STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 09 Nisan 2015, Perşembe 20:57:02 tarihinde eklendi. 956 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kurucu İktidar, Anayasa, Anayasal Suç Üzerine -

Kurucu İktidar, Anayasa, Anayasal Suç Üzerine

Kurucu İrade, yeni bir devletin ortaya çıkmasında, o devleti kuranların birlikte kullandıkları iradedir. Öncesinde bir devlet ve düzen yoktur. Kurucu irade, kurulacak olan devletin kurallarını koyan, hali hazırdaki ve gelecekteki işleyişini düzenleyen ve bu işleyişi sağlayacak yapıyı kuran iradedir ve bu iradeyi kullanan iktidara da Kurucu İktidar denir. Kurucu iktidar öncesinde hiç bir şey yoktur; bu nedenle Kurucu İrade’nin bağımsız ve sınırsız olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kurucu İktidarı da “Asli Kurucu İktidar” ile “Tali Kurucu İktidar” (ya da değiştirici kurucu iktidar) olarak ikiye ayırmak gerekir.

Türkçe’de “Anaysa” olarak ifade etiğimiz kavram, batılı dillerde “Constitution” olarak ve A.B.D’de “Convention” olarak kullanılmıştır. “Constitution” Osmanlı İmparatorluğu döneminde, meşrutiyetin kurulması ve geliştirilmesi aşamasında “Kanun-u Esasi” olarak Türkçe’ye aktarılmıştır ve bu aktarıma paralel olarak günümüz Türkçe’sinde “Anayasa” olarak kullanılmaktadır. Oysa Batı dillerinde “Constitution” çok farklı bir anlamda kullanılmıştır. Batı dillerinde karşılığı “oluşum / kuruluş olan Constitution” sözcüğünün tercih edilmiş olması da anlamlıdır. D. Ceyhun, “Anayasa Yasa mıdır” adlı kitabında; “Constitution frenkçede (Batı dillerinde) bir yasa değil, Katolik Kilisesi’nin teokratik devletlerine karşı yüzyıllar boyu verilmiş kanlı mücadelelerin sonunda kurulan laik (seküler) devletlerin kuruluş sözleşmesi anlamına gelmektedir. Yani meşruiyetin kutsal güçlerden ve hanedandan alınıp Meclis’e devredildiği, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı, teokratik devletin seçeneği olarak bulunmuş devlet türünü tanımlamaktadır.” demektedir.

Anayasalar’ı Asli Kurucu İktidarlar yapar, zaman içinde, çağın gereklerine göre Tali Kurucu İktidarlar Anayasa’da değişiklikler yaparlar. Bu değişiklilerin nasıl yapılacağı ve kapsamı, genellikle Asli Kurucu İktidar’ın yaptığı ilk Anayasa’da düzenlenir. Bu bağlamda; Tali Kurucu İktidar’ın iradesinin bağımsız ve sınırsız olmasını değil, Asli Kurcu İktidar’ın izin verdiği çerçevede sınırlı olması gerekliliğini kabul etmemiz gerekir. Bu durum Anayasa’nın, devleti kuran toplumun üzerinde uzlaştığı sosyal bir anlaşma olmasından kaynaklanan doğal bir sonuçtur.

Anayasa’yı, içinde yasa kelimesini barındırıyor diye yukarda izah etmeye çalıştığım nedenlerden dolayı bir yasa olarak kabul etmemiz yanlış olur. Seçilmiş bir yasama meclisi bir yasayı tamamen değiştirme yetkisine sahipken, kendisini Asli Kurucu İktidar’ın yerine koyup, Anayasayı tamamen değiştirmesi Evrensel Anayasa Hukuku açısından yanlış olur.

Anayasalar, yeni bir devlet kuruluşunda ya da bir ihtilal sonucu devletin rejiminin değiştirilmesi durumunda ortaya çıkan Asli Kurucu İktidarlar tarafından oluşturulmuştur.

Türk Anayasa Hukuk tarihine baktığımızda 1921, 1924, 1960 ve 1982 Anayasaları’nı görmekteyiz. 1921 Anayasası T.B.M.M.’nin açılması ve Kurtuluş Savaşı’nın Ankara’dan yönetilmesi sürecinde ortaya çıkmıştır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in kurulması üzerine 1924 Anayasası ortaya çıkmıştır. Bu süreci anlatırken iki Anayasanın varlığından bahsediyor gibi gözüksek de aslında ikisinin birbirini tamamlayan tek bir Anayasa varlığından bahsetmek daha doğru olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra, 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi, 4 - 11 Eylül 1919 Sivas Kongresi, 23 Nisan 1920 T.B.M.M’nin açılışı ve nihayet 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanıyla T.C.Devletinin kurulması dört yıllık bir süreç almıştır. Yeni kurulan devlet nedeniyle bir Anayasa oluşturulmuştur.

 

1960 ve 1982 Anayasalar’ını oluşturan Asli Kurcu İktidarlar’ın meşruiyeti, bir tartışma konusu olsa da yürüklükteki bütün organların 1982 Anayasası’na uygun olarak göreve geldikleri ve bu anayasadan kaynaklanan yetkileri kullanmalarından dolayı bu Anayasa’yı yok hükmünde kabul etmek pratikte mümkün değildir.

1982 Anayasa’sının çok uzun bir anayasa olması ve yasalarla düzenlenebilecek olan ve hatta düzenlenmesinde fayda olan konuları da kapsaması, Türkiye’de anayasa değişikliği tartışmalarının ve ihtiyacının varlıklarını sürdürmesine neden olmaktadır. Şayet 1982 Anayasası, çağdaş diğer Anayasalar gibi sadece kuruluş felsefesini, devletin rejimini, devletin organlarını ve temel haklar ve özgürlükleri kapsasaydı ve diğer detayların düzenlenmesini yasalara bırakmış olsaydı bu kadar değişiklik ihtiyacı ortaya çıkmazdı.

Yukarda Asli ve Tali Kurucu İradeler’i mukayese ettiğimizde Tali Kurucu İktidar’ın iradesinin sınırlı olduğunu ve bu sınırın Asli Kurucu İktidar tarafından kurluş aşamasında yine Anayasanın içinde düzenlendiğinden bahsetmiştim. Bu bağlamda yasama meclisinin kendini Asli Kurucu İktidar gibi görmesi, yeni bir Anayasa yapmak kaydıyla diğer bir anlamıyla Anayasa’nın tüm maddeleri değiştirme yetkisi yoktur. Hele ki bunu Anayasa’nın değişmez maddelerini değiştirebilmek için bir hile olarak kullanmaya kalkması bir anayasa ihlalidir. Yasama meclisi yekilerini Anayasa’dan alır. Yetksini dayandırdığı Anayasa’nın değişmez maddelerini değiştirebilme yetkisini kendinde görmesi doğrudan hukuksuzluktur.

Özal’ın “Anayasa bir kere delinse; bir şey olmaz” sözüyle başlayan ve her gün Anayasa’yı çiğnemekten büyük zevk alan R.T.E.’nin Türk Siyaseti’ndeki varlığıyla zirve yapan çarpık zihniyet devleti hukusuzluğa itmektedir. Yürütme organı, bürokratlar ve memurlar bugün Anayasal ve yasal dayanağı olmayan eylemler ve düzenlemeler yapmaktadırlar. Hukuki açıdan, “devletin çivisi çıkmıştır” demek çok abartılı olmaz.

Kendisine seçim otobüsü aldıran, bir siyasi partiyi alenen ve taamüden destekleyen Anayasa’yı çiğnemekten zevk alan, İstanbul’da kaçak evde ikamet eden, Cumhuriyet’in sembolü Çankaya köşü varken kendisine kaçak saray yaptırıp orada ikamet eden, mensubu olduğu eski partisini ve parti üzerinden hükümeti fiilen yöneten, aynı partinin milletvekili aday listelerini fiilen oluşturan bir Cumhurbaşkanı mevcuttur. Hiç bir Asli Kurucu İktidar, Cumhurbaşkanı makamına oturan bir insanın bu şekilde Anayasa’yı ve yasaları ayaklar altına alıp, pervasızca çiğneyeceğini öngöremezdi ve bu nedenle bunu yapan Cumhurbaşkanı’nın nasıl yargılanacağına ait hususlar Anayasa’da düzenlenmemiştir. R.T.E. bu boşluktan pervasızca yararlanmaktadır ve ülkeye geriye dönüşü mümkün olmayan büyük zaralar vermektedir.

İhtiyacımız olan güçler ayrılığı prensibinin; yani yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız ama karşılıklı bir denge içinde varolması prensibini Türkiye’de ivedilikle hayata geçirmektir. En küçük hukuksuzluğu tahammül göstermemektir. Bunu için tüm muhalefet partileri ile birlikte tüm dernekler, sendikalar, meslek odaları gibi tüm STK’lar hep birlikte mücadele etmeliyiz. Rayından çıkan hukuk sistemini demokratik haklar çerçevesinde yeniden rayına oturtmalıyız.

 

Yazdır Paylaş
Diğer Yazıları
isvecpostasi.com