Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 07 Mart 2016, Pazartesi 21:51:31 tarihinde eklendi. 407 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun! - Günay Güner

Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

Modernizm sorunları sınıfsal düzlemde irdelerken postmodern denen “belirsizlik” döneminde tek belirli olan durum “kimlik” başlığı altında her alanda “küçük parçalara bölmek, ufaltmak” uygulamasıdır. Açıktır ki bu dönüştürme eylemi cinsel alana da yansıtılmıştır.    


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü! Bu anmanın nedeni nedir? 8 Mart 1857’de Amerika Birleşik Devletleri’nde, New York’ta polis, çalışma koşullarının kötülüğü nedeniyle greve giden yaklaşık 40.000 kadın tekstil işçisine saldırdı, işçileri fabrikaya kilitledi. 129 kadın işçi, üzerlerine saldırılması ve çıkan yangın sonucunda öldürüldü. Kadın Düşünür-Eylemci Clara Zetkin’in 1910 yılındaki önerisiyle 8 Martlar anma günü olur.


Kadının kadın olmaktan kaynaklı sorunları yok mu kuşkusuz var. Siz “Her yaşam biçimi saygındır” kafasıyla derebeylik, cemaat, aşiret, tarikat…yüceltisine girişir, o dönemlere dönerseniz özellikle “kadın”ı birbirinden beter belaların bekleyeceğini öngörmek, anlamak herhalde güç olmasa gerek. Yaşanan tam da budur. Dolayısıyla kimlik siyasetini benimseyenlerin kadına şiddetten rahatsızlık dillendirmeye hakları yoktur. “Yine de rahatsız olurum, ne karışırsın” mı deniyor, sonuç büyük bir tutarsızlık ve çelişkidir!


Kadınıyla, erkeğiyle Kürtçü siyasetçinin söylemine bakar mısınız, Kürt kadınının tek sorunu varmış: asimilasyon! Kadına yönelik şiddetin, öldürümlerin (ki 2002 yılından bu yana %1400 artmış), giderek özkıyımların, hadi onların deyimini kullanalım, Kürt bölgesindeki, “Kürdistan”daki oranı nedir? Kapalı aile, aşiret koşullarında, sözkonusu kıyımların ne kadarını öğrenebiliyoruz.


Gerçek Kürt aydını halkını sever ve bu soruların önce uygarlık yolunda yanıtlarını, çözümlerini arar. Halkın yararı uygarlaşmanı, bunun içinse “asimile” olmanı gerektiriyorsa, asimile olacaksın! Gerisi bu küresel dünyada boş sözdür, içtensizliktir.   


Batılı kadınla doğulu kadının sorunları da neredeyse tümüyle ayrı.


Bir örnek üzerinde duralım:


İsveç’in yaygın izlenen devlet radyosu Kanal 1’de, 6 Mart 2016’da yapılan kadın sorunları üzerine izlenceye birçok kesimden kadınlar katılıyor; moda dergisi yöneticisi, feminist, trans, siyah, (İslam duyarlıklı) doğulu, görece yaşlı…


Konu özellikle kadın bedenine sahip olmak üzerine yoğunlaşırken, alt başlıklar olaraksa çeşitleniyor.


Erkekten kadına dönüşen kişi erkekken utangaç, çekingen oluşu nedeniyle ezilirken, kadına dönüşmesinin ardından bu yapısının olumlu bir durum olarak algılanmaya başlandığını söylüyor.


Yaşlı kadın dans edip yaptığı görsel kaydı yayımlayınca başta diğer kadınların “Ayıptır” engeliyle karşılaştığını belirtiyor.


Siyah kadın ırkçılık ve cinsellik olarak iki kat fazla ezildiğini, makyaj malzemelerinin, modanın bile yalnız beyaz kadınlara yönelik üretildiğini vurguluyor  


Türbansız doğulu kadın İslamofobi bağlamında siyasal (politize) kadın olarak görüldüğünü savlıyor.


Yine bir İsveçli kadın doğulu erkeklerle evlenmelerinin ardından, o doğulu erkeklere, tacizin, bir sınırı aşan davranışların yanlış olduğunu kendilerinin öğrettiğini söyleyerek bir çokbilmişlik ve kibir örneği veriyor: diğer deyimle İsveç’te doğulu erkekler gelmeden önce taciz yokmuş!  


Feminist kadın kürtaj hakkı, ücretlerin eşitlenmesi, güzellik tutkusunun kışkırtılması konuları üzerine duruyor.

Daha çoğaltılabilecek sözkonusu savlar sorundur kuşkusuz. Taş düştüğü yerde ağırdır. Ne ki insan bir yandan da düşünmeden edemiyor, İsveçliler ya da benzer halklar hiç gazete, dergi okumazlar mı? O kibirli burunlarının ötesini göremezler mi? Devletlerinin az ya da çok ortak olduğu bombalamalar, saldırılar, savaşlar sonucu göç yollarında, denizlerde ölen kadınların, çocukların; onuru, gururu kırılan Suriyeli, Afgan, Iraklı, Libyalı…kadının acısının yanında kendi dertlerinin kırıntı bile sayılamayacağını hiç düşünmezler mi?
 

Ya Samer kadınları? Geçmişte başlarına getirilenler?
 

Bakalım düşünemesinler diye anamalcılık batılı insanı daha kaç yıl daha doyuracak.      

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com