STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 04 Kasım 2016, Cuma 00:15:14 tarihinde eklendi. 745 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BEDEL ÖDETMEK - Mustafa Sönmez

BEDEL ÖDETMEK

Ülkemizde hiç arzu etmediğimiz son on yıldır peş peşe yaşanan olaylar bizleri buruk, tedirgin bir düşünce dünyasına sevk ederken, ülkemize yönelik endişelerimiz her geçen gün artıyor. Birileri yalnız ve cennet ülkeme bedel ödetmeye çalışıyor. Bu bedel ödetmeye bilinçli ve bilinçsiz insanlarımız tüm güçleriyle destek vermeye, destek olmaya çaba gösteriyorlar.

Bu bedel ödetmenin altında yatan çıplak bilinç yoksunluğu insanlarımızın yalancı hayal dünyalarına ve gerçeklerden uzak varoluşlarına zemin hazırlıyor. Osmanlı İmparatorluğu neden yıkıldı? Bu konuda bilim insanlarının, düşünürlerin açıklamalaraına, gerçekleri ortaya koyan çalışmalarına hem gözlerini hem de kulaklarını kapatarak gerçeklerin beyinlerine ulaşmasına olanak tanımıyorlar. Birileri hem ölürüz hem de öldürüz naralarıyla Osmanlıcılık oynayarak kendi pisliklerine yine kendileri çanak tutuyorlar.

Bundan 93 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün geçmişten gelen birikimlerin üzerine Türk halkı için en ideal yönetim biçimi olarak kurup geliştirmeye çalıştığı, “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözüyle ve “Ben cumhuriyeti vicdanımda milli bir sır gibi sakladım” dediği parlamenter sistemin vazgeçilmez yönetim biçimi olarak halkımıza çok zorlu bir mücadelenin sonunda armağan etti. Bugün olduğu gibi o günde Cumhuriyet’in en keskin karşıtları gericiler (bağnaz ve yobaz) ve Osmanlı ekmeğinin kursağında durduğunu ileri süren paşa çocuklarıydı. Bu bağlamda Atatürk, hem yobazlarla hem de en yakın silah arkadaşlarıyla mücadele etti.

Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet’in özüne uygun olarak egemenliği tek adamlık mertebesinden alarak yüzyılların süzgecinde köle olmaktan bir adım ileriye gidememiş olan halkına verdi. Halkı kölelik (tebea) statüsünden çıkarak yurttaş ve birey yaptı. Egemenliği siyasal bir erke dönüştürdü. Halkının ellerine verdi. En yüce gücün kendi güçleri olduğunu onlara anlatmaya çalıştı. Köylüyü yani üreten elleri milletin efendisi yaptı.

Ekonomide devletin kalkınması için planlamaya büyük önem verdi. Öncelikli işleri sıralayarak köylünün kalkınması için pamuk, şeker, tahıl işleyen fabrikaları yörelere göre teker teker yaşama geçirdi.

Eğitimde bilimi önceleyen bir yol izleyerek genç kuşakların çağdaş kafalarla yetişmesini çok önemsedi. Halkın giyim kuşamından sosyal yaşam içerisinde yer almasına kadar herşeyi çağdaşlık yönünde özendirdi. Dinsel alanı devlet egemenliğinde çıkararak insanların vicdanlarına emanet etti. Laikliğin anayasamızda yerini almasını sağlayarak Cumhuriyeti ve demokrasiyi güçlendirdi. Yurttaşlar arasında eşit koşullar yarattı. Kadınlar haklarına önem vererek erkekle eşit koşullara ulaşamasına çalıştı.

Atatürk’ün 1923’ten ölümüne kadar bıkmadan usanmadan ülkenin her türlü yönden gelişmesi ve kalkınması için uğraştı. Devrimlerin amacı toplumu refah yönünden en üst düzeye çıkararak refah toplumu yapmaktı. “Yurt barış, dünyada barış” görüşünü işleyerek savaşsız bir dünya için çalışılmasını savunuyordu.

Mustafa Kemal Atatürk döneminde yapılan ve yapılmak istenilenlere ve sonrasına eleştirel bir gözle baktığımız zaman bugün ülkemizde yaşananları daha kolay anlayabiliriz. Cumhuriyet’in ilk yıllarından Atatürk’ün ölümüne kadar olan süreç içerisinde yer altına yönelen gericiler 1945 çok partili yaşama geçildikten sonra yavaş yavaş yeryüzüne çıktığını görüyoruz. Başbakan Adnan Menderes’in oy avcılığı nedeniyle Cumhuriyet’in değerlerinden ödünler vermeye başlaması ve sonrası sağcı iktidarların aynı yolu izlemeleri gericileri cesaretlendirdi. 1980 askeri darbesi bunun tuzu biberi oldu.

Başta Amerika olmak üzere emperyalizmin ılımlı İslam politika arzuları Türkiye’de din bazlı parti ve örgütlerin güçlendirilmesine yönelik işletildi. Amerika bunda da başarılı oldu. Refah Partisi’nin kapatılması Amerika tarafından İstanbul Belediye Başkanlığı döneminden beri yıldızı parlatılan şimdiki cumhurbaşkanı 2002 Kasım aynında iktidara getirildi. Cumhuriyet ve demokrasinin değerleri hızla zayıflatılarak yara aldı. Ülke hem içte hem de dışta kaosa sürüklendi. Komşularımızla kavgalı konuma düştük.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2023 yani Cumhuriyetimizin 100’ncü yıldönümünde bambaşka bir Türkiye imalı düşüncesiyle ne yapmak istediğini “Başkanlık” sistemini dayatmaya çalışmasıyla göstermiş oldu. Eğitim sisteminin çağın gerisine sürükleyerek, Araplaştırması amacını açıkça ortaya koyan çalışmalardır.

Kısaca, Cumhurbaşkanı ve istediği gibi yönettiği iktidar partisi AKP geçmişin hesabını almak, Cumuriyet’e son vermek arzusundadır. Böylece padişahlığı, hilafeti ortadan kaldıran, kadına eşit haklar veren, Türk halkını birey düzeyine yükselten “Cumhuriyet”ten dolaysıyla Atatürk’ten öç almak ve bedel ödetmektir.

Halbuki, Cumhuriyet’in özünde biçimlenen Atatürkçülük ideolojisi;

“Tam bağımsızlık” demektir.

“Ulusal onur” demektir.

“Devrimcilik” demektir.

Cumhuriyet’e ve Atatürkçülüğe bedel ödetmeye kalkışanların bunun hesabını birgün halka verecekleri hiç unutulmamalıdır...
 

Yazdır Paylaş
Kaan Kantarci - 2016-11-03 23:11:25
Bu güzel yazıya ve dileğinize katılıyorum. Ama, şu da bir gerçek ki örgütlü ve savaşçı bir dinamik cephe olmadan yargı, yürütme ve yasamayı ele geçirmiş bu karşı devrimci işgal yok edilemez.. Çürüme devletin ve toplumun değişik kesimlerinin hemen hemen tüm organlarına girmiş! Geriye tedaviyle, reformlarla ve benzerleriyle kurtarılacak bir parça da kalmamış. Dar Ül Harp gördükleri laik T.C. ne saldıran bu dinci militanlar, bundan 30, 40 yıl önce önlerinde diz çöktükleri hocalarının kalıba soktukları minik masum yavrulardı. Şimdi bu militanlar tüm kurum ve kuruluşlardalar, yurt dışındalar ve bulundukları her yerde her şeyi aç bir tırtıl gibi kemirerek yok ediyorlar. Bu tırtıl sürüsünü yok etmek için kontrollü bir yangına gereksinim olduğunu söyleyecek delikanlı düşünce ve politik liderler henüz Türkiye de gözükmüyor. Türkiye ne yazık ki, tecavüzcüsünün vicdanına ya da insafına bırakılmış durumda öksüz bır yetime benziyor..
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com