Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 21 Nisan 2016, Perşembe 22:36:40 tarihinde eklendi. 864 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

AMAÇ ÜZÜM YEMEK Mİ? - Mustafa Sönmez

AMAÇ ÜZÜM YEMEK Mİ?

Sevgili okuyucularım son iki haftadır İsveç’te demokrasi ve insan hakları adına estirilen bir rüzgarla karşı karşıya bulunuyoruz. İsveç Türk İşçi Dernekleri 2. Başkanı Barbaros Leylani’nin sarf ettiği sözlerle başlayan tartışmalar boyut değiştirerek Şehircilik ve Konut Bakanı olan Türk kökenli Mehmet Kaplan üzerinde yoğunlaştı. Sonuçta Mehmet Kaplan’ın istifa ettirilmesiyle sonuçlandı.

İsveç demokrasisi yavaş yavaş biz göçmenlere karşı gerçek yüzünü göstermeye başladı. İsveçli siyasetçiler, gazeteciler ve toplumda kendilerinde söz söyleme haklarını görenler demokrasi adına bir ikyüzlülük örneği sergileniyorlar. Bu koroya üç kağıtçı, çıkarcı göçmen kökenlileri de eklediğiniz zaman "demokrasi" adına tam bir traji-komik tiyatro izliyoruz.

Çevre Partisi/Yeşiller ortaya çıkan kriz sorununu mantıklı bir çözüm yolu izleyerek üstesinden gelmek yerine "kurban" vermeyi yeğlediler. Kendi bakanlarını abartılan birtakım toplantılara ve günün koşulları altında söylenmiş olan sözlere ve bu sözler arkasında yaratılan havaya kapıldılar. Böylece hem partilerine hem de partilerine inanan insanlara zarar verdiler.

Bugün İsrail-Filistin anlaşmazlığında yaşanan olayları sağlıklı ve mantıksal çerçeveler içerisinde tarafsız bir gözle irdelediğimiz zaman kim İsrail’in yaptıklarını kabul edebilir? İsrail’i haklı görebilir mi? Hitler Almanya’sının II. Dünya savaşı öncesi ve esnasında Yahudilere uygulanan insanlık dışı kıyımları ve uygulanan soykırımı kabul etmiyoruz. Bu olayın şiddetle karşısındayız. Bu bağlamda da İsrail devletinin Filistin halkına uyguladığı haksızlıkları ve öldürmeleri de kabul etmiyoruz. Bunu söylemenin neresi suç?

Benim amacım Mehmet Kaplan’ı bu yazıyla savunmak değildir. Mehmet Kaplan’ın benim savunmama gereksinmesi de yoktur. O, kendisini gerektiği gibi savunur. Fakat demokrasiyi kullanarak üzerine hücum eden güruh karşısında öyle bir duruma düştü ki, çareyi istifa etmekte buldu (ya da ettirildi). Belki de istifayı kendisi için en uygun yol olarak gördü?

İsveç basınında iki haftadır konuya ilişkin yazılmayan kalmadı. Mehmet Kaplan hem radikal İslamcı hem de İsveç’teki Türk ırkçılarıyla (Ülkü Ocakları – Bozkurtlar) sıkı ilişkileri olan bir kişi olarak tanıtıldı. Her iki savı da benimsemek, doğru bulmak söz yerindeyse absürd bir düşünce biçimidir. Mehmet Kaplan İslami yönleri ağır basan ama radikal İslamcı olmayan bir Müslümandır. İsveç’te yasal çerçeveler içerisinde kurulan ve çalışan Ülkü Ocaklarıyla öyle sanıldığı gibi bir bağı da yoktur. Kimi toplantılarda başkanıyla görülse de bu sadece bir görüntüden ibarettir. İsveç’teki Ülkücülerin hangi partiye oy verdikleri bellidir. Ülkücüler Mehmet Kaplan’a oy vermemişlerdir.

İsveç’te belli bir ağırlığa sahip olan Yahudi, Ermeni, Süryani ve PKK lobisi Mehmet Kaplan’ın “Ship to Gaza” yardım gemisinde bulunmasını unutmamıştır. Bunu bir kenara daha sonra kullanılmak üzere not etmiştir.

Olayın patlak vermesinden üç ay önce İsveç Televizyonu Kanal 1 (SVT1)’nın “Araştırmacı Gazetecilik” birimine Mehmet Kaplan’la ilgili bir program yapmak üzere hakkında doküment toplama kararı verilmiştir. Bir başka deyişle birileri bundan üç ay önce düğmeye başmıştır. Üç gün önce www.Journalisten.se adlı internet sayfasında yayınlanan bir haberde bu itiraf edilmiştir. Bu konuda çalışan sorumlu iki kişi “elimizde çok fazla bilgi var” basına sızan bunların çok küçük bir bölümü açıklamalarını yapmışlardır. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi “pusu”ya yatmşlar ve zaman kollamışlardır.

İsveçli siyasetçiler ve halkın büyük bir çoğunluğu Türk ve Müslüman bir bakan görmek istememişler ama direk olarak da karşı çıkmamışlardır. Bu kişinin hata ya da yanlış yapma anlarını gözlemişler ve ilişkilerini sürekli izlemişlerdir. Olay nedeniyle yaşanan durumlar bunu kanıtlamaktadır.

İsveç’te Mehmet Kaplan üzerinden hem Türk hem de İslam düşmanlığı tezi işlenmeye başlanmıştır. Bu gelişme ürkütücüdür. Çevre Partili ve Parti Meclisi’ne aday gösterilen bir başka başarılı göçmenin kadınların elini sıkmaması olayı gündeme bomba gibi düşmüş, yaşanan olaylara tuzu biberi olmuştur. Bu durumdan yola çıkılarak saldırılar öyle hızlandırılmıştır ki, “Gidin Müslüman” partisi kurun diyenlerin sesi basının sayfalarını tümüyle kaplamıştır.

Bu durum İsveç’teki Türklerin konumlarını ve gelecek kuşakların yaşamlarını ipotek altına almıştır. Türk gençlerin geleceği karartılmıştır. Bugünden sonra İsveç’teki Türk toplumunun kendisini temize çıkarması “iğneyle kuyu kazmaya” çalışmak olacaktır.

İsveç’in ikinci büyük partisi olan Ilımlı Muhafazakar Parti’nin Başkanı Anna Kinberg Batra, Mehmet Kaplan’ı aşırı ırkçı olarak değerlendirdiği Ülkücü hareketle ilişkili olmakla suçlamaktadır. Batra bilmiyor mu ki, aşırı ırkçı dediği hareket kendilerine oy vermektedir ve partisi içinde kimi önemli kişilerle ilişkileri ağır basmaktadır. Peki, Batra’ya bu bağlamda sormak gerekmez mi?, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye. Umarım, Ülkücü camia bunu gerektiği biçimde göz önüne alır.

Şuanda İktidarda olan Sosyal Demokratlar ve Başbakanları Stefan Löfven de, Ülkücülere ve radikal İslamcı kabul ettikleri Mehmet Kaplan’a ver yansın etmektedirler. Bilmiyorlar mı? partilerinde Türk ırkçıları ya da kendilerinin deyimiyle faşistleri yok ama, parti de ve partiye bağlı kimi kurumları Kürt ırkçıları ele geçirmişlerdir. Stefan Löfven’in biraz da bu konuya dikkat ederek, daha dikkatli konuşması gerekmiyor mu? Ya değilse, Türk ırkçısına “hayır”, Kürt ırkçısına “evet” yanlısı mı? Stefan Löfven, bu vesile ile kurumlarının eliyle görünüşte “Kürt halkına” yapılan yardımların nerelerde kullanılmış ya da kullanılmakta olduğunu anlamış olur?..

Son söz olarak şunu da vurgulamakta yarar var: “Türk’ün Türk’e yaptığını”, hiç kimse ya da ulus yapmamıştır. Türk’ün en büyük düşmanı yine kendisidir.

İsveçli siyasetçilerin amaçları çok kültürlülüğü İsveç sosyal yaşamında ön plana çıkarmak mı, ya da bu söylem adı altında pasifize ederek saf dışı bırakmak mıdır?
 

Yazdır Paylaş
TULUI Altikardes - 2016-04-27 10:06:46
Suna hep gönulden inamisimdir, yazi yazmak bir SANATTIR. Yaziniz da Turk un en buyuk dusmaninin Turk oldugunu vurguluyorsunuz.Eger bu vurgu yanlis ise uzucu, fakat dugru ise oturup cok yanli dusunmek lazim.
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com