STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 27 Haziran 2015, Cumartesi 23:39:10 tarihinde eklendi. 676 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bayrak, Ulusal Marş Derken Atı Alan Üsküdar’ı Geçti -

Bayrak, Ulusal Marş Derken Atı Alan Üsküdar’ı Geçti

Bugün ülkelerin bayrakları, ulusal marşları, parlamentoda edilen yeminler ile ilgili olarak anlam, tarihçe ve günümüz siyasetindeki konumlar bağlamında değerlendirmeler yapmak istiyorum.

Bayraklar öncelikle askeri alanda ve özellikle savaş meydanlarında ve denizcilikte kullanılmışlardır. İlk çağda sadece savaş bayrağımsılarına (bayrak benzeri işaret taşıyan bezler) rastlamaktayız, orta çağın başlarında asillerin kendilerini diğer askerlerden ayırt emek amacıyla kullandıkları bayraklar, orta çağ sonlarında savaşlarda devletler tarafından da kullanılmaya başlandı, modern çağın başlangıcından itibaren tüm askeri birliklerin bayraklarının olması standart hale gelmeye başladı. 18.yüzyıl sonlarında milliyetçiliğin yükselişiyle beraber bayraklar devletler tarafından kullanılmaya başlandı ve nihayet 19.yüzyılda egemen devletlerin bayrak kullanması standart hale geldi.

Bu günkü İsveç bayrağı, 1562 yılından itibaren kullanılmaktadır. Finlandiya 1562 - 1809 yılları arasında, Estonya 1562 - 1721 yılları arasında ve Letonya 1692 - 1721 yılları arasında resmi bayrak olarak İsveç bayrağını kullanmışlardır.

 Bu günkü Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bayrağının atası olan bayrak 1453 yılından itibaren kullanılmaktadır. 29 Mayıs 1936 tarih ve 2994 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile bugünkü şeklini almıştır. 29 Eylül 1983 tarih ve 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile 1936 yılında kabul edilen kanun yürürlükten kaldırılsa da Türk Bayrağı şeklini korumuştur.

Ulusal Marş’ı bir ülkenin bağımsızlığının ve gücünün simgesi olan, yurtseverlik duygusunun ifadesi olarak hükümet tarafından onaylanmış ya da halk arasında benimsenmiş, genellikle bestelenmiş haliyle çeşitli etkinliklerde seslendirilen sözlü müzik parçası olarak tanımlayabiliriz. Resmi anlamda bilinen ilk ulusal marş, İngiltere'de 18. yüzyılın ortalarından beri kraliyet törenlerinde söylenen ve 1825'te ulusal marş ilan edilen "God Save the King/Queen (Tanrı Kralı/Kraliçeyi Korusun)" adlı marştır. Bestesi bir halk ezgisi olan ve sözleri Richard Dybeck’e ait olan “Du Gamla, Du Fria”, 199. yüzyıldan itibaren İsveç Ulusal Marşı olarak kullanılmaya başlamıştır ve ancak yasayla kabul edilmesine gerek görülmeden geleneksel olarak halen kullanılmaktadır. Güftesi Mehmet Akif Ersoy’a ve bestesi Osman Zeki Üngör’e ait “İstiklal Marşı”, 12 Mart 1921 tarihinden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Ulusal Marşı olarak kullanılmaktadır. Mehmet Akif Ersoy İstiklâl Marşı'nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat'a dahil etmemiş ve İstiklâl Marşı'nın Türk Milleti'nin eseri olduğunu beyan etmiştir. 1924 - 1930 yılları arasında İstiklal Marşı Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi ile söylenmiştir bu tarihten sonra Osman Zeki Üngör’ün bestesi ile söylenmiştir.

Bayrak ve Ulusal Marş konularında dünya genelinde normlar oluşmuşsa da ant içme konusunda ülkeden ülkeye farklı uygulamalar söz konusudur. 1921 Anayasası milletvekillerinin ant içmesini düzenlemezken 1924, 1961 ve nihayet 1982 Anayasaları milletvekillerine ant içme şartı getirmişlerdir. Ant içme milletvekili olarak göreve başlamanın bir şekil şartıdır. Ceza hukukunun temel prensibi kanunsuz suç olmaz; yani bir şeyin suç olarak kabul edilebilmesi için kanunda açıkça tanımlanmalı ve cezası açıkça belirtilmelidir. Cari kanunların hiç birinde “İçtiği milletvekili andını bozmak” bir suç olarak tanımlanmadığı için pratikte içtiği andı tutmayan bir milletvekilinin davranışları ayrıca başka bir suçun kapsamına girmiyorsa bir suç işlediğinden ve ceza alması gerektiğinden bahsedilemez. 1924, 1961 ve 1982 anayasalarındaki ant metinleri farklılık göstermektedirler. O günkü anayasa yapıcıların öngördükleri yapı içerisinde düzenlenmişlerdir.

Devlet aygıtını irdelediğim makalelerimde iktidarın meşruiyeti konusunu ele almaya çalışmıştım. Ulus Devletler iktidarın meşruiyetini, ulusal egemenliğe dayandırırlar. Yapılan demokratik seçimlerle halk temsilcilerini seçer ve böylece ulusal irade, iktidara yansır. Devlet aygıtının sorunlarından bir diğeri de egemenliği altında bulunan topraklarda yaşayan insanları ortak amaçlar altında bir arada tutmak ve gelecekte birlikte yaşama arzusunu sürdürülebilir kılmaktır. Peki bu nasıl sağlanacaktır? Ortak değerler yaratmak ve bunları sürdürmekle sağlanacaktır. Bayrak, ulusal marş, ulusal günler, ulusal zaferlerin kutlanması, ulusal felaketlerin anılması, kahramanlık anıtları, felaketleri hatırlama anıtları, efsaneler yaratmak, ulusalcılık ve vatanseverlik duygularını  kabartan şiirler yazmak, marşlar bestelemek, gazilik ve şehitlik kavramlarını kutsallaştırmak, belli görevlere gelenlerin ant içmesi, öğrencilerin her gün ant içmesi vb. ortak değerler oluşturmanın ve sürdürülebilir kılmanın araçlarıdır. Tüm çabalar devleti ayakta tutmak bireyleri bir arada barış içinde yaşatmak içindir.

Normal şartlar altında bir devlette yaşayan bireylerin, kendi uluslarını, kendi devletlerini sevmeleri, onu sürdürme arzusu içinde bulunmaları, ortak değerlere inanmaları beklenir. Ancak pratikte durum bazen farklılık gösterebilir. Bazen bazı bireyler içinde yaşadıkları devletin varlığını inkar ve birlikte yaşadığı ulusa aidiyet duymama eğilimine girebilirler. Bu durum doğal bir süreç içinde gelişebildiği gibi günümüzde uygulamalarını sıklıkla gördüğümüz şekilde yani dış istihbarat örgütlerinin operasyonlarıyla kışkırtmalarıyla da ortaya çıkabilir.

Ayrılıkçıların ilk tepkileri yukarıda saydığımız ulus devlet tarafından yaratılan ortak değerleri tanımama ve hatta inkar etme noktasında hareket etmek olur. Bu eylemleri yaparken ulus devleti karşılarına aldıklarını, yıkmak istediklerini ve bu ulus devletin içinde farklı bir devlet ve/veya devletler çıkarmak istediklerini gizlerler. Faaliyetlerini insan hakları bağlamında meşrulaştırmaya çalışırlar, değişen dünya şartlarında eski değerlere bağlılıkların sorgulanmasının gerekliğine vurgu yaparlar. Düşünce kuruluşları, çevreci kuruluşlar, vakıflar, cemaatler ve nihayetinde siyasi parti olarak örgütlenirler. Dış istihbarat örgütlerinin yardımıyla kurdukları silahlı terör örgütü uzantıları mevcuttur. Hep masumu ve mağduru oynarlar, kadınları ve çocukları ön plana sürerler.

Kimi etnik kimlikten kaynaklanan, federatif bir devlet yapısını veya bağımsız yeni bir devlet yapısını savunur savunur, kimi ise dini esasa dayalı yeni bir birlikteliğin peşinden koşar. Ulus devlet, “Kurucu İrade’nin” Anayasa’da öngördüğü düzenlemeler ve yasalarda aldığı tedbirlerle, kendini koruma refleksindedir. Ayrılıkçı unsurlar, tüm ulus devletlerin içinde haklı ya da haksız olsunlar vardırlar ve bu bir realitedir. Uluslararası alandaki bu sorunlar resmiyette her ulus devletin kendi iç sorunu gibi kabul ediliyor gözükse de istihbarat örgütlerinin iştahlarını en çok kabartan durumlardır, operasyona açık yumuşak karınlardır. Ulus devletler bir diğerinin yumuşak karnına dokunmaktan, bir diğerinin Ayrılıkçı’sını kışkırtmaktan ve hatta desteklemekten ve hatta silahlandırmaktan kendilerini alamazlar. Kimin haklı olduğu ve kimin haksız olduğunun göreceli olduğu gri alanlardır bu alanlar. Zaten kimin haklı olduğundan çok kimin çıkarlarına hizmet edildiğiyle ilgilidir tüm yapılanlar. Sonuç; bazen terör ve terörle mücadele, bazen iç savaş ve bazen de bölünme. Bu senaryo dünyanın farklı bölgelerinde hep yaşanır, asker ölür, devletin terörist kabul ettiği ancak kendini gerilla kabul eden insanlar ölür, masum halk ölür, çocuklar ölür, kadınlar ölür, kapitalizm kazanır, silah tüccarları kazanır, emperyalistler kazanır, yeni sömürgeler yaratılır, yeni pazarlar yaratılır ancak insanlar ölür.

Bu çekişmenin tek kazananı vardır kapitalist emperyalistler ancak ne ulus devlet ne de ayrılıkçılar içine düştükleri durumdan kurtulabilecek iradeyi gösterebilmektedirler, ne de bunu itiraf edebilmektedirler.

Onu için kimin haklı olduğunu tartışmanın çok anlamlı olmadığı bu gri alanda büyük oyuncular at koşuştururken, bizler Marş okunurken sözlerini söyledi - söylemedi, ayağa kalktı - kalkmadı, ant içerken onu yanlış söyledi bunu doğru söyledi türünden haberleri ve bu haberlere dayalı tartışmaları okurken ve/veya izlerken Atı Alan Üsküdar’ı geçiyor.

Yazdır Paylaş
Diğer Yazıları
isvecpostasi.com