STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 13 Haziran 2016, Pazartesi 00:08:08 tarihinde eklendi. 531 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kadın, Güneydoğu ve Kültür - Günay Güner

Kadın, Güneydoğu ve Kültür

Nesnel, dolayısıyla bilimsel olunamadığı yerde hiçbir savın değeri yoktur. Böylesi koşullarda dillendirilen her anlayış önyargılıdır, boş sözdür.
 

Açık konuşmalı, açık yazmalı; ne pahasına olursa olsun. Onyıllardır bir aptalca “ötekileştirme” sözcüğüne tıkılan toplumbilim alanında postmodernizm, sözde her kimliği “özgürleştirmek” ardındayken kadının konumunu ne duruma getirdi? Günümüzde kadın bağnazlığın kölesi edilmiştir. Bunca kanıta karşın bu gerçeği yadsıyanlar en azından iyi niyetli değillerdir. Hemen her öğeyi olduğu gibi kadını da kötü siyasalarına araç kılmaktadırlar.
 

Postmodernizm, Yeni Dünya Düzeni…başta kadının düşmanıdır. “Her yaşam biçimi saygındır” saçmalığını baş tacı ederseniz, bu anlayışın uzantısı olarak derebeylik, kulluk ilişkilerini (dinsel, budunsal…) yüceltir, diriltirseniz en başat sonuçlarından biri kadının, çocuğun, kız çocuğunun alabildiğine, ezim ezim ezilmesidir. Bugün yaşanan acılar büyük ölçüde bu gerçekten besleniyor.
 

Açılımı Halkların Demokrasi Partisi olan HDP sözcülerine bakarsanız Güneydoğulu (hadi onların deyimini de kullanalım, Kürt) kadının tek sorunu varmış, o da “asimilasyon”muş. Kadın sorunu üzerine düzenledikleri tüm etkinliklerin değişmez izleği budur: asimilasyon!
 

Halkının ve halkların gerçekten iyiliğini isteseler, bir kez de “Bu bilimsel sorunlar neden Güneydoğuda (yine söyleyişlerini kullanalım, Kürdistanda) yoğunlaşmıştır? Bu toplumun tarihine, geleneklerine, alışkanlıklarına özgü “yapısal” nedenleri olmasın?...” diye düşünmeleri, bu yönlerden de kafa yormaları, çözümler aramaları gerekirdi. Böyle bir çaba görebiliyor muyuz, hayır.
 

Çaba olmadığı gibi yakın tarihte cumhuriyetin eğitim, kültür devrimlerine “asimile ediliyoruz” gerekçesiyle duvar ördüler. Hiçbir zaman da evrensel eğitimin, kültürün ne zamandan beri ve nasıl asimilasyon olduğunu açıklama gereği duymadılar. Her kötülüğü Türk Devrimine, cumhuriyete fatura etmek hem kolay hem de dayanaksızdır. Kürt ağalarının kapattırdığı köy enstitülerinde okutulan kız öğrencilere bu enstitülerde kötülük mü edilmiş oluyordu. Kızların, erkeklerin, tüm ulusun geleceğini kimler kararttı; bugünleri hazırladı.
 

Bir toplumu, topluluğu ölçmek mi istiyorsunuz, çocuklarının, kadınlarının koşullarına bakın! Başka hiçbir ölçüt gerekmez.   
 

Bir toplumda şiddet, kıyım ve türevleri kanıksanmış, giderek istenen, arzu edilen bir durum biçiminde yaşatılmışsa, o toplumda uygar, çağdaş, eşitlikçi, özgürlükçü ilişkiler beklemek düşten başka bir şey değildir. Özeleştiri yapılmak istenmediği sürece de çözüm bulunamaz.
     

Daha yürümeyi öğrenmeden silahşorluğu, keskin nişancılığı öğrenen insanların topluluğunda sağlıksız bir kültürel, toplumbilimsel yan bulunmadığını, kadının da çocuğun da iyi koşullarda yaşadığını düşünenlerin usuna şaşarım! Ne yazık ki ortalık, böylesi “usuna şaşılacak” aydınımsılardan geçilmiyor.     


(*) Yazıyı sayısal verilere boğmak istemedim; dileyen son yirmi beş-otuz yıldır kadınların, çocukların nasıl içler acısı duruma getirildiğinin sayısal bilgilerine de kolaylıkla ulaşır.  

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com