Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 18 Mart 2015, Çarşamba 00:04:29 tarihinde eklendi. 3899 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

GÖÇ ve İSVEÇ TÜRKLERİ - Mustafa Sönmez

GÖÇ ve İSVEÇ TÜRKLERİ

2015 yılı İsveç’te yaşayan Türkler için önemli bir yıl olarak belleklerde kalacak. 2015 Türkiye’den İsveç’e kitlesel işgücü göçünün 50. yılı... Söylemesi dile kolay tam 50 yıl. Çalışmak daha doğrusu ekmek paralarını kazanmak amacıyla kuzeyin karlı buzlu yollarına düşen insanlar... Kırsal kesimden yol, dil bilmeden kendi yaşamlarından, toplumsal yapılarından oldukça farklı bir ülkeye gelebilmek, yaşama yeniden merhaba demek. Bu insanlarımız yola çıkarken ne düşünmüşler, geldikleri ülkede neyle karşılaşmışlar ve hangi zorluk dehlizlerinden geçmişler... İlk kültürel karşılaşma ve onun yarattığı kültürel şoku nasıl atlatmışlar... Bu insanlarımızın anılarını dinleyerek, okuyarak bazen gülerek, bazen de derin derin düşünerek kimi zamanda onları buralara sürükleyen kaderlerine lanetler yağdırak, 50 yılın muhasebesini yapmaya çalışıyoruz, çalışacağız...


Kitlesel işgücü göçünün elli yıllık muhasebesini yapmak ya da yapmaya çalışmak sanıldığı kadar kolay olmasa gerek. Bu elli yılın içerisinde nice hesaba kitaba yazılmayan yaşanmışlıklar, sıkıntılar, dertler  gizlidir. Kilise bahçelerinde çimlerin üzerinde kılınan namazlar, marketlerde tavuk gibi gıdaklayarak satın alınan yumurtalar... Tren garının ana buluşma ve toplantı noktası olarak görülmesi, uzun uzun atılan voltalar...  Memleket havadisleri... Patronun gözüne girmek için durmaksızın çalışmak... Bir işyerinde yirmi dört işçinin Türkler çalışmaya başlamasıyla sayısının altıya indirilerek o bölümün Türk işçilere bırakılması... Ve ilk aşk cinayeti... Sürekli yapılan geri dönüş hesapları, hayaller... Bir türlü evdeki hesabın çarşıya uydurulaması... Geçiciliğin nihai sonuçta kalıcılığa dönüşmesi... Sünnetlerin, düğünlerin merasimlerinin memleket yerine İsveç’te yapılır olması... Dini ibadetlerin uyduruk, eski bisiklet odalarından, mahzenlerden minareli camilere taşınması...
 

İsveç’e kitlesel işgücü göçünün ağırlığını 1970 – 1976 yılları arasında büyük çaplı olarak gerçekleştirilen aile birleşimleri oluşturur. Evinin dışına çıkmamış, dışarıda herhangi bir işte çalışmamış Türk kadınının uygarlığın merkezinde Anadolu giyim ve kuşamıyla, davranış biçimleriyle var olması akıllara durgunluk verecek bir sosyal olgular bütünüdür. Sabah işine giderken bindiği treni  akşam işinden dönerken tanımak için kırmızı bez bağlayan Türk kadınının okuma yazma bilmeyişinin ezikliğini tanımlamak, yaşadığı uygar toplum içerisinde bir utanç vesilesidir. Aslında bu utanç onun değil, onu eğitimsiz bırakanlarındır.


Göç ve göçmenlik olgusu çok yönlü boyutsal anlamıyla birçok bilimin alanı içerisine girmektedir. Bu bağlamda İsveç’te yaşayan Türkler üzerinde yeterince bilimsel çalışma yoktur. Göçün genellikle sosyolojik ve psikolojik ve sosyo-kültürel etkilerini, göçe katılan insan üzerinde bıraktığı derin izler şimdiye kadar fazla çalışma konusu yapılmamıştır. İsveç’e göçün ana çekirdeğini Konya’nın Kulu ilçesinden 1965’li yıllardan itibaren gelmeye başlayan Kululular oluşturur ki, bugün 40 bin dolaylarında bir nüfus yoğunluğundan söz edilmektedir. Kulu insanı kapalı bir toplum yaşayışına sahiptir. Toprak ana geçim kaynağıdır. Bu nedenle kasabasının, ilçesinin dışına pek çıkmamıştır. Eğitim alanı ilkokul, 1954’ten sonra da ortaokul ağırlıklı kalmıştır. Kızların yüzde yüzü 1960’lara kadar okula gönderilmemiştir. Lise 1968 ve Meslek Yüksek Okulu 1980’lerden sonra açılmıştır. Kızların okul gitme ve eğitime devam oranı 1970’ların ortalarına doğru hız kazanmıştır.
 

Kapalı bir toplum yapısından kendilerini açık bir toplum yapısı içerine bulan Kululular, kapalı toplum yapısını bugün de sürdürmektedirler. Kulu kitlesel göçün başladığı yıllarda tipik Anadolu kırsal kesim kültürünün özelliklerine sahiptir. Ataerkil aile yapısı egemendir. Bu nedenle İsveç’te en büyük zorlukları kadınlar yaşamıştır. Özellikle kızlar, kadınlar henüz İsveç toplumuna fazlasıyla entegre olabilmiş durumda değillerdir. Fakat, kız çocuklarının 21. yüzyılın başlarından bu yana giderek artmaya başlayan üniversite dünyasına adım atması ve ileride toplumun dışlanmışlığını, içerisinde yaşadığı toplumla iletişimsizliğini kıracak bir ana motor görevine üstlenecek özellikler yansıtmaktadırlar.


İnsanlarımız, onların sonradan gelen eş ve çocukları ve de burada dünyaya merhaba diyenleri de katarsak, İsveç’te büyük bir Türk toplumu olarak varlığımızı sürdürüyoruz. Bu büyük potansiyel ne yazık ki, birlik beraberlik içerisinde olmaktan - ülkemiz Türkiye’ninde katkılarıyla - söz yerindeyse, çok uzak ve bin bir parçaya ayrılmış durumda. Bu nedenle de sorunlarına sahip çıkmak, içinde yaşadığı toplumda baskı unsuru olmak ve sesini duyurmaktan oldukça uzaktır.


12 Eylül sonrası İsveç’e gelen siyasi mülteciler ki, sayıları aileleriyle birlikte 10 ile 15 bin arasında bulunmaktadır. Siyasi deneyimlerini Türkiye’de olduğu gibi İsveç’te de kendi hırslarına kurban etmişler ve tuz buz olarak etkili bir siyaset üretememişlerdir. Bugün toplumda adları bile geçmemektedir. Halbuki 12 Eylül sonrası gelen siyasi mültecilerin bilinçleri buradaki Türk toplumuna motor görevi olarak bir ivme kazandırabilseydi, bugünkü siyasi durum Türkler açısından çok farklı olabilecekti.


İsveç’te yaşayan Türkiye kökenliler çeşitli etnik ve dinsel gruplara bölünerek siyasi güçlerini asgariye indirmişlerdir. Fakat, mağdur ve ezilmişlik edebiyatı oynayan Kürtler, Süryani/Asuriler genellikle İsveç siyasi partilerinin zaaflarından da yararlanarak siyasi güçlerini artırmışlardır. Türkler ise, İsveç toplumun en zayıf siyasi gücüne sahip halkası durumdadırlar. Türkiye’deki mevcut siyasi partilerin uzantılarının yurtdışında kurulmaya başlaması, bu zayıf siyasi gücü daha da derinleştirecektir.


Bugün İsveçli Türklerin geleceğine bir göz attığımız zaman burada doğup büyüyen ve üniversite bitiren gençler dedelerim Türkiye’den gelmişler ama, ben İsveçliyim felsefesiyle kimliksiz bir biçimde bir süre yollarına devam edecekler ve onların çocukları asimile olmuş bir İsveç vatandaşı olarak bu toplumda yaşamaya çalışacaklardır.

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com