STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 16 Mayıs 2016, Pazartesi 11:30:44 tarihinde eklendi. 444 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

DENİZLER VE SÖZDE SOLA DERSLERİ - Günay Güner

DENİZLER VE SÖZDE SOLA DERSLERİ

6 Mayıs 2016 Türkiye tarihinin en bilinçli ve yürekli devrimcilerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın düzmece bir yargılamayla idam edilişlerinin, koparılıp alınışlarının 44. yıldönümüydü.

Öncelikle belirtelim ki sağın soysuzluğu Denizlerin idam görüşmelerinin TBMM ve Senato tutanaklarında, faşizmin sözde mahkeme kararlarında tarihe kayıtlıdır. Tüm amaçları, devlet yönetmek ciddiyetsiz bir işmiş, oyunmuş gibi, Türk ordusunu ABD ile yayılmacıların çıkarı için Meclis onayı bile almadan Kore’ye sürüp gençlerimizi o yabanlarda öldürten, üniversiteli gençlerin üzerine ateş açılması emri veren, profesörleri yerlerde sürükleten, kendi milletvekillerine yargıç yetkisi vermeye çalışan, vatan cephesi zırvalarıyla halkı birbirine düşüren, yeni doğan bebeği öldürten (ki kimse yadsımasın, onyıllar sonra kanıtlanmıştır)…aymaz Adnan Menderes ve ekibinden iki kişinin idamlarının öcünü almaktır. (Hiçbir zaman doğru bulmadığımız o idamları da yine onları kullanan yayılmacıların sağladığı onyıllar sonra ortaya çıkacaktır).

Yargılama baştan sona düzmeceydi, hukuksuzdu. Şöyle ki hukuk alanının en başat ilkelerinden olan suçun elverişlilik koşulu bilerek gözetilmemiştir. Bu temel kurala göre koşullar, araçlar suçun işlenmesine elverişli olmalı ve sonucu sağlamalıdır. Bunun açık dillendirilişi şudur: THKO adına istediği kadar ordu desin, on, bilemedin elli kişiyle, dört-beş tabancayla ordu da olmaz, rejim de değiştirilemez, anayasa “tağyir”, “tebdil”, “ılga” da edilemez, “sosyal bir sınıfın, diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümü” de “tesis edilemez”. Gerçek bir hukuk ortamında Denizlerin yargılanacağı suç bellidir: Banka soymak, adam alıkoymak, silah bulundurmak. (Bu suçların da siyasal amaçlı olduğu göz önüne alınmalı, dolayısıyla ılımlı bir bakışa gerekçe olmalıydı). Bu hukuksal gereklerin hiçbiri, bilerek ve isteyerek yerine getirilmemiştir. Dönemin Adalet Partilileri de Demokratik partilileri de neredeyse ağızlarından salya saçarak, en aşağılık yollarla idamları sağlamışlardır.

Bir bölük CHP’li milletvekili ve senatörün ilk oylamalara katılmamaları da anlaşılır gibi değildir.     

Ne o yiğitlerimizin toplumsal acısı diner ne de verdikleri büyük ders…

Günümüze ders niteliğindeki iletileri her zamankinden daha yakıcıdır. Denizlerin devrimci tini ve tutarlılığı sözde solun ikiyüzlülüğünü de açığa çıkarıyor. Her 6 Mayıs insanlığın, devrimci sorumluluğun ne olması gerektiğini yeniden ve yeniden halka ve aydına gösteriyor. Gelecekte de göstermeyi sürdürecek.  

Sağ zaten bellidir, faşizmin ne yaptığı, yapacağı bilinir. Sözde solun ise Denizlerle yüzleşmekten kaçınması olanaksızdır.

Sandalyelerini tekmeledikleri anda bile ödün vermedikleri, uğruna ölüme gittikleri ilkeleri tam bağımsızlık, çıkarları bozulmuş sömürücü sınıflarca engellenmiş Türk Devriminin, Atatürk Devriminin tamamlanması, Türkiye’yi oluşturan halkların kardeşliği, barışı (ama gerçek barışı, “Ben seni öldürürsem iyidir” barışı değil), sömürünün ortadan kaldırılması, her boyutta eşitliğin sağlanması, ilerici, devrimci, bilimsel eğitimle donanmış, gönenç içinde bir ulusun yaratılmasıdır.

Belirlenen ilkelerde kuşkuya düşülecek bir yan bulunmadığına göre hiç olmazsa bu saatten sonra her boydan “sol” dürüst olmalı; ya “Denizleri sevmiyoruz, yolumuz ayrıdır” diyecekler ya da tutarlı olacaklar.

Nasıl mı? Sivil toplumculukla, kimlikçilikle, küreselci güçlere demokrat payesi vererek, “Dincilik de özgür olsun” diyerek, ABD büyükelçisiyle can ciğer kuzu sarması, saatlerce görüşerek, Kuran kurslarına, dinci vakıflara, örgütlenmelere…oy uğruna göz yumarak, her türden gericiyi, Troya Atını, kapıdan olmazsa bacadan içeriye buyur ederek, Adnan Menderes övgüsü yaparak (idamlarına karşı olmak ayrı iştir), “Sol Fetullahçılık” hayranlığı yayarak, “Namaz” gazetesini ziyaret ederek, “Namaz” gazetesinde köşeyazarlığını matah iş sayarak, Türk Devrimi karşıtı sözleri aymazca dillendirerek…Denizlere saygı, sevgi, bağlılık olmaz, kaldı ki olmadığı görülüyor.

Sözde solun yalnızca birkaç “marifet”ini saydık. Daha ne incileri var, saymakla bitmez. 2 Temmuzlarda Sivas’ta karanfil, kırmızı çiçekler bırakırlarken de görebilirsiniz onları. Çok üzülmüşlerdir, kederlilerdir!

Ne anadan geçerler ne yardan!

Kuşkusuz ne de ranttan!

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com