STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 21 Ağustos 2016, Pazar 17:48:27 tarihinde eklendi. 390 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TERÖR, ÇOCUK OYUNCAĞI DEĞİLDİR - Mustafa Sönmez

TERÖR, ÇOCUK OYUNCAĞI DEĞİLDİR

Sevgili okuyucular, bu köşeden defalarca yinelemk zorunda kladım. Terör sözde kulağa hoş gelen birtakım söylemlerle ve gelişigüzel alınacak önlemlerle önlenemez diye. Terörü önlemek, inşaallah, maşaallah, görürler günlerini, köklerini kazıyacağız gibi hamaset sözlerle de önlenemez. Terör, ya Allah, bismillah deyip yola çıkmakla, içi boş nutuklarla da engellenemez.

Türkiye terörden kurtulması modern araç ve gereçlerle bu işin üzerine gerekli birimleriyle gitmesiyle olanaklıdır. Uluslararası ittifaklar bu işin bir boyutudur. Türkiye şimdiye kadar terör olaylarını yeterince dikkate almamış ve konunun önemi nedeniye uygun gerekli çalışmaları titizlikle yerine getirmemiştir. Terör olaylarında istihbarat çok çok önemlidir. Bu konuda Türkiye ne yazık ki zaafiyetleri olan bir ülkedir. Bu alanda tarafsız, uzmanlaşmış elemanlar yetiştirmek ve devamlılıklarını sağlamak çok önemlidir. Burunun dibindeki FETÖ’cülerin askeri kalkışmasını bile göremeyen bir devlet teşkilatı hayli hayli vatandaşın en mutlu gününde teröre saldırısına uğrayabileceğini hesap edemez.

Halbuki 10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin hazırlanan iddianamede, IŞİD’in “Antep Emiri” Yunus Durmaz’ın örgütün “Sınır Emiri” İlhami Balı’ya, kentteki düğünlere bombalı intihar saldırısı düzenleyebileceklerini söylediği bir yazışma da yer alıyor. Peki, devlet bu durumu ne kadar göz önüne almıştır? Bu nedenle terörün arkasından söz yerindeyse, “kınamalar, lanetler yayınlamak” abesle iştigal etmektir.

Teröre karşı ulus olarak bugüne kadar ne kadar dik durabildik? Onu bunu suçlamaktan, yabancı devletlere kızmaktan başka ne yapabildik? Örneğin İsveç, hiçbir zaman PKK terörünü kınamadı, üstelik üstü kapalı söylemlerle sözde Kürt halkına destek olmak adına kutsadı da diyebiliriz ki hâlâ bunu yapmaya devam ediyor. PKK terör yandaşları İsveç’te fink atıyor ve devlet destekli dernekleriyle destursüzca çalışmalarını sürdürüyor. Dışişlerine yabancı büyükelçileri çağırmak, geçici olarak büyükelçilerimizi geri çekmek hiçbir zaman çözüm değildir. ABD, dünyada kendisine yönelik tehdit olarak gördüğü ya da algıladığı teröristleri CİA uçaklarıyla topluyor ve Avrupa havaalanlarını kullanıyor ve biz FETÖ’yü ABD’den alamıyoruz. Aynı durum başka ülkelerdeki kırmızı bültenle aranan teröristler için de geçerlidir. Terörizmi düşünce özgürlüğü kavramıyla açıklamak batı ülkeleri için utanç verici bir durumdur.

Türkiye’de yüzde 8 oranında IŞİD sempatizanı olduğu dillendiriliyor. IŞİD İstanbul’un göbeğinde mitingler yapıyor, Konstantiniyye adlı bir de dergi çıkarabiliyor ve devlet bunları görmemezlikten, duymamazlıktan gelerek üç maymunları oynuyor. Bu mantıkla, akıl tutulmasıyla terör önlenemez.

Sosyolog Emre Kongar; “Tarih boyunca, bütün terör eylemlerinin temelinde önce din, sonra aynı din içindeki mezhepler, daha sonra ırk ve milliyet, en sonra da sınıf kimlikleri görülür. Sınıf kimliği çok geç sahneye çıkmış ve Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra da azgelişmiş siyasal coğrafyalar haricindeki etkisini büyük ölçüde yitirmiştir. Buna karşılık, din ve mezhep kimliği, Sovyetler’in çökmesinden sonra, Soğuk Savaş döneminde yapılan ideolojik ve siyasal yatırımların birikimi ve yeni düşmanlıklar yaratılması amacıyla, günümüzdeki terör eylemlerinin ana gerekçelerinden biri olarak gündemin başına oturmuştur” yorumunu yapıyor.

Bu bağlamda Türkiye’deki terör olaylarına baktığımız zaman hem etnik hem de din kökenli olarak karşımıza çıkıyor. 2002 yılında kurulan ve hemen akabinde iktidara gelen ve uzmanlarca hâlâ bir proje partisi olduğu ileri sürülen AKP döneminde dinsel teörün tırmanışa geçtiğinine tanık oluyoruz. 15 Temmuz FETÖ’cü kalkışma esnasında öldürülenleri için kılınan cenaze namazında imanın devletin ileri gelenleri önünde yaptığı duada söyledikleri belleklerimize kazınırken, terörün kökeni ve teröristlerin, canlı bombacı’ların nasıl üretildiğini de çok rahat anlayabiliyoruz. İmam duasında; “Her türlü şerden ve şerliden sen bizleri muhafaza eyle yarabbi. Bilhassa okumuşların şerrinden bizi muhafaza eyle yarabbi" diyebiliyor ve hiç kimseden tıs çıkmıyorsa, terörü burada, bu sessizlikte aramak gerekiyor.

Kırgizistan'da başkent Bişkek sokaklarındaki panolara hükümet tarafından yerleştirilen ilanlarda, kadınların burka ve çarşaf gibi kıyafetler giymemeleri için teşvik edilmelerinin ardından devleti eleştiren tartışmalar başlıyor ve Kırgızistan Cumhurbaşkanı AlmazbekAtambayev;  "Bu ilanları koyunca, bazı akıllılar mini etekli kadınları hedef almaya başladı. Kadınlarımız, 1950'li yıllardan beri mini etek giyiyor. Ama hiç canlı bomba olmayı düşünmediler" diyerek eğitimin önemine dikkat çekiyor. Eli kanlı teröistlere ve canlı bombaların eğitimsel durumları incelendiği zaman yüzde 90’nın düşük eğitimli olduğu görülür. Bu bir tesadüf müdür?

Türkiye’yi yönetenler soğuk savaş sonrası Atatürk’ün yolundan ve amaçlarından sapmaya başladılar. Bu işi yavaş yavaş gerçekleştirme yolunu seçtiler. İşte bugün ülkemizin başında var olan belaların, dolaşan kara bulutların nedeni budur. Türkiye süratle Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş, laik, hukuk devleti özünde demokrasiye tüm gerçekleriyle yaşama geçirmelidir. Türkiye’de din kisvesi adı altında şer yuvaları olan tarikatlar, vakıflar kapatılmalı ve çağdaş uygarlığın gerektirdiği bilimsel, akılcı eğitime dönmelidir. Bir atasözümüz; “Zararın neresinden dönülürse, kârdır” diyor. Bu ülkemiz için destur olmalı ve daha fazla bataklığı boğulmadan gereken yola girilmelidir.

Gaziantep’te yaşanan terör eylemini şiddetle kınıyor, yaralılara acil şifalar, yaşamını yitirenlere Tanrı’dan rahmet diliyorum.

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com