Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 01 Aralık 2015, Salı 19:26:27 tarihinde eklendi. 503 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tahir Elçi’nin Ardından - Günay Güner

Tahir Elçi’nin Ardından

Türkiye bir hortumun etkisinde gibi; öylesine dirençsiz o güçlü yel burgusunun içinde çekiliyor. Bu durumun kanıtları olan hangi olaya değinmeli.

Hukukçu-Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tahir Elçi göz göre göre öldürüldü. Öyle bir ülke durumuna getirilmişiz ki sürekli yaylım ateş, çatışma… Buna karşın saldıranlar, ateş açanlar bulunamıyor, yakalanamıyor. Daha da ilginci olay yeri incelemesi yapmaya çabalayanlar bile üzerlerine yaylım ateş açıldığından, bu görevi yapamadılar. Şu anda ise kanıtların “temizlendiğini”, karartıldığını öngörmek hiç de güç değil.

Tahir Elçi’ye karşı “sosyal medya” diye saçma sapan bir ad taşıyan ortamda, zırcahillerin rezilliklerini konu etmek bile gereksiz. Pisliklere değer vermek olur.

Öncelikle belirtmeli ki kendini yeterince anlatamamış olsa da Tahir Elçi namuslu, dürüst bir aydındı. Hele PKK uydusu hiç değildi. Bunu anlamak için Aydınlık gazetesine yaptığı son açıklamasını okumak yeter.

Tahir Elçi sözkonusu açıklamasında şunları söylemişti:

“Bölgede olan bitenleri elimizden geldiğince objektif ve adil bir şekilde rapor etmeye çalışıyoruz. Cizre’de barikatlar kurulmasının, hendekler kazılmasının ve o mahalle ya da semtlere giden güvenlik güçlerine karşı silah kullanılmasının doğru olmadığını söyledik, yine söyleyeceğiz. Ama biz aynı zamanda bu tür durumlara karşı yasal hükümler çerçevesinde güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonların da hukuk içerisinde olmasını söylüyoruz.

Cizre’de 27 Ağustos’ta, orada bir askeri birliğe taciz ateşinde bulunulmuş. Ama şükür ki hiçbir güvenlik görevlisi zarar görmemiş. Biz bir bütün olarak PKK’nın ‘halk savaşı’ diye ifade ettiği durumun halka zarar verdiğini, bir çözüm olmadığını ve birlikte yaşama zeminini tahrip ettiğini söylüyoruz.

Anadilde eğitim hakkına dikkat çekmek ve buna karşı demokratik bir tepkiyi ortaya koymak bakımından okulları boykota çağırabilirsiniz ve ben bunu demokratik bulurum. Ama o da makul bir şekilde olmalı. En fazla 1 ya da 2 gün. Tabii şiddete ve baskıya başvurmadan. Ama basından ve çeşitli kaynaklardan bize gelen bilgilere göre, bazı semtlerde çocuklar kazılan hendekler, oluşturulan barikatlar, çatışmalar ve baskılar yüzünden okullarına gidemiyormuş. Biz de bunun eğitim hakkına bir sorun oluşturduğunu ve olmaması gerektiğini söyledik.

PKK’nın ‘Bağımsız Kürdistan istiyorum’ diye bir demecini duymadım, “özerklik” ya da “özyönetim” gibi talepleri var. Ama Rojava’daki gibi fiilen bağımsız bir yönetim, kantonlar ya da tamamen kendilerinin hükmettiği otoriter talep, Türkiye koşullarına uymaz. Bu doğru bir talep değil. Buna ne Türkler rıza gösterir ne de Kürtler. ‘Nasıl bir özerklik?’ diye de tartışılabilir. Türkiye gerçeğine göre düşünmemiz gerekiyor. Türkiye Suriyeleşmemeli, Iraklaşmamalı. Adana, Mersin ya da herhangi bir ilimiz Halepleşmemeli. Türkiye toplumu, Türk’ü ile, Kürt’ü ile bunu hak etmiyor.

Kürt halkının Türklerden ya da Türk toplumundan ayrı bir şekilde yaşama düşüncesi olduğunu düşünmüyorum. Kürt halkının yüzde 90’ının üstündeki bir kesimin ayrılmak istemediğini de çok iyi biliyorum. Bütün baskılara rağmen Cumhuriyet döneminde imkânlar da sunulmuştur. Bu imkânlar Kürtleri Türklerle önemli ölçüde birleştirmiştir ve bütünleştirmiştir. Kürt halkının yaşamında, davranışlarında, düşüncelerinde ayrılmaya yönelik bir iz göremezsiniz. Evet, Kürtlerde bir öfke var. Ama bu bir etnik öfke değil. Ayrılma öfkesi hiç değil. Ayrıca Türk toplumunun da Kürtlere karşı bir çizgi çektiğini düşünmüyorum ve görmedim.

Türkler ve Kürtler birlikte yaşayacaklar, bu kaçınılmazdır. Yapılması gereken şey olumsuzlukları, ayrışma girişimlerini ortadan kaldırmak ve bir an önce silahları devreden çıkarmaktır.” (Aydınlık, 4 Ekim 2015).

Bu görüşlerin PKK çizgisi olduğu kesinlikle söylenemez. Giderek tersidir. PKK bu görüşlerin hiçbir yanına yakın durmaz; karşıtlığını bir biçimde belli eder. PKK’nin biat istemediğini düşünen kesin yanılır.

Kuşkusuz başta da belirttiğimiz nedenlerinde etkisiyle, bu kıyımın sorumlularının bulunması çok güçleşmiştir. Gelin de “Kurt bulanık havayı, sisli havayı sever” sözünü anımsamayın.

Kimileri Elçi’nin “PKK terör örgütü değildir” tümcesini dillerine doluyor. Diyarbakır’da doğruları, insancı olanı dillendirmek hiç kolay değildir. Kolay olmadığı bu acı olayla da bir kez daha ortaya çıktı.

Türkiye’nin “aynı düşünen” kişilere değil, dürüst aydınlara gereksinimi var. Tahir Elçi’yle de düşüncelerimizin uyması zorunluluğu yoktur. Açıklamasında belirttiği gibi zora, şiddete, tüm kıyımlara aynı kararlılıkta karşı olmaktır önemli ve değerli olan.

Tahir Elçi Türkiye’nin evladıdır. Hep güzelliklerle anılacak, unutulmayacak. Işıklar içinde yatsın. Adını sömürmeye çalışan ve çalışacak olanların anlayışlarının ötesinde bir güzel insandır Tahir Elçi.

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com