STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 07 Eylül 2015, Pazartesi 14:20:51 tarihinde eklendi. 745 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ey Fareli Köyün Kavalcısı! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? -

Ey Fareli Köyün Kavalcısı! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?

Bugün 7 Eylül 2015 Pazartesi, sosyal medya Dağlıca’da şehit olan askerlerimizin acısı ile yanan yüreklerin feryatlarıyla dolu. Her şey dönemin Cumhurbaşkanı AbdullahGül’ün 8 Mart 2009 tarihinde İran'a giderken uçakta gazetecilere Kürt sorunu hakkında konuşmuş “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” demesiyle başladı. Türkiye Cumhuriyet’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde 1984 yılından günümüze değin bir güvenlik ve terör problemi sürekli olarak yaşanmıştır. Bölge 19 Temmuz 1987 ile 30 Kasım 2002 tarihleri arasında olağan üstü hal uygulaması 46 kez uzatılarak toplam 15 yıl süreyle Olağan Üstü Hal yasasına göre yönetilmiştir. Aslında 19887 senesinden bu yana bölge halkı olağan hal görmemiştir. Oslo Süreci olarak adlandırılan süreçte 2009 yılında başlamıştır.

Condoleezza Rice 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yazdığı “Transforming The Middle East – Ortadoğu’yu Dönüştürmek.” başlıklı yazısında Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu belirtmişti. Condleeza Rice Türk Basınında BOP ismiyle anılan projenin içeriğini anlatmaktadır. R.T.E. kameralar karşısında 34 defa kendi ağzından BOP eş başkanı olduğunu açıkça ifade etmiştir. Yani kendi itirafına dayanarak söylüyorum ki R.T.E. Ortadoğu’da Türkiye’nin de içlerinde bulunduğu 22 ülkenin haritasını (Türkiye açısından bölünmek anlamına gelen) değiştirmek üzere oluşturulmuş projenin eş başkanıdır ve halen bu görevi devam etmektedir.

Turan Yavuz, “Çuvallayan İttifak” adlı kitabında R.T.E.’nin A.B.D ile ilişkilerini, temaslarını, bu temasları ayarlayanları, bu temaslarda yanında bulunanlar ve nihayetinde nasıl ittifak kurduklarını detaylarıyla anlatıyor. Merak edenlerin okumalarını öneririm.

AKP kurulmadan önce R.T.E., sürekli Amerika ziyaretleri yapar. 17-21 Nisan 1995, 17-22 Kasım 1996, 20-23 Aralık 1996, 26 Mart 1998 ve 16 Temmuz 2000 tarihlerinde sık sık ABD'ye gitmesi dikkat çeker. AKP kurulmadan 1 ay önce (4 Temmuz 2001) ABD'nin bağımsızlık gününe özel olarak katılır. Bu ziyaretler sırasında sık sık Yahudi Lobisi ile görüşmelere yapan R.T.E., ABD'nin Türkiye masası şefleri tarafından ağırlanır.

CIA Kürt masası şefi Henry Barkey, Ilımlı İslam'ın isim babası Graham Fuller ve Karanlıklar Prensi Richard Perle gibi isimlerle sürekli bir araya gelir ve sonunda 14 Ağustos 2001 yılında AKP kurulur. R.T.E da genel başkan seçilir. Kurucular Fazilet Partisinin yenilikçiler olarak bilinen kanadındandır. Genel başkan Erdoğan, siyasi çizgisini tanımlarken ''Biz gömleğimizi değiştirdik'' demiştir. R.T.E.’nin BOP Eş Başkanlığı’na atanması bu ziyaretlerde olgunlaşır ve en son 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra AKP genel başkanı olmaktan başka hiç bir resmi sıfatı yok iken yapmış olduğu ziyaret bu görevi kesinleştirir ve kendisine başbakanlık yolunu açar. Deniz Baykal’n yaptığı gizli bir anlaşma ile ilgi olarak Zülfü Livaneli tarafından açıklanan ve Deniz Baykal’ın yalanlamadığı anlaşma gereği; Deniz Baykal gelecekte Cumhurbaşkanı olacaktır bunun karşılığında R.T.E.’nin siyaset yasağı kalkacak ve ve Başbakan olması sağlanacaktır. Nitekim oldu da.

7 Haziran 2015 Seçimi öncesi, Cumhurbaşkanı makamını işgal ettiğini ve tarafsızlığını unutan R.T.E. anayasayı ayaklar altına alarak, tarafsız kalması gereken makamı siyasete bulaştırarak eski partisi lehine oy istemek amacıyla mitingler düzenledi. Eski partisinin ismini geçirmeden 400 milletvekili istedi ve sonrada aklımızla alay ederek ben hangi parti olduğunu söylemedim dedi. Siyasi nezaketten bahsedemeyeceğim çünkü hiç bir nezaketten bahsetmek mümkün olmuyor konu R:T:E: ve uygulamalarına gelince. Anketler 400 milletvekilinin bir hayal olacağını ve hatta tek başına iktidarın bile zor mümkün olmadığını göstermeye başlayınca R.T.E. “Verin 400 milletvekilini bu iş güzellikle olsun dedi” ve halk vermedi. Bu sefer de “Türkiye’nin rejimi değişmiştir, ister kabul edin ister etmeyin şimdi bu fiili durumu anayasal hale getirmek lazım” diyerek anayasal suç işledi. Bu da yetmedi şimdi “400 Milletvekili verseydiniz başkanlığa geçilseydi bu acılar yaşanmazdı” diyor.

Güzel yurdumu, sanrılarındaki Arap Şeyhliğine dönüştürebilmek ve diktatörlüğe geçebilmek için şaibeli Hakan Fidan ve Efgan Ala ve onların karanlık bağlantılarıyla ülkeyi kan gölüne çeviren R.T.E. artık Fareli Köyün kavalcısı’dır benim gözümde. Ona inanıp oy verenlere geçmişte tercihlerine duyduğum saygıdan dolayı eleştiri getirmezken, bu gün durum tercihten öte kavalın büyüsü ile körü körüne destek noktasına dönüşmüştür. Ancak kavalcı sadece kaval çalmakla kalmıyor, sürekli olarak demeç veriyor.

Ey Fareli Köyün Kavalcısı! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Bence duymuyor. Bir film var üç kez izledim. Yönetmenliğini
Oliver Hirschbiegel, yapımcılığını Bernd Eichinger yaptığı ve Hitler’i oyuncu Bruno Ganz’ın canlandırdığı Der Untergang yani “Çöküş” isimli film. Üçünde de nedense R.T.E.’yi düşünmeden edemedim…

Masalın sonunda kavalcı çocukları ormana götürürken en arkadan gelen üç çocuktan bahsedilir. Bu çocuklardan biri sakattır ve diğerleri kadar hızlı yürüyemediği için arkada kalmıştır. Bir diğeri kördür ve nereye gittiklerini göremediği için kavalın sesini takip ederken yavaş ilerlemektedir. Sonuncusu ise sağırdır ve kavalın sesini hiç duyamadığı halde diğerlerini meraktan takip etmiştir. Daha sonra bu üç çocuk ormana gitmeyip köye dönmüş ve bütün köyü çocukların nerede olduğu konusunda uyarmıştır.

Herhalde bizim işimiz de bir sağır, bir kör ve bir sakata kaldı güzel yurdumu bu kavalcıdan kurtarmak için….

Yazdır Paylaş
Diğer Yazıları
isvecpostasi.com