Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 27 Mayıs 2015, Çarşamba 08:26:34 tarihinde eklendi. 848 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gelin Oy verin, gülümseyin… - Hakan Güner

Gelin Oy verin, gülümseyin…

Eleştirel düşüncenin olmadığı yerde hoşgörüyü bulabilmek imkansızlaşıyor. Kendisiyle dalga geçemeyen insanların gülümsemesi de zorlaşıyor ve mutsuz, ümitsiz, tutucu ve tutuk insanlar haline geliyoruz. Bu da bizi paranoyak ve korkak yapıyor. Bu gibi toplumlarda adaletsizlik ve yoksulluk doğal bir sonuç olarak belirginleşir, çünkü çıkarına ”düşkün” güç sahipleri için varlıklarına varlık katabilmenın en uyguın ortamdı haline gelirler. Yoksullaşmış bir halkın da sağlıklı düşünmesi güçleşir ve kısır döngü ivme kazanır.

Durum bu olunca insanların içine düşürüldükleri bu durumdan faydalanan siyasetler de kendilerine görevler çıkararak ellerini oğuşturmaya başlıyorlar. Bilinçsizliği siyasi savlarına dayanak edinerek hamasi söylemlerle kitleleri kutuplaştırmaya yöneliyorlar. Ortaklaşılması gereken değerleri kendilerine has siyaset malzemesi yaparak ortak bilincin yok olmasına hizmet ediyorlar. Oysa siyaset bu değerler üzerinden yapılmamalı. Siyaset tüm yurttaşların hayatını ülkenin çıkarlarına da hizmet edecek biçimde kolaylaştırmaya yönelik olmalıdır. Bu anlamda gelişmiş demokrasilerde sol ya da sağ siyasetin aşırı uçlarda gezinmediği ve demokrasinin temel değerlerinden sapmadığı görülür. Bunun böyle olması da demokratik anayasalarının ve bu anayasalara uyumlu olarak oluşturulmuş yasaların tam olarak işletilmesiyle olanaklı hale geliyor.

Hangi demokratik rejimi ele alırsanız alın amaç vatandaşlarını mutlu etmek, yani sağlık, eğitim, adalet ve özgürlükleri çağdaş uygulamalar ve sürekli reformlarla halka halk eliyle sunmaya aracılık etmektir (ya da olmalıdır). Amaç bu iken, Türkiye’mizde halkın %80 i yoksulluk ve güvensizlik içindeyken, neden bizler sürekli olarak tarihin kara sayfalarıyla cebelleşiyoruz? Kişilerin kendi tasası olması gereken inanç, kültür, düşünce gibi konular neden hep siyasetin konusu? Adalet yoluyla herkese özgürlükler olarak garanti edilmesi gereken bu konular neden hep tartışılır? Bu soruların cevapları elbetteki üniversitelerin siyasal bilimler akademilerinde çoktan cevaplanmış durumda ama gel gelelim ki bu bilgiler okullarda, yazılı ve görsel medyada hiçbir zaman halkla buluşturulmaz ve anlamsız ve cahil kayıran tartışmalarla bu halk on yıllarca oyalanır.

Bu topraklarda çocuklarımızın bir geleceği olsun istiyorsak Türkiye’nin insan odaklı siyasete odaklanması ve siyasetin önceliklerini yurttaşlarının refahı ve huzuruna yönelik seçmesi artık bir zorunluluktur. Bu da herşeyden önce çağdaş demokratik bir anayasanın ve buna bağlı olarak uyumlu yasaların bir an önce yürürlüğe konulup güçler ayrılığı ilkesinin garanti altına alınmasıyla olanaklıdır. Anayasal özgürlükler ”ama” lardan arındırılmalıdır ve dolayısıyla bu ”ama” lar halkın dilinden de uzaklaştırılmalıdır.

Bu nedenle okumuş ve çağı iyi kötü görebilen aydınlarımıza büyük sorumluluklar düşüyor. En azından adaletin korunmasının önemini anlatmaya ve demokratik hoşgörünün yaygınlaştırılmasına katkı sunmalılar. Kutuplaştırıcı söylemlerden uzak durmaları gerekir. Barışcıl ve ortaklaşan (empatik) bir dil vermek istediğimiz mesajların anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Aydınların, mürekkep yalamışların ve siyasilerin demokrasi sorununu bir mide meselesine de indirgememesi gerekir. Demokrasi kültürü elbetteki ekonomik değil siyasi ve ahlaki temellere oturur, sorumluluk ve ortaklaşma geleneğini gerektirir. İnsan doğasının buna aykırı olduğu safastası bulanık su da avlanmayı seven çıkar düşkünleri tarafından üretilir. Bunun böyle olmadığını, tam tersine ortaklaşma kültürünün doğanın kendisinde var olduğunu anlatmamız gerekir. Doğada güçlünün zayıfı yediğini tek örnek olarak gösteren çarpıtılmış ve aşırı şekilde basite indirgenmiş görüş faşizmin dayandığı görüştür ve çağdaş insan görüşü olarak kabul edilemez. Ülkenin kurtuluşunu tekleştirilmiş birlikteliklerde aramak da bir o kadar tehlikeli ve tahrip edicidir. Tekleştirilmiş görüşlerin ortaklaşma olmadığını anlamak zorundayız. Farklılıklar ortaklaşılır, tartışmasız kabul edilen ve şekilcilikten kurtulamayan aynılıklar değil. Siyasallaştırılan bu teklikler halkın aydınlanması önünde büyük engeller oluştururlar, tehdit ve korku içerirler.

Sosyaldemokrasi bugünkü koşullar içinde yukarıda saydığım beklentilere cevap verecek geçerliliği koruyan yegane siyasi görüştür ve bugünün Türkiye’sinde uygulayıcısı Cumhuriyet Halk Partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi eğer eleştirilecekse evrensel sosyal demokrat kriterler temelinde eleştirilmelidir. Bir fikir kulübü olmadığı için ya da başka bir partinin programını uygulamadığı için değil. Hele günümüz Türkiye’sinde muhalefete muhalefet etmek adına CHP ye kendi parti programını referens alarak yüklenmek mantığa da siyasi ahlaka da aykırıdır, ya da amaç hepten başkadır da denebilir.

Kendi partimizin iktidarını isterken diğer görüşlerle beraber herbir vatandaşin demokratik ve hukuksal haklarının savunucusu olmadıkca demokrasi kültürüne ulaşılamaz. CHP bana göre bu ilkelerle iktidara adaydır. Bu nedenle farklılkların yaşam alanını koruma altına almaya ve ortaklaşma kültürünü kurmaya ve kurumsallaştırmaya adaydır. Merkez Türkiye Projesi bu demokratik temel görüş ve uygulamalar üzerinde yükselecektir.

Bu görüşlerim doğrultusunda yaşanabilir bir Türkiye için, şncelikle diğer bütün siyasi partilere ve seçmenlerine saygılarımı sunuyor, 31 Mayıs Pazar günü Stockholm’de 30 ayrı sandıkta gerçekleşecek olan oy kullanma işleminin demokrasi kültürüne yakışır bir biçimde yürütülmesini diliyor ve oylar CHP ye diyorum.

Yazdır Paylaş
Kaan Kantarci - 2015-05-27 10:28:54
rnrnTürkiye bağımsız bir ülke değildir; iç - dış politikası, ekonomisi ve diğerleri ANKARA`dan değil, WASHINGTON`dan yönetilmektedir! Askeri- polisi bu merkezden eğitilmekte, kalıba sokulmaktadır.. Bunu en iyi bilen CHP başkanı Kemal Kılıçdaroğlu`dur ki, kendisi , ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone ile kendi kurmaylarının bile haberi olmadan Ankara'daki bir otelde kamuoyundan gizli 2,5 saat başbaşa görüştü.. Neden her önemli seçim dönemi, WASHINGTON, Türkiye`ye adamlarını gönderir?!. Kimdir bu CHP`nin ensesinden ayrılmayan Kemal Derviş?! Geçmişi?!.. Bence, olayların farkında olan her aydın insan bu gerçekleri çevresine anlatmalı; bağımsız olamayan ülkemizde bu yüzden hiçbir zaman gerçek bir demokrasi olmamıştır ve olmayacaktır demeli!. Mevcut seçimin ABD ve AB`ci AKP- CHP-HDP-MHP gibi gizli sömürgeci düzen partilerinin hangisinin ya da hangilerinin bu göreve getirileceğinden başka birşey olmadığını söylenmeli! Evet, bu partilerle halk için zerre umut yoktur! Bu yüzden, OY kişinin vicdanına düşünsel birikimine göre kişi tarafından kullanılacaktır. Hiçbir partiye üye olmasamda, oyum emperyalizmi bu topraklarda tokatlayacak olan VATAN`adır..rn
Diğer Hakan Güner Yazıları
isvecpostasi.com