Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 30 Kasım 2015, Pazartesi 21:35:20 tarihinde eklendi. 562 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BİR DEMOKRASİ ve İKİ ÜLKE - Mustafa Sönmez

BİR DEMOKRASİ ve İKİ ÜLKE

Demokrasi ya da demokrasiler adları farklı biçimde telaffuz edilseler de demokrasinin evrensel tanımlarını içerisinde değerlendirilirler. Demokrasiler hiçir zaman bir kişiye, bir gruba ya da bir küçük topluluğa mal edilemezler. O zaman bunu adı demokrasi olmaktan çıkar, despot, dikta ya da oligarşik rejimler olurlar.

Bugün ülkemiz Türkiye’de yeterince büyüyemeyen, gelişemeyen demokrasimiz AKP iktidarıyla adım adım tek adamlık despotluğuna doğru yol almış ve tek adamlık despotluğuna teslim olmuştur. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulları vardır. Demokrasiler bunlar gerçekleştirildiği, yerine getirildiği ölçüde vardırlar.

Gelin hem Dil Derneği hem de Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Büyük sözlüklerine göz atalım. Orada demokrasi nasıl tanımlanıyor. Dil Derneği;  “Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, elerki, demokratlık” TDK, “Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık.”  Görüldüğü gibi her ikisinde de demokrasi tanımı aynıdır. Demokrasinin kişilere göre ufak tefek tanımlama farklılıkları da olsa, demokrasiler özündeki tanımla anılır, geçerli olan da budur.

İçinde yaşadığımız ve büyük bir çoğunluğumuzun vatandaşı olduğu İsveç, demokrasi konusunda dünya ülkeleri arasında ilk sıralarda olan bir ülkedir. Bu açıdan ülkemiz Türkiye’ye baktığımız zaman son on yılda dünya listelerinin en alt sıralarında yer almaktadır. Bu durumu Türkiye açısından nasıl değerlendirmek gerekir. Biz demokrasiyi anlamıyor muyuz ya da Osmanlıdan kalan saray entrikalarıyla demokrasicilik mi oynuyoruz? Bir başka açıdan ele alırsak, demokrasi kültürünü içine sindiren, içselleştiren kuşaklar mı yetiştiremedik? 92 yıllık Cumhuriyet Tarihimizde kuşakları harcamakla mı yetindik ve demokrasicilik oyunu mu oynadık?

Belki de ülkemiz Türkiye’de demokrasi ve ulus olma bilinci geliştirip yetişen kuşaklara gereken kültürel boyutuyla kazandıramadık ve dolaysıyla demokrasiden kopuk, Türkiye’ye özgü bir demokrasi (!) kargaşasıyla bugünlere geldik. Her geçen gün daha kötüye doğru yol alıyoruz.

Yurtdışında doğup büyüyen göçmen Türk ailelerin çocukları, Batı demokrasilerinin içerisinde yetişen kuşaklar, ne ölçüde demokrasi kültürünü içselleştirip benimseyebildiler?  Eğer içselleştirebilselerdi, IŞİD militan toplayabir miydi ya da AKP oyların yüzde 50’ye yakınını alabilir miydi? 1985’li yıllarda Avrupa’yı saran RABITA imamlarının rolü neydi? Suudiler neden bunlara bol keseden paralar ödediler? Bugün Avrupa’daki camilerde, Kuran kurslarında neler öğretiliyor? Neyin, kimlerin propagandaları yapılıyor?

Demokratik ülkelerde şeffaf toplum kuralları geçerlidir. Devlet halkının refahı ve düzeni için vardır ve o gerçekleştirmek için çalışır. Demokratik ülkelerde devlet suç işlemez ve suçu teşvik ederek, suçluları koruyamaz ya da suça kılıf uyduramaz.

Otuz iki yıllık İsveç’teki yaşamımda hiçbir gazetecinin yazdıklarından, yaptığı haberlerden dolayı savcılığa çağrıldığına, evinin gecenin 04.00’ünde arandığına, tutuklanıp hapsedildiğine tanık olmadm. Hiçbir savcı basına yayın yasağıda getirmedi. İsveçli gazeteciler devletin yaptığı işlerde yanlışlıklar varsa, yazmıyorlar mı? Elbette yazıyorlar, çiziyorlar. Hiçbir başbakan da falan gazeteci bana hakaret etti gibi savlarla dava açmadı.

Tanınmış İsveç Başbakanı Olof Palme öldürüldükten sonra kanunsuz dinleme skandalını ortaya çıkaran (Ebbe Carlsson olayı) Expressen gazetesi ve gazetecileri değil ama Sosyaldemokrat iktidarın Adalet Bakanı Anna-Greta Leijon istifa etmek durumunda kalmıştı. Dinleme işi için gelişmiş cihazları satın alan Ebbe Carlsson cezalandırılmıştı. Bundan önceki sağcı hükümetin Suudi Arabistan’da kurduğu gizli silah fabrikasını ortaya çıkaran ve Savunma Bakanı’nı istifa etmesine neden olan Dagens Nyheter gazetesi ve gazetecileri, “Devlet sırrını açıklamak” gibi bir saçmalıkla suçlanmadılar ve yargılanmadılar. Fakat Başbakan Fredrik Reinfeldt yine “Anayasa Komisyonu”nca sorgulandı.

Bir de Türkiye’ye bakalım. Biz de demokrasiyle yönetiliyoruz ya da öyle sanıyoruz. Başbakanların gazeteciler hakkında açtıkları davaların sayısını hatırlıyor muyuz? Savcıların görevini üstlenen başbakan görmedik mi? Ortadoğuyu parçalama planlarınında Eş Başkan olmakla övünen başbakan tanımadık mı? “Demokrasi benim için araçtır” diyen başbakana ağzımız açık kalarak bakmadık mı? Susurluk skandalından sonra “Devlet uğruna kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir” diyen başbakanı bilmiyor muyuz?  “Sağcılar bana cinayet işliyor dedirtemezsiniz” diyen ama sonunda başı sıkışınca “Susma konuş” diye demokrasi yanlılarından yardım isteyen başbakanımız olmadı mı?

Bütün bu başbakanları demokrasinin neresine yerleştireceğiz?

Bu nedenle Can Dündar ve Erdem Gül olayı beni hiç şaşırtmadı. Cumhuriyet Gazetesi’nin 2010 yılında geçirdiği ekonomik incelemeye rağmen tekrar aynı yıla ilişkin tekrar incelemeye tabii tutulması neyin göstergesidir?

Halkımız demokrasiye ve demokratik haklarını kullanma yönünde neden bu kadar duyarsızdır? Demokrasi ve demokrasi bilincini hâlâ neden yerleştiremedik? Bunun suçlusu kim?

Bu bağlamda, “Türkiye’de hâlâ demokrasiyi arıyoruz” diyen Tevfik Çavdar’lar haksız mı?

Ne yazık ki, “Demokrasilerde, demokrasiyi yok etme özgürlüğü yoktur.”  Bu da böyle biline...

Yazdır Paylaş
mustafa sönmez - 2015-12-02 11:18:18
Hayır, doğru biliyorsunuz...Ben İsveç'e geldiğim günden sonrası diye yazdım. İB olayıyla ilgili internette çok bilgi var.
Serkan - 2015-12-01 22:28:45
1973 yilinda IB-affären olarak tarihe gecen devlete bagli casusluk teskilatini ortaya cikaran gazeteciler Jan Guillou ve Peter Bratt tutuklanmislar. Yanlis mi biliyorum?
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com