STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 01 Eylül 2016, Perşembe 17:20:03 tarihinde eklendi. 917 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

30 AĞUSTOS’UN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - Mustafa Sönmez

30 AĞUSTOS’UN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

30 Ağustos Türk Savaş Tarihi’nde çok farklı anlamlar ifade etmektedir. 30 Ağustos hazırlanan planlar ve uygulamaları açısından tarihin en büyük meydan savaşlarından bir tanesidir. Yıkılıştan kurtuluşa ve kuruluşa giden uzun ince yolun son dönüm noktasıdır. Emperyalizmin boyunduruğunun başlarına geçirildiği ve teslimiyet hesaplarının altüst edildiği Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehasının bir örneğidir.

Mustafa Kemal Atatürk, ordusu ve halkıyla emperyalizme geçit vermemiştir. Türkün onur ve gururunu emperyalist çizmeler  altında çiğnetmemiştir. Atatürk, sahte vatan, millet nutukları atarak Türk insanını emperyalizme köle yapmamış, emperyalistlerin tüm tehditleri, gözdağı safsataları karşısında dimdik durmuştur. 26 Büyük Taarruz başlamadan önce düşman uçakları tarafından ”Mustafa Kemal’in öldürüldüğünü” bildiren yazılı kağıtlar atılmıştır. Amaç Türk ordusunun maneviyatını bozmaktır.

7 Ağustos 1922’de Padişah Vahdettin İngiltere Savunma Bakanlığı’na şu telgrafı çekmiştir:

”Ben, Padişah ve halifeyim. Padişah olarak Osmanlı ordusu başkomutanıyım. Bir bunalım çıkarsa müttefik işgal kuvvetleri komutanı ile beraber  olmam doğaldır ve böyle bir kriz anında genel karargahımın nerede olacağını bildirmesini General Harington’dan rica ederim.”

Mustafa Kemal Atatürk 10 Eylül günü İzmir’de kalmakta olduğu binanın balkonundan yanmakta olan bölgeleri eliyle göstererek yanında bulunan genç subaylara ve erlere şöyle seslenir:

”Çocuklar, bu manzaraya iyice bakın. Bu alevler bir devrin sona erip yeni bir devrin başladığını gösteren bir yangındır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyıllardaki bütün günahları, şu ateşle yanıp temizlenirken, yeni bir Türk devletinin kuruluşu ve Türk milletinin yükselişini de dünyaya ilan ediyor.”

İşte iki kişi arasındaki fark; biri padişah ve halife, diğeri ise bir kurtuluş kahramanı. Acaba, hangisi vatan sevdalısı, Türklüğün ölmez gururu?..

Mustafa Kemal Atatürk savaş meydanlarından farklı bir alan olan siyasete geçmiş, Osmanlı küllerinden yepyeni bir devlet yaratmış ve adını Türkiye Cumhuriyeti koymuştur. 30 Ağustos çağdaş, laik bir sosyal hukuk devletinin ilk habercisi, müjdesidir.

İşte bugün bunu hazmedemiyenlerin ulusal bayramlarımızı ortadan kaldırma, geçmişi genç kuşaklara unutturma çabaları Padişah Vahdettin’in İngilizlere olan köleliğine benziyor. Kaçaksaray’daki camide düzenlenen zikir ayini düpedüz ”Cumhuriyet’e ve onun değerlerine” meydan okumaktır. İslam diniyle hiç ilgisi olmayan tarikatlara ülkeyi teslim etme projeleridir. Kaçaksaray’da oturandan ”Başkomutan”değil, olsa olsa, tarikat şeyhi olur.

Bu yıl ülkemizde ve yurtdışı elçiliklerimizde kutlanıp kutlanmayacağı bir muammaya dönen 30 Ağustos Zafer Bayramı için son anda Stockholm Büyükelçiliği Askeri Ateşesi Hasan Erkan Bey’den e-post yoluyla bir davet aldım. Sivil toplum örgütlerimizden duyarlı olanlar da bugünü Sergel Meydanı’nda kutlayacaklardı. Ben önce elçiliğimize ve oradan ikinci kutlamaya katılmayı planladım.

Büyükelçiliğimizdeki kutlamaya gittiğim zaman salonun boş olduğunu gördüm. Zaman biraz erken, konuklar gelirler diye etrafımı kolaçan etmeye başladım. Fakat gelenler hep elçiliğimizde çalışan diplomatlar ve memurlardı. Aynı zamanda tek tük Türk konuklar da boy gösteriyordu. Zaman ilerledikçe ne gelen bir tek yabancı askeri ateşe ne de yabancı misyon şefleri vardı. Salonda sadece meşrubat ikram ediliyordu.

Stockholm Büyükelçiliğimizde 30 Ağustos Zafer Bayramı birkaç yıldır Askeri Ateşemizin atanmasıyla kutlanmaya başlamıştı. Kutlamalara İsveç Genelkurmay Başkanları da katılıyordu. Böyle bir günde yabancı konukları ağırlamak herhalde sıradan bir durum değildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin hassasiyetini gözler önüne seriyordu. Ben, kendi kendime bunları düşünürken bir yandan da gözlerim hâlâ yabancı konukları bekliyordu. Salonda Büyükelçimizin günün anlamına ilişkin bir konuşma yapacağı duyurulunca, bu iş buraya kadarmış dedim. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.

Bu hayal kırıklığımı sevgili Tandoğan Uysal’ın Sonsöz gazetesindeki köşesine yazdığı yazıdan bir alıntıyla dile getirmek istiyorum:

” İçeriye girdiğimde bir anda şok oldum. Salonda sadece Stockholm Büyükelçiliği’nde görevli diplomatlardan oluşan bir grup vardı. İsveç’te yaşayan Türkler, ya da yabancı misyon yoktu.

Türkiye’nin bir yerde ulusal bayramı çok sakin, sessiz, coşku ve ahenkten uzak kutlanıyordu. Birlik ve beraberliğin inşa edildiği, bu birlikteliklerin ’’Taçlandırıldığı’’ bugünlerde maalesef 30 Ağustos Zafer Bayramı, Stockholm’de umduğum gibi kutlanamadı. Keşke kutlansaydı. Sanırım, bunu İsveç’teki tüm Türklerde gönülden isterdi.”

Elçiliğimizdeki hayal kırıklığından sonra Sergel Meydanı’na gelince, insanlarımızın kendilerince ellerindeki şanlı bayrağımızla buruk da olsa coşkuyla 30 Ağustos’u kutladıklarını gördüm. Bu da benim tesellim oldu.

Umudumuzu yitirmeyelim, karamsar olmaya zamanımız yok. Tevfik Fikret’in dediği gibi ” Evet, sabah olacaktır, sabah olur, geceler, Tulû-i haşre kadar sürmez.”

Yine sevgili Tandoğan Uysal’ın iyi dilekleriye yazımı noktalamak istiyorum” İnşallah seneye diyelim. Dilemekten başka ne yapabiliriz ki? Ne yazsak, ciddiye de alan yok…”

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com