Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 21 Haziran 2015, Pazar 23:09:34 tarihinde eklendi. 643 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

STK, Refah Devleti, Jacque Fresco, Zeitgeist, Venüs Projesi - Vedat Erenoğlu

STK, Refah Devleti, Jacque Fresco, Zeitgeist, Venüs Projesi

Sivil Toplum Kuruluşları (çoğu zaman kısaltılarak “STK” şeklinde kullanılır), kar amacı gütmeyen, gönüllülük esasına dayalı olarak resmi kuruluşlardan bağımsız olarak çalışan, benzer fikir yapısına sahip kişilerin bir araya gelerek mevcut problemleri çözmek adına projeler ürettiği, gelirleri bağışlar ve üyelik ödemeleri olan, siyasi, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçlar doğrultusunda lobi çalışmaları ve eylemler yapan kuruluşlardır. Dernek, vakıf, sendika ve oda adı altında faaliyet gösterirler.

STK, baskı grubu oluşturma ve lobicilik faaliyetleri için toplumun olmazsa olmazlarıdır. Özellikle sendikaların dünya genellinde, iş hukukunun oluşmasında ve işçi haklarının anayasal ve yasal güvenceler altına alınmasında geçmişte çok büyük işlevleri olmuştur.


Platon hem devlet kuramı tartışmalarını başlatıp hem de ideal toplum modelini tanımlamıştır. İlk Devlet Kuramı’nın Platon’a ait olduğu bilinirken Platon, “Devlet” adlı eserinde ideal devleti tanımlamaya ağırlık vermiştir. Devleti doğal bir varlık olarak kabul eden Platon onu canlı bir organizmaya benzetmiştir. Ona göre nasıl bir organizma farklı organlarıyla bütünlükçü bir yapı içinde yaşamını sürdürüyorsa, devlet de farklı işlevsellikteki kurum ve kuruluşlarıyla bir bütün içinde varlığını devam ettirir. Platon’a göre devleti oluşturan organlar, üretime karşılık işçi, köylü; korunma ve savaşmaya karşılık askerler; yönetme ve bilgi sağlamaya karşılık ise yöneticiler ve bilgeler sınıfıdır.

İlk çağlarda, Eski Yunan ve Roma'da devlet, sadece sınırlı bir halk kesimine yani politikacılarına, komutanlarına, filozof ve sanatçılarına hizmet eden, onların çıkarlarını koruyan bir kurum niteliğinde idi. Bu çağın devleti, sosyal devlet kimliğiyle hiç bir ilgisi olmayan, sosyal sorunlarla ayrıcalıklı sınıfların gözüyle uzaktan bakan bir tutum içinde bulunmaktaydı.

İlk çağ’da düşünürler bedensel çalışmayı aşağılayıcı olarak nitelerken, Orta çağ düşünürleri her türlü çalışmayı onur verici ve kutsal saymıştır. Buna bağlı olarak kişilerin çalışmalarının karşılığını almaları da meşru ve kutsal bir hak olarak kabul edilmiştir. Orta çağ’da üzerinde önemle durulan adil ücret yaklaşımı da bu görüşleri destekler bir nitelik taşımaktadır.

İsveç, gelişmiş bir ulusal bürokrasiye ve bir çok ülkeye göre daha eskilere dayanan bir merkezi devlet geleneğine sahiptir. İsveç'te eğitim 1842’den beri zorunlu olmuştur, 20. asrın başında devletin hastalık ve mesleki kaza sigortasına desteği yasalaşmıştır ve bu ülke 1913’te evrensel ve zorunlu yaşlı aylıkları sistemini ilk kuran ülke olmuştur

I. Dünya Savaşı’ndan sonra, savaştan etkilenen milyonlarca insanın talepleri, devletin başta konut, sağlık, emekli aylığı ve rehabilitasyon olmak üzere bir çok alanda sorumluluklarını arttırmış; savaş zamanının acil ihtiyaçları nedeniyle artan kamu harcamaları savaş sonrasında tamamıyla eskiye düzeylerine dönmemiştir. Politikacı, bürokrat ve vergi mükellefleri de bu duruma uyum sağlamış ve devlet kontrolü ve müdahaleleri savaş sonrasında da artarak devam etmiştir.

Genel olarak, iki Dünya Savaşı arasındaki dönemde, Devlet’in, esasen sosyal- ekonomik olaylar karşısında kararsız kaldığı, harekete geçtiği zamansa tereddütlü ve çelişkili davrandığı, değişen koşullara kolay ayak uyduramadığı görülmüştür. Devlet sosyal- ekonomik gelişmeleri geriden takip etmiş; ancak, emekçi sınıfın baskı ve mücadelesi ile hemen müdahale gerektiren acil durumlar karşısında çalışma şartlarını düzenlemek, fiyat ve kazançları düzenlemek, büyük kazançları vergilendirmek, işsizlere iş bulmak üzere harekete geçmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde “sosyal yardım” devleti anlayışının giderek benimsendiği ve yaygınlaştığı görülmüştür.

Savaşın getirdiği fikir ve tutumlardaki bu değişime bağlı olarak, savaş sonrasında yeni sosyal, politik ve ekonomik düzen şu çerçevede oluşturulmuştur:

  1. Temel olarak kabul edilen kapitalist uluslararası piyasa parametreleri dahilinde, yurt içinde tam istihdamı ve ekonomik büyümeyi sağlamada Keynesyen ekonomi politikalarının izlenmesi.
  2. Piyasa ekonomisine verilen ağırlığa bağlı olarak daha az ya da daha çok “kurumsal refah devleti” kabulü.
  3. Sağ ve sol, emek ve sermaye arasında bunların temel sosyal kurumları (piyasa ekonomisi ve refah devleti) üzerinde geniş tabanlı bir uzlaşma ve bu kesimlerin çatışan çıkarlarının uyumlaştırılması. Sözü edilen bu liberal demokratik veya sosyal demokratik kurumlar, ekonomik hastalıklardan ve politik kutuplaşmalardan kaçınmanın en iyi garantisi olarak görülmüştür.


Refah devletinin tarihinde II. Dünya Savaşı sonrasında başlayan ve 1970’lerin ortalarına kadar süren bu yeni dönem, refah devletinin “altın çağı” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde; tam vatandaşlık fikrine dayalı çok daha kapsamlı ve evrensel bir refah devleti oluşturmak için hızla reformlara girişilmiş, bu doğrultuda devlet, refah sisteminin kapsadığı riskler ve gruplar ile sağlanan faydaların hızla genişlemesi için kaynakları arttırma taahhüdü vermiş; ekonomik büyüme ve tam istihdamı gerçekleştirmeyi vaat etmiş ve bu ortamda karma ekonomi ve kapsamlı sosyal refah sistemi lehine oldukça geniş tabanlı bir politik fikirbirliği sağlanmıştır. Dolayısıyla, İkinci Dünya Savaşı ile birlikte, devletlerin kararsız tutumları son bulmuş, böylece savaş, devletlerin sosyal eğilimlerini belirlemelerine olanak sağlamıştır.

Bu gelişmeler sonucunda, 1945 yılı sonrasında, bir çok Batı Avrupa ülkesinde önemli sosyal reformlara girişilmiştir. Örneğin Fransa ve İrlanda’da 1940’lı yılların sonu hızla yeni politikaların uygulandığı bir dönemdir. Bu politik değişiklikler de hızla GSMH içinde sosyal harcamalara ayrılan payı yükseltmiştir.

Refah devletinin büyümesinde, demografik değişiklikler de önemli bir unsurdur. Refah devletinin gelişim süreci içinde belirgin demografik değişiklikler olmuştur. Bunların en önemlileri ise; yaşam beklentisinde sürekli artış ve ölüm oranlarındaki düşüştür. Bu durum, bir çok refah devletinde yaşlı bir nüfus yapısı ve dolayısıyla yaşlı aylıkları ve sağlık hizmetlerinde artışla sonuçlanmıştır. Bununla birlikte, yaşlı nüfus yapısı genel bir özellik olmayıp, genel olarak refah devletleri arasında demografik yapının farklılık gösterdiği görülmektedir.

1980’li yıllara gelindiğinde sosyal devletin sosyal maliyetleri tartışılır olmuş. Sosyal devletin sosyal maliyetlerini şöyle sıralayabiliriz;
 

  1. Çalışma gayreti üzerindeki olumsuz etkiler,
  2. Toplam tasarruflar üzerindeki olumsuz etkiler,
  3. Ekonomik ve sosyal hakların kötüye kullanılması,
  4. Sosyal devletin harcamalarının finansman sorunu .


Keynesyen ekonomistlerce kabul edilen uyuşma teorisi, refah devletinin ekonomik ve bütünleştirici rolünü vurgular. Buna göre refah devleti ve kapitalizmin uyum sağlaması, savaş sonrasında yıllarca ekonomik büyüme ve politik istikrar üzerinde olumlu bir etki sağlamıştır.

Karşıt tez olan uyumsuzluk tezi ise; politik yelpazenin sağında ve solunda yer alanların görüşleri doğrultusunda farklılık arz etmektedir. Sağ görüşe göre, modern refah faaliyetlerinin derecesi, devletin başarısızlığı ve aşırı büyümesine yol açmıştır. Devlet faaliyetlerinin istenmeyen sonuçları arasında artan enflasyon, sosyal programların amaçları karşılamada başarısız olması, kişisel sorumluluk ve bağımsızlığı erezyonu vardır. Refah devletinin sorumluluğu vatandaşların beklentileri ile birlikte artmış ve bunun sonucu demokrasilerin politik istikrarsızlığı olmuştur. Uyumsuzluk tezinin bu versiyonu; Thatcher ve Reagan hükümetlerinin devletin refah harcamalarını vergileri azaltmak için arz yönlü iktisat ve monetarist politikaların dizaynını kabul etmelerinde temel nedenlerden biridir.

Sol görüşe göre uyumsuzluk tezi refah devletinin sonuçlarını refah devletinin ekonomideki konumuna ilişkin temel çelişkiden kaynaklanan sistemik başarısızlıklara bağlamaktadır. Buna göre, refah devletinde, ekonomik alanda birbiriyle çelişen iki farklı davranış biçimi söz konusu olmaktadır: Bir yandan ekonomik büyümenin sağlanması için piyasa güçlerinin işleyişine karışmamak, diğer yandan piyasanın kontrol edemediği sorunların üstesinden gelmek için ekonomiye müdahale etmek.

Kapitalizm 1970’li yılların ortalarında petrol krizinin tetiklemesiyle birlikte ekonomik durgunluk, kar oranlarının düşmesi, piyasanın taleplerinin karşılanamaması ile karşı karşıya kaldı. Kapitalizm, düşen kar oranlarını yükseltmek için çözüm bulmalıydı. İlk olarak “refah devleti” uygulamalarından vaz geçilmeliydi. Sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik hizmetleri piyasalaştırılmalıydı. Bunun doğal sonucu yoksul sınıfın bu hizmetlere yeteri kadar ulaşamaması oldu. Yürütülen neo liberal dönüşüm; yoksul halk kesimlerinin sistemden giderek dışlanmalarına, örgütlenme dayanışma olanaklarının zayıflamasına devasa işsizler ordusunun oluşmasına neden oldu.

Ekonomik sosyal küreselleşme olarak da isimlendirilen yeni kapitalist yapılanmaya karşı, bu gün dünyanın pek çok merkezinde yoksulluk karşıtı direnişler ve itirazlar bu nedenle giderek yükseliyor.

Kapitalist sistem günümüzde çökmüştür. Şu anda kapitalizm sonrası dünya toplumu şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bir tarafta küreselleşme ya da neo liberaller olarak isimlendirilen, dünyayı küresel bir köye dönüştürmek isteyenler var. Dünya tek pazara dönüşecek, monopoller ve karteller dünyaya egemen olacak. Yani Dünyayı devletlerin yerine şirketler üzerinden sermaye yönetecek. Kuralları sermaye koyacak, her şey satılabilir ve satın alınabilir olacak. Diğer yanda da Jacque Fresco gibi insanlar var, ürettikleri projelerle dünyayı daha yaşanılır, çevreye duyarlı, üretime dayalı, belli bir kesimin değil tüm insanların sorunlarını çözme bazlı yeni bir sistem yaratma peşindeler. Üstelik bu çabalar yeni çabalar değil. Jacque Fresco 1916 doğumlu, bu gün itibariyle 99 yaşında neredeyse bir asır ve ömrünü bu projeye adamış bir insan. Bazılarınızın “hadi ya neden biz duymadık” dediğinizi duyar gibiyim. İnternet bir araştırma yapmanızı rica edeceğim. Lütfen Youtube’da arama satırına “Jacque Fresco”, “Peter Joseph”, “zeitgeist” ve “Venus Project” yazarak gelen sonuçlara bakar mısınız. Peki bizim bunlardan neden haberimiz yok diyorsanız videoları izlediğinizde sorularınıza cevap bulacaksınız. Facebook üzerinden “Zeitgeiströrelsen i Sverige” sayfasını arayıp bulur ve beğenirseniz yine haberiniz olabilir.

Kapitalizm, parayı ve toplum mühendisliğini kullanarak siyasal tercihlerimiz üzerine ipotek koymayı başarmıştır. Tüm dünya aynı dizi filmleri, aynı yarışma programlarını, aynı reality showlarını izlemekte, aynı marka gıdaları tüketmekte, aynı marka giysileri giymekte. Tek tip insan olma yolunda koşar adımlarla gidiyoruz. Sermaye, iktidarı da muhalefeti de şekillendirmektedir. O nedenle kim iktidara gelirse gelsin sonuç değişmemektedir. Bir istisnası olsa ve farklı birileri sermayeye rağmen iktidar gelirse, bu sefer piyasa araçları devreye giriyor, krizler çıkarılıyor, skandallar yaratılıyor, kasetler devreye sokuluyor, korku yaratılıyor ve gelenler iktidarı bırakmaya zorlanıyor.

Sermaye’nin karşısında durabilecek tek şey idealizmdir. Sermaye’nin zaafı karşısına satın alınamayacak bir şeylerin çıkmasıdır. STK işte bu yüzden çok önemlidir. Venüs projesi gibi projelerin geliştirilebilmesi ve hatta hayata geçirilebilmesi yine bizim ellerimizde. Gelecekte şirketlerin alıp satabildiği onların izin verdiği ölçüde insanca yaşayabilen bir meta olmamak istiyorsak örgütlü toplum olmayı bilmeliyiz ve ötesine geçebilmeliyiz.

Yazdır Paylaş
Vedat ERENOGLU - 2015-06-22 15:33:05
Kapitalizm sonrası dönemin başı. Saf kapitalizme doğru ilerliyoruz. İnsan organlarının satışının yasal olacağı ekonomik köleliğe doğru ilerliyoruz.
KAAN - 2015-06-21 21:01:59
Yazıda katıldığım birçok düşünce bulunmasına karşılık, bazı katılmadığım noktalar bulunduğunu da belirtmeliyim; örneğin: “ Kapitalist sistem günümüzde çökmüştür. Şu anda kapitalizm sonrası dünya toplumu şekillendirilmeye çalışılmaktadır.“ deniyor. Sanmam! Kapitalizmin çöküşünden doğacak yeğane toplum sosyalizmdir; ama, bu çürümüş “ kağıttan kaplan“ her ağır bunalımdan- komadan kendini gömlek değiştiren bir yılan gibi yenileyerek sağ çıkarmıştır. Kapitalizm savaşlarla, restarasyonlarla, bir ileri iki geri, iki ileri bir geri gidip gelerek varlığını sürdürmektedir, yaşamaktadır.. Biz bu gidip gelmeleri sistem değişikliği olarak gösteremeyiz; çünkü, sistemlerin köklerindeki üretim- sınıf ilişkileridir sistemleri adlandırmamızı sağlayan!. Kapitalist üretim ilişkileri “canavar“ gibi ayaktadır ve dünya kafa ve kol emekçilerini kendi vahşi değirmeninde un ufak etmektedir.. Gördüğümüz, yaşadığımız “kapitalizm“ değilse, nedir?!
Diğer Vedat Erenoğlu Yazıları
isvecpostasi.com