Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 24 Mayıs 2015, Pazar 11:32:46 tarihinde eklendi. 627 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Medeni Cesaret, Kaypaklık ve Eyyamcılık Üzerine - Vedat Erenoğlu

Medeni Cesaret, Kaypaklık ve Eyyamcılık Üzerine

Bu günkü yazıma bir Nasrettin Hoca fıkrasıyla başlamak istiyorum.

Timur, Nasreddin Hocanın köyüne uğrar. Köylü, padişahı layıkıyla ağırlar. Padişah da giderken bu konukseverliğe karşılık; "Köyünüze bir fil hediyem olsun" der ve gider. Fil bu zamanla bağ bahçe koymaz her yanı talan eder. Köylü ne yapsın çaresiz padişahın hediyesi diye ses çıkaramaz.

Hocaya:

-Hocam perişan olduk bizi kurtar. Biz bu file bir şey yapsak padişah kellemizi alır derler.

Hoca:

-Benimle gelin padişaha durumu arz edeyim der. Köylüyü arkasına alır huzura çıkar.

Timur:

-Hoca niye geldin? Filim nasıl? diye sorar.

Hoca:

-Padişahım bu filiniz derken bi bakar, korkudan arkasında kimse kalmamış herkes kaçmış. Padişah:

-Eeeee ne olmuş file?

Hoca:

-Padişahım hediyeniz olan filden çok memnun kaldık.

Yalnız kalıyor bir tane daha istiyoruz.

İnsanoğlu; özellikle Türk İnsanı toplum içinde konuşma konusunda çekingendir, tepkileri hesaplar, orta yollu laf eder. Eleştirecekse de ortaya laf eder sahiplenen gelsin sahiplensin diye bekler. Yıllardır halk “Devlet” i suçlar. Devlet şunu eksik yaptı, devlet bunu yanlış yaptı, ötekini de hiç yapmadı. Televizyonda konuşurken “bir kısım medya”, “birileri”, “kıymeti kendinden menkul şahıslar” diye bahseder konuşmacı birilerinden ama kimdir bu birileri adı konmaz.

Sanırsın ki bir takım insanlar var onlar zembille inmiş, devlet adı verilen bir topluluk oluşturmuşlar ve kendi kafalarına göre hareket ediyorlar. Yine sanırsın ki yine birileri zembille inmiş bizimle uzaktan yakında alakaları yok, ancak aramızda yaşıyorlar ve her gün fitne üretiyorlar.

Sevgili dostlarım hatırlatmama izin verin ki Türkiye Cumhuriyeti hudutları dahilinde vatandaşlık bağıyla Türkiye Cumhuriyetine bağlı olarak yaşayan insan topluluğu bizim halk dediğimiz kitleyi oluşturmaktadır. Küreselleşen bu dünyada belki halkın tanımını biraz daha genişletip, vatandaşımız olmamakla birlikte emekli İngiliz, Alman ve diğer Avrupalılardan ülkemize yerleşenleri de dahil etmek gerekecektir. Yani halk biziz, zembille inen kimse yok, kim ne yapıyorsa içimizden biri yapıyor. Devlet dediğimiz bir tüzel kişiliktir aynen bir şirket gibi. Şirket tüzel kişiliktir ama ortakları gerçek kişilerdir, organları ve yöneticileri yine gerçek kişilerdir. Şirket tüzel kişiliği organları olmadan kendi kendine bir şey yapamaz. Devlet tüzel kişiliğinin ortakları da halkı oluşturan tek tek bireylerdir. Devletin organları ve yöneticileri gerçek kişilerdir. Yani devlet tüzel kişiliği kendi kendine bir şey yapamaz, devlet soyut bir kavramdır, gerçek kişilerden oluşan devletin organları devletin somut yüzüdür.

Yani “Devlet” yanlış yapmışsa bunu soyut devlet kavramı yapmamıştır, yanlışı devlet organlarında o an görevli gerçek kişiler yapmıştır ve hesabı onlara sorulmalıdır. Biz geçmişimizle hesaplaşmayı, hatalarımızdan ders almayı, o hatalar tekrarlanmasın diye tedbirler almayı sevmeyiz.

Çok büyük yanlışlar yapan bir devlet adamını toplumun % 90’nı alkışlar. Aradan otuz yıl geçer adam yargılanır, toplumun % 90’nı “yargılansın hesap versin der”. Toplumun % 90’nı içinden “ artık kapatsınlar bu davayı canım 30 yıl olmuş” der. Oysa yanlış yapan bir ya da iki kişi değildir, iki kişi yargılandığında ne adalet yerini bulacaktır ne de sistem düzelecektir ve en üzücü olanı kimse geçmişte sistemde ne eksikler vardı nasıl oldu da bunlar oldu diye düşünmüyor, bu konular kapansın gitsin diye bekliyor. O gün hatalı devlet adamlarını alkışlayanlar ertesi gün onları yargılayanları alkışlıyorlar.

Muhalefet toplumun vicdanıdır. İktidar insanı sarhoş eder, gücü elinde bulundurmak her insanı hataya sürükler. İşte bu noktada toplumun vicdanı muhalefet devreye girer. İktidar hesap verme makamıdır, muhalefet toplumun vicdanı olarak iktidarı uyarma, yanlışlarını gösterme makamıdır. Hesap sorma makamı halkın bizzat kendisidir ve bu seçim sistemi ve yargı eliyle kullanılır.

İktidar takdir etme yetkisini kullanırken yaptığı hataların sonucu seçim kaybederek öder ancak yasal suçlar işlemişse bedelini yargılanarak ceza hukuku çerçevesinde öder.

Her zaman toplumda birileri çıkar ve “Kral çıplak” der, ama sesleri cılız kalır, sessiz çoğunluğun sessizliği onların sesini boğar.

Eyyamcılık bir kültürdür. “Kral öldü, yaşasın yeni kral” eyyamcılık kültürünün özünü temsil eden slogandır. Stockholm Sendromu olarak isimlendirilen olguda esir, kendini esir edene hayranlık duyar ve zamanla ona bağlanır. Eyyamcı ise beklemez kim iktidarı ele geçirirse hemen ona bağlanır. Hatta bazıları ele geçirme ihtimallerini hesaplayarak henüz iktidarı ele geçirmeden geçireceğini tahmin ettiği kişiye bağlanır.

Eyyamcılar, iktidara gelenleri çok yanıltırlar ve hayal kırıklığına uğratırlar. Çünkü eyyamcılar kaypaktır, ilk fırsatta destekledikleri iktidarı satarlar. Eyyamcılar, ilkesizdir, ideolojileri yoktur, pragmatiktirler, hafızaları zayıftır, bukalemun gibi yeni şartlara hemen adapte olurlar, renk değiştirirler.

Eyyamcılar, kendi adlarına her zaman başarılıdırlar, her devrin adamıdırlar. Eyyamcılar, iktidarın egosuna hitap ederler, ego okşama konusunda ustadırlar ve her iktidarı tuzaklarına düşürürler.

Eyyamcıların sayısı az ama etkileri çok büyüktür. Eyyamcılar gürültücüdür, kraldan çok kralcıdırlar, yeni ilkeleri ateşle savunurlar, eski savundukları değerleri hemen unuturlar, arsızdırlar, kanal kanal gezerler. Eyyamcılar hep pembe tablo çizerler, ekonominin ne kadar iyi olduğundan bahsederler, eyyamcılar illüzyonisttirler, gözümüzü kolayca boyarlar.

Denklemin en önemli parametresi aslında sessiz çoğunluktur. Sessiz çoğunluk, istemezse hiçbir şey olamaz. İktidarın ve eyyamcıların, o sessiz çoğunluğun oylarına ihtiyacı vardır. Evet, iktidara gelmek için sessiz çoğunluğun oylarına ihtiyaç duyar iktidar olacak olan, ancak iktidarın en çok muhtaç olduğu şey sessiz çoğunluğun sessizliğidir, yani sessizliğine devam etmesidir. İktidar olabilirsin ancak çoğunluğun muhalefetine rağmen yapamazsın istediklerini.

Bir iktidarın en büyük nimeti olan sessiz çoğunluğun sessizliğinin sürdürülebilir kılınması nasıl mümkün olur? o halde; işte dananın kuyruğunun koptuğu nokta burasıdır. İşte birkaç yol;

Sıcak para ile sahte refah sağlamak,

TV programlarını afyon olarak kullanıp halkı uyutmak,

Halkın değer yargılarını dejenere edip, parayı kutsallaştırmak,

TV’de açık oturumlarla bilgi kirliliği yaratarak halkı gerçeklerden koparmak,

Halka kendi gündemini unutturup, suni gündem yaratarak toplumu yönlendirmek,

Toplum mühendisliğinin tüm araçlarından yararlanmak.

İşte Hoca Timur’un huzuruna çıktığında sessiz çoğunluk, sessizliğini bozabilseydi, ikici fil de gelmezdi, birincisi de giderdi.

Sesinizin gür olması dileklerimle…

Yazdır Paylaş
Diğer Vedat Erenoğlu Yazıları
isvecpostasi.com