STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 29 Haziran 2016, Çarşamba 16:11:15 tarihinde eklendi. 382 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KIYIM ACISI… - Günay Güner

KIYIM ACISI…

Her kıyım ulusun her duyarlı evine ateş düşürürken birbirinden saçma, yapay, içtenlikten yoksun açıklamalar öfke doğuruyor. Bu kez de İstanbul Atatürk Havalimanında, silahla yaylım ateş açılarak, üç ayrı düzenek patlatılarak 36 kişi öldürüldü. İki yüze yakın kişi yaralandı. Yaralı demek alışkanlık… Her yanıyla büyük yıkım ve acılar içindeyiz.

Her kıyım sonrası bağlandığımız yer haber kanalları oluyor, ister istemez. Haber kanallarına göz kulak kesilmek hiçbir sorunu çözmese de gerçeği öğrenmek bir gereksinim, bir hak. Ne ki öylesine demokratik bir ülke yönetimi ki Türkiye yönetimi her durumda ilk uygulamaları “yayım yasağı” koymak oluyor. Kibirleri bu kararın saçmalığını anlamalarına da engel. Artık dil bilmeyenler bile BBC’den, USA’nın asıl CNN’sinden daha gerçek bilgilere ulaşabiliyor.

Basın ahlakı adına yüz kızartıcı durumda Türkiye. TRT’yi, Anadolu Ajansı’nı sözkonusu bile etmeli mi bilmem. O değin militanca, giderek bağnazca bilgisizlik ve düzeysizlik içindeler ki…  Diğer özel güdümlü “basın” ülkenin sözde yönetimini üzmeyecek, öfkelendirmeyecek bir yöntem, dil ve üslupla yayıncılık, gazetecilik yaptığı izlenimini vermeye çabalıyor. En olmadık senaryoları dillendiriyor. Yetmiyor öldürülen insanlarımızın acısını da özel yaşamların değin inerek, “Hamileydi, bebek bekliyordu”, “Bir yıllık evliydi” gibi tümcelerle sömürdükten hemen sonra yine yayılmacıların, Türkiye düşmanlarının söylemlerini, anlayışlarını benimsetme yayımını sürdürüyor. Kalan Halk TV, Ulusal Kanal, Kanal B, birkaç kanal ise ayrı ayrı aymazlıkları bırakmamakta kararlılar. Halk TV ne hikmetse sürekli ABD ağzıyla, PKK ağzıyla sözde çözümleme yapan “güvenlik uzmanı”na bağlanır. Ulusal Kanal’a bakarsanız, bilerek, isteyerek ülkeyi bu kötülüklere, yıkıma sürükleyen Türkiye yönetimi “artık” eleştirilmemelidir. Sorun “ulusal sorun”dur! Kanal B derseniz ne zamandır (daha doğrusu Dr. Mehmet Haberal Silivri Cezaevinden çıktıktan bu yana), “nalına, mıhıba”, “ne şiş yansın ne kebap” yayımcılığı yapıyor. Güveneceğimiz yerler bunca sorumsuz davranırlarsa, yandaşa ne demeli…

Korkarız ki cumhuriyeti yıkmak ortak paydasından hareketle daha düne değin ABD’yle, AB’yle birlikte davranan AKP yönetimi, oy dayanağının, kitlesinin, tüm demokrasi dışı uygulamalarına karşın kayıp gittiğini görmesi üzerine, zorunlu olarak son anda, gecikerek görece bazı doğru siyasalara yönelir gibi görünmesiyle birlikte, yayılmacı güçlerin Türkiye’ye karşı, “hizaya getirme” kıyımları sürebilir. (Bu belanın sorumlusu dönem ve kadroyu kimi siyasa sözcüleri nasıl kusursuz sayabiliyor, anlamak olanaksız). Ayrıca bu sorunlara neden olan yönetimin kökten dincilik amaçlarını daha görünür bir duruma getirdiğini de belirtmek gerekir. Bu bağlamda kendince batıyı kullandığı, bugün ise gereksinimi kalmadığı da söylenebilir.

Kuşkusuz böylesi karmaşık olay ve süreçlerin tek ve kolay açıklaması yoktur.

Zaman zaman “uzmanlarca” kullanılan “Kim yararlı çıktı” sorusunun yanıtı hemen her zaman açıklayıcıdır. Buna göre de Rusya ile ilişkilerde görece iyileşme çabalarına Türkiye’nin temkinli yaklaşması sağlanmıştır. (Kuşkusuz bu soruna kimler, neden yol açtı, her zaman doğru sorulardandır). Rusya ve Suriye’yle iyileşme demek, ulusal toprak bütünlüğünü sağlama isteği anlamı da taşır. PKK-YPG güçlerine TSK operasyonlarının engellenmesine neden olabilir. Yarar sağlayan kesimlerin, ayrılıkçılar, özyönetimciler, ikinci İsrailciler, böl yönetçiler olduğu görülüyor.  

Belirttiğimiz gibi, bu çözümleme her zaman katile yaklaştırır.

Ne ki her konu gelip, ekonomik, askersel gücünün olup olmamasına dayanır. Bunlar yoksa, giderek ulusal yapıya zarar verecek ne değin uygulama varsa yapmışsan, yetmemiş, TSK’yi yedi yıl tuzağa düşürmüşsen, ekonomini yayılmacıların sıcak parasına bırakmışsan, her konuştuğunda ayrışmayı körüklemişsen, gerilimi artırmışsan…yaptırılan kıyımlara da ekonomik karışmalara da direnemezsin. Düne değin direnmeyi isteyen de yoktu ya, bundan böyle direnmek istesen de başaramazsın.

Ülke yönetmek geleneğe, birikime, büyük planlara, ekonomik güce, ulus yararını düşünen kadrolara dayanır. Çocuk oyuncağı, kibirli işbirlikçi işi değildir.  

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com