Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 02 Ağustos 2015, Pazar 22:35:26 tarihinde eklendi. 605 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

RTE, CHP ve HDP’yi kapattırır mı? - Vedat Erenoğlu

RTE, CHP ve HDP’yi kapattırır mı?

Bugün ( 2 Ağustos 2015) sabah uyandım, cep telefonumu elime aldım ve facebook üzerinden arkadaşlarımın paylaşımlarına göz attım. Bir arkadaşım Alman medyasında yer alan RTE ile ilgili karikatürleri paylaşmış ve karikatürü çizenler hakkında bilgi de vermiş. Karikatürlerin ortak yanı Türkiye’de devlet organlarının yaptığı her icraatı RTE’nin emriyle yaptıkları algısı. Bu sadece Almanya’nın algısı değil, diğer ülkelerin algısı da bu yönde ve en içler acısı olan ise Yurdum İnsanı’nın da algısı bu yönde.

1961 Anayasası Cumhurbaşkanlığı makamını şu şekilde düzenlemiştir;

Madde 97- Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyetini ve Milletin birliğini temsil eder.

Cumhurbaşkanı, gerekli gördükçe, Bakanlar Kuruluna başkanlık eder; yabancı Devletlere Türk devletinin temsilcilerini gönderir ve Türkiye’ye gönderilen yabancı Devlet temsilcilerini kabul eder; milletlerarası antlaşmaları onaylar ve yayınlar; sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletebilir veya kaldırabilir.

IV. Sorumsuzluğu

Madde 98- Cumhurbaşkanı, görevleriyle ilgili işlemlerinden sorumlu değildir.

Cumhurbaşkanının bütün kararları, Başbakan ve ilgili Bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ile ilgili Bakan sorumludur.

V. Sorumluluğu

Madde 99- Cumhurbaşkanı, vatan hainliğinden dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tam sayısının en az üçte ikisinin Meclislerin birleşik toplantısında vereceği kararla suçlandırılır.

12 Eylül 1980 tarihinde neoliberalizmin Türkiye’ye yerleşmesini sağlamak için dış güçlerin etkisi ve desteğiyle yapılan askeri darbe sonrasında bugünkü kaos ortamını yaratacak sistemin temelleri atılmak üzere hazırlanan, hukuk açısından bir garabet metni olan 1982 Anayasası da Cumhurbaşkanlığı makamını şu şekilde düzenlemiştir;

Kısım :Cumhuriyetin Temel Organları

Bölüm :Yürütme

Anayasa`nın 104. Maddesi :

D. Görev ve Yetkileri

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Bu amaçlarla Anayasanın ilgili Maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:


A) Yasama İle İlgili Olanlar :


Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapmak,


Türkiye Büyük Millet Meclisini gerektiğinde toplantıya çağırmak,


Kanunları yayımlamak,


Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermek,


Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,


Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin,Türkiye Büyük Millet Meclisi İç tüzüğünün, tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak,


Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,


b) Yürütme Alanına İlişkin Olanlar :


Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,


Başbakanın teklifi üzerine Bakanları atamak ve görevlerine son vermek,


Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna Başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu Başkanlığı altında toplantıya çağırmak,


Yabancı Devletlere Türk Devletinin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,


Milletlerarası antlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,


Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkomutanlığını temsil etmek,


Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek,


Genelkurmay Başkanını atamak,


Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırmak,


Milli Güvenlik Kuruluna Başkanlık etmek,


Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,


Kararnameleri imzalamak,


Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak,


Devlet Denetleme Kurulunun üyelerini ve Başkanını atamak,


Devlet Denetleme Kuruluna inceleme, araştırma ve denetleme yaptırtmak,


Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek,


Üniversite rektörlerini seçmek,


c) Yargı ile İlgili Olanlar :


Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Askeri Yargıtay Üyelerini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyelerini seçmek.


Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.


Anayasa`nın 105. Maddesi :


E. Sorumluluk ve Sorumsuzluk hali


Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili Bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili Bakan sorumludur.


Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.


Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tam sayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.


1961 Anayasasında tamamen sembolik olan Cumhurbaşkanlığı makamı, 1980 darbesini yapan askeri cuntanın başı Kenan Evren’in 1982 anayasanın halkın kabulüyle birlikte Cumhurbaşkanı seçilecek olması ve bu yolla bir tür vesayet kurma güdüsüyle 1982 Anayasasında Cumhurbaşkanının yetkileri oldukça genişletilmiştir.


Bu genişletilmiş haliyle bile temsil, toplantıya çağırma, toplantıya başkanlık etme, atama yapmak, cezaları hafifletmek veya kaldırmak gibi görev ve yetkileri vardır. Cumhurbaşkanının siyasal sorumsuzluğu vardır ve yaptığı işlemlerden dolayı vatana ihanet suçu hariç olmak üzere yargılanamaz. Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yok denecek kadar azdır ve diğer işlemler Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili Bakan sorumludur.


1982 Anayasasındaki düzenleme bile Cumhurbaşkanın konumunu bir temsil makamı olmaktan öteye taşımamıştır. Cumhurbaşkanın konumu icrai yetkiler içermekten öte emniyet supaplığı yapmak üzere engelleyici nitelikte yetkilerle güçlendirilmiştir. Anayasa’nın 104 maddesini tek başına değil diğer kanun, tüzük,  yönetmelik ve teamüllerle birlikte değerlendirdiğimizde RTE öncesi Cumhurbaşkanlığı makamı tamamen bir temsil makamı olmuştur.


Kuvvetler ayrılığı, devlet gücünün birbirinden ayrı organlara dağıtıldığı yönetim anlayışıdır. Günümüzdeki anlayış: devlet niteliği kazanmış her toplumda birbirinden farklı üç görev olduğu ve bunların birbirleri karşısında bağımsız bir statüye sahip oldukları esasına dayanır. Bu ilke, kanunları yapan yasama gücünün, yapılan kanunları uygulayan yürütme gücünün ve uygulamadan doğan uyuşmazlıkların giderilmesini sağlayan yargı gücünün ayrı organlara verilmesini; bu organların birbirinden bağımsız olmasını gerektirir


Türkiye anayasalarından 1921 Anayasası’nda yer almaz. 1924 Anayasası’nda da yoktur ancak işlevler tanımlanmış, ortam hazırlanmıştır.1961 ve hala yürürlükte olan 1982 anayasaları kuvvetler ayrılığı ilkesine göre düzenlenmiştir.


Kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip devletin en dikkat edilmesi gereken yönü bağımsız yargıdır. Yargının, yürütmeden ve yasamadan ayrı olması, yargının her türlü baskı ve etkiden uzak ve siyasal çekişmelerin dışında kalmasını gerektirir. Yargının hak teslim eden yapısı nedeniyle de herhangi bir etkiden bağımsız olması gerekir. Anayasa 138inci madde ile bunu güvence altına almıştır:


138. madde: Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.


Mevcut rejimde yasama ile yürütmenin birbirinden ayrı olduğunu söylemek mümkün değildir, her ne keder 1921 ve 1924 Anayasalarında olduğu gibi meclis hükümeti söz konusu değilse de parlamenter sistem bu ayrılığı fiili olara yaratamamıştır. Bu da yürütmeye uygulamak zorunda olduğu kuralları keyfi olarak değiştirme imkanı sağlamaktadır. RTE başbakanlık yaptığı dönemde bu durumu hep lehine kullandı. RTE iktidara geldiği ilk yıllarda en çok yargıdan şikayet etti bu şikayeti bugün hala sürmektedir. 12 Eylül ile hesaplaşacağız bahanesi altında 2010 yılında halk oylaması yoluyla yapılan anayasa değişikliği ile yargı yeniden şekillendirildi ama bu da RTE’ye yetmedi.


RTE, ilk başlarda takdir yetkisini en geniş anlamda kullanırken, sonraları yasal sınırları zorlamaya başladı. Bununla da yetinmeyip hukukun genel ilkelerine uymayan özel yasalar çıkararak kendi alanını genişletme yoluna gitti ama bu da yetmedi ve alenen yargı kararlarını tanımamaya, yasalara uymamaya başladı. Sanrılarında gördüğü Ortadoğu’daki arap devletlerine benzeyen bir Türkiye yaratmak ve onun şeyhi olmak düşüncesi içini kasıp kavurdu. Bu yolda ilk adım Anayasayı devşirerek önce bir başkanlık sistemine geçmek ve adım adım bu hayalin izinde yürümek olacaktı. Başbakanlığı döneminde örtülü ödenekten harcadığı para kendisine gelinceye kadar tüm başbakanların harcadığı para toplamının onlarca katı iken bununla yetinmeyip siyasal sorumluluğu olmayan Cumhurbaşkanlığı makamına bir oldu bitti ile örtülü ödenek tahsis ettirip halen şaibeli harcamalar yapmaktadır. Atatürk’ün şahsi malı olan ve T.C. Devletine şartlı olarak miras bıraktığı Atatürk Orman Çiftliği arazisi ahlaka ve yasalara aykırı olarak işgal edip kendine 1000 odadan fazla bir saray yaptırıp halen bu kaçak sarayda ikamet etmektedir. Başbakan iken müsteşarlığını yaptığı Efkan Ala’yı önce içişleri bakanı yaparak onun üzerinden tüm hukuksuz eylemleri yaparken şu anda seçimler nedeniyle görevinden ayrılmış olan Efkan Ala’yı halen aynı amaçlar doğrultusunda Anayasa ve yasalara aykırı olarak kullanmaktadır. Bugün T.C. Devleti’nin tüm teamüllerine aykırı olarak partili bir MİT müsteşarı görevdedir. Ortaya çıkan ses kayıtları bu kişinin karanlık ilişkiler içinde olduğuna işaret etmektedir.


Başkanlık sistemine geçinceye kadar kaçak sarayında alternatif hükümet kurmayı atadığı emanetçi başbakan ve bakanlar ile ülkeyi yönetmek isteyen RTE, tarafsızlığını bozup hukuku ayaklar altına alarak devletin parasıyla eski partisi lehine yaptığı propaganda mitingleri bile başarılı olamayınca eski partisi değil anayasayı değiştirecek ve ona başkanlık sistemini tepside sunacak oya ulaşmayı, tek başına iktidar olmayı bile sağlayacak oya bile ulaşamadı.


Bugün RTE, Türkiye’yi bir kabile devletine dönüştürüp ve o devletin şeyhi olmak için her türlü kanlı oyunların içindedir. Önce barış süreci deyip sonra Kürtler’e sırtını dönüp ağır darbeler vurmak, önce cemaatçilerle kendisine muhalif başta asker, eğitimci, gazeteci olmak üzere herkese kumpas kurmak sonra cemaate sırtını dönüp paralelci ilan etmek ve tasfiyeleri yoluna gitmek, önce “one minute” deyip sonra ABD ve İsrail ile kol kola büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını yapmak, Türkiye’yi Suriye ile savaşa sokarak bataklığa saplamak ve burada söyleyemediğim karanlık, kirli ilişkiler kurmak velhasıl amacına ulaşmak için her şeyi yapmak onun amacına giden yolda mübah gördüğü şeylerdir.


Ceza hukukunun temel prensibi suçun kişiselliği ilkesidir. Parti kapatma cezası bu evrensel ilke ile uyuşmayan istisnai bir düzenlemedir ve dünya üzerinde uygulamaları nadiren görülmektedir. Ancak Türk Hukuku’nda halen mevcuttur.


Bugün RTE, yarattığı baskı ve korku ortamıyla hiçbir Anayasal ve yasal dayanağı olmayan yetkisiz talimatlarıyla yürütmeyi tamamen ve yargıyı da büyük çoğunlukla yönetmektedir.


Sanrılarındaki kabile devletine kavuşmak ve o devletin şeyhi olmak için evet CHP’yi ve HDP’yi kapattırır ve hatta gerekirse AKP’yi bile kapattırır...

Yazdır Paylaş
Diğer Vedat Erenoğlu Yazıları
isvecpostasi.com