta olumlu kararlar çıkarsa, bizim başbakan bu hesabını nasıl soracak?  Büyük devletler buna izin verir mi? Başbakanın halkı kandırmanın ötesinde bir şey yapabileceği pek düşünülemez.
 

Türkiye bir an önce savaş çığırtkanlığından vazgeçmek durumundadır. Başbakan şunu çok iyi bilmelidir ki, bu savaş benim ya da bizim savaşımız değildir…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
İSVEÇ’TE, ÖZLEM ERDOĞAN SİGORTA SEKTÖRÜNDE 2019’UN EN İYİSİ SEÇİLDİ
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI
STOCKHOLM’DA CUMHURİYETİMİZİN 96. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANDI