Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 23 Ağustos 2016, Salı 19:59:51 tarihinde eklendi. 317 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yazın Ardından – Güzel Yurdumdan Çağrışımlar - Vedat Erenoğlu

Yazın Ardından – Güzel Yurdumdan Çağrışımlar

Malumunuz Temmuz ayında İsveç’te herkes tatile gider, biraz erken gidenler, biraz geç dönenler olsa da Ağustos sonu okulların açılmasıyla birlikte yaz tatilinin bittiğini hissedersiniz. Bu yıl önceki yıllardan farklı oldu bu sene; Türkiye’de peş peşe yapılan iki seçimi takiben yaza başladık ve tam Temmuz ayının ortasındaydık ki saat 21:00 civarında başlayan bir tele darbeyi izlemeye başladık. Resmen darbe girişimi canlı olarak yayınlanıyordu. Sosyal medya üzerinden yaptığımız paylaşımlarla darbeyi kimin yaptığı, arkasında kimin olabileceği konusunda fikirlerimizi, öngörülerimizi paylaştık. 

 

Eskiden seçim sonuçları sabaha doğru kesinleşirken günümüzde saat 21:00 civarında sonuçlar belli olmaya ve 23:00 – 00:00 gibi balkon konuşmaları yapılmaya başlandı. Bu trend darbeyi de mi etkiledi bilmiyorum ama her zaman 02:00 gibi başlayan darbe, 21:00 gibi başlamıştı. Ortalık bilgi kirliliğiyle doluydu. TRT’de okunan bildiri ile sanki Atatürkçü Subaylar tarafından darbe yapılıyormuş gibi bir algı yaratılsa da bulutlar dağılmaya başladığında CIA destekli bir FETÖ darbe girişimi olduğu anlaşılmaya başlandı.

Önceden tezgahlanan tiyatro ile bu darbemsi şeyin, tankların önüne atılan siviller tarafından önlendiği yönünde şehir efsaneleri medya tarafından yaratılsa da aslında darbenin başarısız olmasının en önemli sebebi orduda az miktarda kalan Atatürkçü subayların darbeye katılmaması ve daha da önemlisi darbecilerle silahlı çatışmalara girmeleriydi, elbette ki Türk Polisi de darbeye karşı etkili bir mücadele verdi. Darbeyle mücadele ederken polisimiz, askerimiz şehit oldu. Ama fazla hamasete kapılmayalım hemen, darbeyi şahıs olarak kim planladı henüz tam olarak bilmiyoruz ama darbe sanki başarısızlık üzerine kurgulanmıştı. Stratejik hedeflere yönelmek yerine, darbe açısından hiçbir değeri olmayan Boğaz Köprüsü’nün trafiğe kapatılması, meclisin bombalanması, Atatürk Havalimanı’nın hava trafiğine kapatılması gibi darbeyi başarıya ulaştırmakla uzaktan ilgisi olmayan hedeflere yönelinmesi ama seçilen bu hedeflerin halkın üzerinde infial etkisi yaratacak hedefler olması dikkatlerden kaçmadı. Sanki birileri gerçekten darbe yapmak yerine halkı galeyana getirmek ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hem itibarını sarsmak hem de onu zayıflatmak istiyordu.

 

Darbemsi şey daha sabah olmadan başarısız olmuş, demokrasi nutukları atılmaya başlamıştı. Muhalefetin demokrasiye sahip çıkma adına yapmış olduğu yanlışlar sonucu hükümet, istediği konjonktürü yakaladı ve OHAL ilanının akabinde anayasaya aykırı ve OHAL’in kapsamı dışında yapılan hukuksuz düzenlemelerle FETÖ üyelerine yönelik cadı avı tarzı soruşturma, kovuşturma, gözaltı ve açığa almalar ile birlikte Türkiye’de çok büyük hasarlara neden olacak yapısal değişiklikler yapma yoluna gidildi. Hukuksuzlukları ve hukuki hataları kısaca sıralayacak olursak;

 

1.      Çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin kapsamı OHAL’in ilanını gerektiren konularda ivedilikle tedbir alınması gereken hususlar ile sınırlı kalması gerekirdi, buna uyulmadı.

 

2.      OHAL döneminde çıkarılan kararnameler OHAL süresi ile sınırlıdır, yasalaşmaz ise OHAL’in bitmesi ile birlikte hukuki boşluk oluşur.

 

 

3. Bu dönemde çıkarılan kararnameler Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışında olsa da kapsamın aşılması durumunda anayasal denetime tabi olurlar. Durum da aynen budur.

 

Darbeyi yapanlar yerine, Askeri Liseler ve Harp Akademileri’nin hedef alınarak kapatılması, ordudaki teamülleri bozacak, emir komuta zincirini zayıflatacak kuvvetlerin (Kara, Deniz ve Hava) koordinasyonunu güçleştirecek alelacele alınmış karlar neticesinde yapılan düzenlemeler geri dönüşümü mümkün olmayan zararlar verecektir TSK’ne. Zaman içinde hep birlikte neticelerini göreceğiz.

Diğer yandan bu düzenlemelerin OHAL kapsamında kararname ile yapılması hukuki değildir. OHAL kapsamında kararname ile gözaltı sürelerini uzatabilirsiniz, toplantı, gösteri ve yürüyüş ile ilgili sınırlamalar ve yasaklar getirebilirsiniz, terörle ilişkisi olanların mal varlıklarına dondurulması yönünde bir takım düzenlemeler yapabilirsiniz ama TSK’de yapısal değişiklikleri kararname ile yapamazsınız. Bunu yasa ile yapmanız gerekir. Kararname ile yapacağınız düzenlemelerin kalıcı olması esas değil, OHAL süresince alınacak geçici tedbirler olması esastır. OHAL süresince Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna geçici olarak kararname ile soruşturmaları kolaylaştırmak, faillerin kaçmasını önlemek, mal varlıkları üzerine tedbir konularak finansman kaynaklarını kesilmesini sağlamak gibi amaçlara yönelik ve OHAL süresini kapsayacak şekilde geçici tedbirler alma yetkisi verilmektedir Anayasa tarafından. Yoksa yasayla yapılması gereken hususların kararname ile yapılması yetkisini değil.

 

Liyakatten uzaklaşmanın getirdiği felaketler anlaşılmışken devletin içinden temizlenen bir tarikatın başka bir veya birkaç tarikatla ikame edilmesi ders alınmadığını göstermektedir.

Geçici olarak Atatürk ve onun bize kazandırdığı değerlere sahip çıkılıyormuş gibi yapılsa da gerçek ajandanın Cumhuriyet’in temellerini dinamitleyip Arap şeyhliğine benzer bir yapıya dönüştürme çabaları aleniyet kazanmıştır. Rejim değişikliği söylemleri üst seviyelerde dillendirilmeye başlamıştır.

 

Daha önceki bir makalemde değinmiştim Hristiyan alemi, dinde yapılan reform ile devlet idaresini dinin egemenliğinden çıkararak seküler bir yapı içinde dini bir vicdani kuruma dönüştürerek Tanrı ile birey arasındaki bir ilişki olarak algılanması sağladıktan sonra gelişimi sağlamış ve gelişimi sürdürülebilir kılmışlardır.

 

İslam aleminde bir reform ihtiyacı da muhakkaktır. İslam aleminde de din Allah ile kul arasındaki bir ilişki olarak algılanmaya başlanmalı ve laik sistem içinde din vicdani bir kurum olarak yerini almalıdır. Aksi takdirde bilimin ışığında toplumun gelişmesi ve gelişmenin sürdürülebilir kılınması mümkün gözükmemektedir.

 

Fetvaya dayalı bir rejim her zaman suiistimallere açık olacaktır ve tüm keyfi uygulamalar din maskesi altında yapılıp AKlanmaya çalışılacaktır. Din, Tanrı buyruklarının insana tebliğini içerdiği için düşünmeyi değil inanmayı, soruşturmayı ve araştırmayı değil ön kabulü gerektirir. Din, bireysel vicdani bir kurum olarak insanlara güzel ahlakı ve iç huzuru getirecekken, dinin devlet hayatına sokulması ve kolektif olarak yaşanmaya çalışılması durumu beraberinde suiistimali, statükoculuğu, gelişime ayak sürümeyi getirecektir. Doğası gereği din sorgulanamadığı ve şüpheyle karşılanamadığı için din adına hareket ettiğini iddia edenlerin de sorgulanamaması ve makul şüpheyle yaklaşılamaması durumu ortaya çıkar ki bu da keyfi idareyi ve her türlü gelişime karşı durmayı beraberinde getirir.

 

Bilimin gelişmesi için, sorgulayan ve elde ettiği bilgiye her zaman makul şüphe ile yaklaşan insanlara ihtiyaç vardır. Din statik olduğu için gelişmeye değil yayılmaya ihtiyaç duyar ve dinin yayılması için sorgulamayan, şüphe etmeden koşulsuz inanan, yani iman eden insanlara ihtiyaç vardır. Din bireysel alanda güzel ahlakı ve bireye iç huzuru getirirken, devlet alanında girdiğinde tam bir kaosa neden olur. Bireysel alanda iman eden insanların devlet ve günlük hayatta Allah’ın kendilerine bahşettiği aklı kullanarak, bilimin ışığında gelişmeleri ve gelişimi sürdürülebilir kılmaları dinle çelişmediği gibi, Allah’ın insana akıl bahşetmesinin doğurduğu temel sonuçtur ve tekamül, yaratılışın temel amacıdır. Din bireysel alanda kaldığı ve devlet ve toplum hayatında bilim, insanlığı tekamülü için yol gösterici olduğu durumlarda din ile bilim çelişmez aksine karşılıklı olarak olumlu etkileşimler olur. İşte bu ideal durumu ortaya çıkaran yapıya da seküler yapı ya da laik yapı denir.

 

T.C. Devleti’nin laiklikten uzaklaşması demek, Cumhuriyet’in bütün kazanımlarının kaybedilmesi ve ortaçağ karanlığına geri dönülmesi demektir. Güzel yurduma bunu layık görmeye kimsenin hakkı yoktur.

 

Sevgiyle kalın

23 Ağustos 2016, Stockholm

 

Makaleyi uzatmamak için teknik detaylara fazla girmedim ama meraka eden okurlar için bu konuyu irdelemiş olan bir web sitesinin irdelemesinden bizi ilgilendiren bölümünü kaynak belirterek alıntı yapacağım, dileyen okuyucular daha derinlemesine internette araştırma yapabilirler oldukça fazla kaynak var bu konuda.

 

Kaynak: http://www.anayasa.gen.tr/oyu.htm

 

“B. OLAĞANÜSTÜ HAL İLÂNININ SONUÇLARI  

 

Olağanüstü halin ilân edilmesiyle olağanüstü hal rejimi yürürlüğe girer. Şimdi bu rejimin konusunu, yani bu rejimin uygulanmasıyla ortaya çıkan hukukî sonuçları görelim. Olağanüstü hal ilân edilmesinin, yani olağanüstü hal rejiminin başlıca üç sonucu vardır: (1) Vatandaşlar için para, mal ve çalışma yükümlülükleri getirilebilir. (2) Temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir. (3) Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi çıkarılabilir. Şimdi bunları görelim.

 

1. Vatandaşlar İçin Para, Mal ve Çalışma Yükümlülükleri 

Getirilebilir

 

Anayasanın 121’inci  maddesinin ikinci fıkrasına göre, 119’uncu madde uyarınca ilân edilen olağanüstü hallerde, yani tabiî afet, salgın hastalık veya ağır ekonomik bunalım sebebiyle ilân edilen olağanüstü halde, vatandaşlar için para, mal ve çalışma yükümlülükleri getirilebilir. Tabiî afet ve tehlikeli salgın hastalık sebebiyle ilân edilen olağanüstü hallerde vatandaşlara ne gibi para, mal ve çalışma yükümlülükleri getirileceği, 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 5 ilâ 9’uncu maddelerinde düzenlenmiştir. Örneğin 6’ncı maddeye göre, kamu kaynaklarıyla karşılanamayan harcamalar için bölgedeki kredi kuruluşlarının olanaklarından yararlanılabilir. 7’nci maddeye göre ise, tabiî afet ve tehlikeli salgın hastalıklar sebebiyle olağanüstü hal ilân edilen bölge içindeki tüzel ve gerçek kişiler kendilerinden istenecek arazi, arsa, bina, tesis, araç, gereç, yiyecek, ilaç ve tıbbi malzeme ile giyecek ve diğer maddeleri vermek zorundadırlar. Nihayet, 8’inci maddeye göre tabiî afet ve tehlikeli salgın hastalıklar sebebiyle olağanüstü hal ilân edilen bölgelerde bulunan 18-60 yaşları arasındaki bütün vatandaşlar, olağanüstü hal sebebiyle kendilerine verilecek işleri yapmakla yükümlüdürler. Kanunun 16’ncı maddesine göre, teslim alınan mallara ve yaptırılan çalışmalara karşılık ilgililere birer belge verilir. Mal ve çalışma yükümlülerinin bu belgelerle ilgili makamlara başvurmaları üzerine alınan malların veya yaptırılan çalışmaların bedeli, kirası, ücreti veya tazminatı mahallî rayice veya satış fiyatına göre olağanüstü hal kurulu veya bürolarınca tespit ve takdir olunarak, usûlü dairesinde ödenir[19].

 

Ağır ekonomik bunalım sebebiyle veya şiddet olaylarının yaygınlaşması sebebiyle ilân edilecek olağanüstü hallerde, vatandaşlara para, mal ve çalışma yükümlülüğü getirilemez. Ağır ekonomik bunalım sebebiyle ilân edilen olağanüstü hallerde alınacak tedbirler 2935 sayalı Olağanüstü Hal Kanununun 10’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, mal, sermaye ve hizmet piyasalarını yönlendirici, vergi, para, kredi, kira, ücret ve fiyat politikalarını belirleyici ve çalışmaya ilişkin her türlü tedbir ve yükümlülüklerin tespiti, tanzimi ve takibi konularında Bakanlar Kurulunca kanun hükmünde kararname çıkarılabilir.

 

2. Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılması Kısmen veya Tamamen Durdurulabilir

 

Anayasanın 121’inci maddesi, gerek tabiî afet, salgın hastalık veya ağır ekonomik bunalım sebebiyle, gerekse şiddet olaylarının yaygınlaşması sebebiyle ilân edilecek olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlanabileceğini ve durdurulabileceğini öngörmektedir. 121’inci madde bu sınırlamanın veya durdurmanın Anayasanın 15’inci maddesindeki ilkeler doğrultusunda yapılacağını belirtmektedir. Yukarıda temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sistemini incelediğimiz bölümde gördüğümüz gibi[20], Anayasanın 15’inci maddesine göre, olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Ancak, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile, ölüm cezalarının infazı dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

 

Burada şunun altını bir kez daha çizelim ki, olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında uyulması gereken madde, Anayasanın 13’üncü maddesi değil, 15’inci maddesidir. Buna göre, 13’üncü maddede getirilen güvenceler olağanüstü hallerde geçerli değildir. Örneğin, olağanüstü hallerde sınırlamanın kanunla yapılması şart değildir. Kanun hükmünde kararname ile de sınırlandırma yapılabilir. Keza olağanüstü hallerde sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olması, Anayasada belirtilen genel sebeplere uygun olması şartı aranmaz. Nihayet, olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında, demokratik toplum düzeninin gereklerine de uyulması şart değildir.

 

Anayasanın 121’inci  maddesinin ikinci fıkrasına göre, olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağının Olağanüstü Hal Kanununda düzenlenmesi gerekir. Olağanüstü hal süresince temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya durdurulacağı 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununda düzenlenmiştir. Örneğin olağanüstü hal idaresi, tabiî afet veya salgın hastalık nedeniyle ilân edilen olağanüstü hallerde, olağanüstü hal bölgesinin belirli yerlerinde yerleşimi yasaklamak, belirli yerleşim yerlerine girişi ve buralardan çıkışı sınırlamak, belli yerleşim yerlerini boşaltmak veya başka yerlere nakletmek yetkisine sahiptir (m.9-a). Yani bu tür olağanüstü hallerde, idare, yerleşim ve seyahat özgürlüğünü sınırlandırabilir veya durdurabilir. Yine örneğin, ağır ekonomik bunalım sebebiyle ilân edilen olağanüstü hallerde, olağanüstü hal yönetimi, para, kredi, kira, fiyat ve çalışmaya ilişkin her türlü tedbir alabilir (m.10). Yani, olağanüstü hal idaresi özel girişim özgürlüğünü ve bu arada sözleşme özgürlüğünü sınırlandırabilir. Keza, şiddet olaylarının yaygınlaşması nedeniyle ilân edilen olağanüstü hallerde, olağanüstü hal yönetimi, kişilerin sokağa çıkmalarını, belirli yerlerde toplanmalarını yasaklayabilir; kişilerin üstünü, araçlarını ve eşyalarını arayabilir; gazete, dergi, broşür, kitap el ve duvar ilânı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını yasaklayabilir; vs. (m.11). Bu yetkiler, kişi hürriyetini, özel hayatın gizliliğini ve basın hürriyetini sınırlandırır veya durdurur niteliktedir.

 

Biz olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sistemini yukarıda gördüğümüz için burada bu konunu ayrıntılarına girmiyoruz. Bu konuda oraya bakılmalıdır[21].

 

3. Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi Çıkarılabilir

 

Anayasanın 121’inci  maddesinin son fıkrasına göre, olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Biz olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerini yukarıda Kanun hükmünde kararnameleri incelediğimiz bölümde gördüğümüz için burada aynı konuya tekrar girmiyoruz. Bu konuda oraya bakılmalıdır[22]. Ancak şunu hatırlatalım ki, olağanüstü hallerde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi oldukça genişlemektedir. Bir kere, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bir yetki kanunuyla yetkilendirilmesine ihtiyacı yoktur. Diğer yandan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri, olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak konu sınırlandırmasına tâbi değildir. Temel hak ve hürriyetler de olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri ile düzenlenebilirler. Nihayet olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin yargısal denetimi de mümkün değildir.

 

C. OLAĞANÜSTÜ HALİN UYGULANMASI [23]

 

Olağanüstü halin uygulanması 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 12 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 14’üncü maddesine göre, olağanüstü halin uygulanmasında görev ve yetki olağanüstü hal bir ili kapsıyorsa il valisine; bir bölge valiliğine bağlı birden çok ilde ilân edilmesi halinde bölge valisine; birden fazla bölge valisinin görev alanına giren illerde veya bütün yurtta ilân edilmesi halinde koordinasyon ve işbirliği Başbakanlıkça sağlanmak suretiyle bölge valilerine aittir. Ancak henüz bölge valiliği teşkilatı kurulamadığından bölge valilerine ait bu yetki ve görevler uygulamada il valilerince yerine getirilir (2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu, Geçici Madde 1).

 

D. OLAĞANÜSTÜ HALİN SONA ERMESİ

 

Olağanüstü hal, olağanüstü hal ilân kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmaması ile sona erer. Diğer yandan, olağanüstü hal, olağanüstü hal süresinin bitimiyle de kendiliğinden sona erer. Keza, olağanüstü hal süresi daha dolmamış olmakla birlikte, olağanüstü halin ilânının gerektiren sebepler ortadan kalkmışsa, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine olağanüstü halin kaldırılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisi karar verebilir (İçtüzük, m.126/4).”

Yazdır Paylaş
Diğer Vedat Erenoğlu Yazıları
isvecpostasi.com