Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 25 Ekim 2015, Pazar 21:24:04 tarihinde eklendi. 855 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dünya Gözüyle Mustafa Kemal Atatürk - Cumhuriyet Bayramı Yaklaşırken - Vedat Erenoğlu

Dünya Gözüyle Mustafa Kemal Atatürk - Cumhuriyet Bayramı Yaklaşırken

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 92. yılını arzu etmediğim bir ortamda kutlayacağız. Hiç unutmam 1973 yılıydı, Cumhuriyetin 50. yılı kutlanacaktı. Ben o zamanlar yedi yaşında bir ilkokul öğrencisiydim. 50.yıl marşı için bir yarışma açılmış, aday eserler TRT’den birer birer yayımlanıyorlardı ve sonuçta

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına

Erdi cumhuriyetim elli şeref yaşına” dizeleriyle başlayan marş jüri tarafından seçildi ve 50.Yıl Marşı olarak ilan edildi. Hiç unutmam 29 Ekim 1973 gününün akşamı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için Ankara’da Kızılay semtinde çok büyük coşkun bir kalabalığın ortak duygularını paylaşan bireyler olarak ben ve ailemin tüm fertleri ve dahi komşu ailelerle birlikte yerlerimizi almıştık. Havai fişekleri atılıyor, fener alayı düzenleniyor, marşlar, şarkılar söyleniyordu. Bir gurur, bir coşku, bir sevinçte birlik vardı. O gece tören bittiğinde eve geri dönerken acaba 100. yıl kutlamalarında ben hayatta olacak mıyım? Şayet hayattaysam nerede olacağımı ve 2023 Türkiyesi’nin nasıl bir Türkiye olacağını düşünmüştüm. 2023’e sekiz kala itiraf etmeliyim ki o günkü çocukluk hayallerimden çok farklı bir Türkiye var ve ben şu an İsveç’te yaşıyorum.


Türkiye Cumhuriyeti’nin kurcusu, İlk Cumhurbaşkanı, İstiklal Savaşı Başkomutanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsetmek istiyorum bu yazımda.
 

Atatürk’e küfretmek ve hakaret etmek için yarışa girenlerin olduğu, Türk Ulus Devletini yok etmek isteyen küresel çetelerin desteği ile “Kemalizm” ya da bir başka deyişle “Atatürkçülük” yok edilmek isteniyor. Küresel çeteler ve onların yurdumdaki iş birlikçileri “Karşı Devrimciler” siyasi ereklerini birleştirmiş Atatürk’e ve Atatürkçülük’e dört bir taraftan saldırıyorlar.


Mustafa Kemal hakkında, İngiliz Valisi, ateist din düşmanı, diktatör, ayyaş, kadınlara düşkün kişi yakıştırmalarını çekinmeden kullanarak karalama kampanyası açanlar, çok daha ileriye giderek “deccal” sıfatını ona yakıştırıp, değerli annesi Zübeyde Hanım’ın iffeti ile ilgili iftiralar üretmekten adeta zevk alır bir durumda bu kara propagandaya devam etmekteler. Bu günlerde, bu insanlara gazeteler sütunlarını, televizyon kanalları  ekranlarını açık tutuyorlar. Bu makalemde bir T.C. vatandaşı olarak bu şahıslara cevap vermek istiyorum. Tarihe bu makalemle bir not düşmek istiyorum. Öncelikle karşı hakarette bulunmadan bir makale yazarı nezaketi içinde kendisi için kullandığınız bütün asılsız ve çirkin ifadelerin tümünü bilimsel veriler ve belgeler ışığında ret ediyor ve bugün yaşadığınız hayatınızda ki bir çok kazanımın altında onun çabalarını olduğunu unutarak vefasızlık yaptığınız ve hatta bazılarınızın ihanet ettiğinizi düşündüğümü belirtmek istiyorum.

 

 

Atatürk’ü güzel yurduma demokrasiyi getirip, çok partili bir hayata geçirmek istediği, kendisine sunulan padişah olun tekliflerini ret ettiği için mi diktatör olmakla suçluyorsunuz?


İstiklal savaşında İngilizlere karşı ve onları maşası konumundaki Yunanlılar’la savaştığı için mi İngiliz Valisi olmakla suçluyorsunuz?


Kuranı Kerim’i Türkçeleştirip herkesin anlayabilmesi sağlamak için çaba göstermesinden, Avrupa’nın 15.yy’da Hristiyan dininde gerçekleştirdiği reform hareketinin bir benzerini Türkiye’de İslam dininde gerçekleştirip, dini özgür kılıp bireyle yaratıcı arasında vicdani bir kuruma dönüştürmek istemesinden dolayı mı Ateistlikle suçluyorsunuz?


Daha Avrupa’da kadınlara oy hakkı verilmemişken Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesini sağladığı için mi haksız iftiralarla kadınlara çok değer veren onları yücelten bir insanı kadın düşkünü yaftasıyla aşağılamaya karalamaya çalışıyorsunuz?


Atatürk’ün şahsına ve Zübeyde Hanım’a yapılan iftira ve hakaretlere gelince, bu sözleri harcayanların zeka seviyeleri ve aile terbiyelerinin ne seviyede olduğuna işaret ettiğini hatırlatmakla yetineceğim.


Atatürk Kimdir? Sorusuna dolaylı bir yanıt vermek istiyorum. 27 Kasım 1978 tarihli UNESCO genel kurulu kararı doğrultusunda, Atatürk’ün doğumunun 100. yılı bütün dünyada “1981 Atatürk Yılı”olarak kutlanmıştır. Bu karar 152 üyenin tamamının oy birliğiyle alınmıştır, hiç bir çekimser ve ve olumsuz oy kullanılmadan alınan ilk ve tek karardır. Bu karar da Atatürk şöyle tanımlanmıştır.;


Atatürk kimdir; Atatürk uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu”


Bana göre bu tanımlamada eksikler olsa da dünya tarihinde böyle 152 ülkeninin mutabakatıyla bir başka lider için imzalanmış bir metin yoktur.


Geçmişte Atatürk’ü putlaştıran onu bir büste, bir heykele, duvara asılan bir resme indirgeyen anlayışla mücadele ettim. Onu anlayabilmemizi sağlamak yerine çocuk yaşlarımızdaki dimağlarımıza kardeşi makbule ile tarlada karga kovalayan bir çocuğun düşmanları denize dökerek bir gün cumhurbaşkanı olduğu fesi çıkarttırıp şapka giydirdiği resmi nakşedildi. Şiirlerde kutsandı ve putlaştırıldı, demokrasi aşığı bir insan tek adama indirgendi.

Atatürk, 15-16. yüzyıllarda yaşanan rönesans ve dinde reform hareketinin Türkiye topraklarında yaşanması için çaba gösteren, hayalleri olan büyük bir liderdi. Avrupanın iki yüz yıla sığdırdığı ve üzerine üç yüz yıl boyunca geliştirdiği toplumsal dönüşümü elli yedi yıllık çok kısa hayatının son on beş yılına sığdırmaya çalışan eşsiz bir insandı. O gün yaptıkları bu gün değerlendirirken o günkü şartlarda gerek kendi yakın çevresinden ve gereksese toplumdan gelen büyük direnç ve tepkiye rağmen gerçekleştirebildiklerini görünce vizyonuna, dehasına, başarılarına hayranlıkla bakmamak mümkün değildir. İslamda reform denemesini bir başka makalemde ele almak üzere bir yana bırakırken bu hareketin gerçekleşemeden Atatürk’ün ölümüyle rafa kalkmasının bu günkü pratik sonuçlarının İslamla Terör kelimelerinin halen bir arada kullanılması, arkalarında küresel çeteler ve onların finansmanı olsa da IŞİD, El-Kaide ve benzeri örgütlerde yer alabilecek insanların var olması ve hatta bunları canlı bomba olarak kendilerini patlatmalarıdır. Maalesef bu hareketin yarım kalması sonucu İslam coğrafyasında aydınlanma yaşanamamıştır ve çok zengin İslam ülkeleri de dahil olmak üzere İslam ülkelerinin tamamı demokrasi fakiridir. Hiç birinde gelişmiş bir demokrasi yoktur, çağdaş anlamda demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Aynı olguyu hristiyan dini ile yaşayan Avrupa reformdan sonra demokrasi ile dini bir arada yaşanabilir kılmıştır. İslam’da benzer bir reform yaşanmadan İslam coğrafyasına barışın gelmesi maalesef hayalcilik olur.


Atatürkçülük ya da Amerika ve Avrupalı devletler kullanmayı sevdiği deyim ile “Kemalizm” nedir? Atatürkçülüğü yok etmek isteyen Küresel Çeteler ve uzantıları Karşı Devrimci iş birlikçiler, Atatürk’ün ikinci ismi olan Kemal kelimesine “izm” ekini takarak onu siyasi bir ideoloji seviyesine indirgeme çabası içindedirler. Çünkü siyasi ideoloji seviyesine indirgemenin sonrasında modasının geçtiği ve çağın gereklerine artık uymadığı savıyla ortadan kaldırmak için zemin hazırlanacaktır.


Atatürkçülük, bir siyasi ideoloji değildir, bir düşünce tarzıdır. Hatta bu düşünce tarzı olgusu Norveççe’de günümüzde halen kullanılan bir deyimde ifadesini bulmuştur. Herhangi bir problem karşısında, çözümü imkânsız olduğu düşüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma eğiliminde olan, ne yapıp edip bir çözüm üretmek için yaratıcılığını zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kişilere Norveçliler “Mustafa Kemal gibi düşün” derler.


İdeolojilerin statik kalıpları ve tanımlamaları vardır, çağlar boyu makyajlansa da özünde değişiklik olmadan devam ederler. Dünya üzerinde iki ana ideolojiden bahsedebiliriz; Kapitalizm ve Komünizm. Liberalizm ve neo-liberalizm aslında kapitalizmin makyajlı sürümleridir.


Atatürk statik bir toplum ve devlet modeli ön görmemiştir, o günkü şartlarda yaptıkları karma ekonomik model olarak tanımlanmaya çalışılsa da aslında Atatürkçülük statik olmadığı için bu tanımlama geçersiz olur.


Atatürk, bilimin rehberliğinde, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak için dinamik ideali olan bir toplum ve devlet hayatı öngörmüştür. Atatürkçülük, bir ideoloji değil düşünce tarzıdır ve modası hiç bir zaman geçmeyecektir, çünkü doğmalara dayanmaz, statik tanımlamaları yoktur, bilimin rehberliğinde dinamik bir hedefeler zincirine ulaşmayı hedefler.


İşte bu nedenledir ki onun izinden gidenler yani gerçek Atatürkçüler “Atatürkçü Düşünce Derneği” adı altında örgütlenmişlerdir, gelecek nesillere ve Dünyaya “Mustafa Kemal gibi düşünmek” ne demektir onu anlatma çabasındadırlar.


Bu bağlamda bana ister “Kemalist” diyin iste “Atatürkçü” diyin ben “Mustafa Kemal gibi düşünmeyi” hayat felsefesi edinmiş bir birey olarak bu sıfatlarla anılmaktan ancak gurur duyarım.


Makalem uzadı konu Atatürk olunca kısa olması düşünülemezdi ancak çok saygı duyduğum aynı konferansını üçüncü kez izlediğim değerli insan, araştırmacı Prof. İlknur Güntürkün Kalıpçı’nın konferansını sonuna kadar izlemenizi rica ederek aşağıdaki bağlantıyı sizlerle paylaşıyorum;

https://www.youtube.com/watch?v=e1Xabge3P7Q

Hepiniz sevgiyle kalın, bilimin ışığı yolunuzu aydınlatsın...

Yazdır Paylaş
Diğer Vedat Erenoğlu Yazıları
isvecpostasi.com