Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 18 Nisan 2015, Cumartesi 01:43:18 tarihinde eklendi. 983 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BİR ÖLÜM ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - Mustafa Sönmez

BİR ÖLÜM ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

İsveç’te son on yıldır olağanüstü durumlar yaşamaya başladık. Bunun en canlı örneği son on yılda giderek artan polis şiddeti ve onun sonucu olarak ortaya çıkan ölümler ya da polis tarafından kasıtlı öldürmeler. 2002 ile 2014 yılları arasında İsveç polisinin öldürdüğü kişi sayısıyla diğer İskandinavya ülkelerini karşılaştırdığımız zaman büyük farklar görüyoruz. İsveç: 13, Danmarka:10, Norveç:2, Finlandiya:1, İzlanda:1

İsveç polisinin öldürdüğü 13 kişiden yedi tanesinin son iki yıl içerisinde gerçekleştiğini kabul edersek, polis şiddetinin almış olduğu hızı daha iyi anlayabiliriz. İsveç gibi dokuz buçuk milyonluk bir ülke polisin nasıl oluyor da bu kadar kişiyi öldürebiliyor ya da ölümüne sebep olabiliyor? Polisin eline şu ya da bu şekilde kriminel damgalı olarak düşen kişilerin kesinlikle şiddete maruz kaldıklarını ama kimsenin kendilerini dinlemediği yönünde yakınmalarının zaman zaman dolaylı da basına yansıması bunun canlı örnekleridir. Malmö’de göstericilerin üzerine atlarını süren ve aynı zamandan coplayan polisleri unutmadık.

İsveç, demokrasi ve demokrasinin işleyişi konusunda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında ilk beş sıra içerisindedir. Böylesine gelişmiş bir demokrasiye sahip bir ülkede polis şiddetinden ve polisin açtığı ateş sonucu insanlar ölebiliyor. Bunu açıklamak sanıldığı kadar kolay mıdır? Polise karşı koymasaydı ya da elinde bıçak, silah gibi aletleri göstermeseydi diyerek olayı savunabilir miyiz? Sonuçta yaşamını yitiren ne olursa olsun bir insan var.

Otuz yıldır Stockholm’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Yıldırım Erdoğdu. 11 Mart’ta polis merkezine uyuşturucu satmak gibi ilgisi olmayan bir suçlamayla götürülür. Uzun süren bir sorgu sürecinden geçer. Kendisi kalp hastasısı ve ameliyat geçirmiştir. Çok farklı haplar kullanmaktadır. Bunu kendisi sorguya alan polislerde bilmektedirler. Yıldırım Erdoğdu’nun poliste belli bir dosya kabarıklığı vardır. Dil bilmeyişi ve ani kızgınlıklar esnasında görevli memurlara hakaret ya da tehdit ağırlıklı bir dosyadır. Polislere karşıda mukavemet suçlarıyla bilinmektedir.

Kalp hastası ve aynı zamanda avukatı olan ve kayıtlara avukatını istediği notu düşülen bir kişinin bu isteği neden yerine getirilmez de uzun uzun sorgulanır. Sorgula esnasında kamere kaydının olup olmadığına dair hiçbir bilgi verilmez. İsveç gibi bir ülkede bu olağandışıdır. Bu nedenle Sergel Meydanı’ndan alınıp tüm itrazlarına rağmen polise karakoluna götürülmesi avukatının çağrılmaması, uzun uzun sorgulanması ve sorgulama sonrası bırakıldığı kilise mezarlığında dokuz dakika gibi geçen bir zaman sürecide gören birisi tarafından çağrılan ambulans personel tarafından ölü olarak bulunması hep muammalarla doludur.

Yıldırım Erdoğdu polis karakolunda şiddet gördü mü ya da bırakılacağı yere getirilinceye kadar polis arabasında mı şiddete maruz kaldı? Bu tam olarak bilinmemektedir.Sağ tarafındaki geniş morluk nasıl açıklanabilir? Neden eşyaları farklı farklı yerlerde ve farklı zamanlarda teslim edilir. Telefonu neden çok sonra teslim edilir? Telefonu şifreli miydi ya da şifresi kırıldı mı belli değil.

Polis karakoluna götürülmesiyle ölü olarak morgtan ailesine teslim edilmesinin üzerinden on bir gün gibi bir süre geçer. İlk andan itibaren ailesine, avukatına neden haber verilmez de on bir gün sonra verilir? Bu düşündürücü değil midir?

Böyle bir durumda ilk elde kamu davası açması gereken savcı, neden ailesinin baskıları sonucu dava açmak zorunda kalmıştır? Ayrıca, bir polisin suçlandığını söylemekle yetinmiştir. Polis hangi suçlamayla, suçlanmaktadır? Neden bir tek polistir? İsveç’te gerek polis arabalarında gerekse karakollarda en az iki polis birarada olma zorunluluğu vardır. Bu olaya en az dört polisin karıştığı savları vardır. Diğer polisler neden suçlanmamaktadır?

İsveç’te yüz altmış bin dolayında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu söylenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Stockholm Büyükelçiliği’nin hukuk bürosu var mıdır? Yoksa, neden yoktur? Elçilik bu olaya neden sahip çıkmamaktadır ve sadece bir kez telefon etmekle yetinmiştir. İnsanının haklarını arama gibi bir görevi bulunmamakta mıdır?

Gözden kaçırılmaması gereken bir başka durumda buradaki federasyonlarımızın ve dolaysıyla vatandaşlarımızın duyarsızlıklarıdır. Federasyonlarımızın yöneticilerin kişisel hırsları toplumsal duyarlılıklarının önüne geçmiştir. Federasyonları kendi çıkarları için basamak yapmak yerine, federasyonların olanaklarını buradaki toplumun sorunları için kullanmaları gerekmez mi?

Gelin bu olaya sahip çıkalım, gerek mahkeme salonlarının önünü gerekse mahkeme salonlarını dolduralım. Tepkimizi yasal çerçeveler içerisinde gösterelim. Aile bireylerine destek olalım.

Belki de yarın geç olabilir...
 

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com