STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 17 Kasım 2016, Perşembe 15:26:19 tarihinde eklendi. 502 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Çağımızın Büyük Devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk - Günay Güner

Çağımızın Büyük Devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk

İnsanlık tarihi, sınıf savaşımları tarihidir. İmparatorluklar köle emeğini, köleleri egemenlikleri altında tutmaya çalışırlarken, süreç içinde, derebeylik düzenlerinin çözülüp değişim geçirmesiyle durum işçilerin, işçi emeğinin egemenlik altında tutulmasına dönüştü.


Bir yandan da teknolojik gelişmeler, ucuz ve yığın emek üretimi artırdı. Üretimin satılacağı yeni pazarlar bulunmalı, yeni topraklar, üretimin sürdürülebilmesi için enerji bölgeleri ordularla ve her yöntemle egemenlik altına alınmalıydı. Belirtilen yayılma, halkları, ülkeleri tutsaklaştırma eylemi, önce sömürgecilik, ardından da yayılmacılık (emperyalizm) olarak bilinir. Özünde sınıf savaşımıyla kesin örtüşen sömürgecilik ve yayılmacılık aynı zamanda eytişimsel (diyalektik) olarak yurt-toprak savunmasını, yurtseverliği, ulusçuluğu yaratmıştır, zorunlu ve gerekli kılmıştır. Bugüne değin yayılmacılıkla savaşımın ulusçu bilinçten başka bir yolu, yöntemi bulunamadı. Herhalde bu yaşamsal savaşım gönüllü yurtsuzluk, haymatlosluk anlayışıyla verilemez. Çok açık…


(Bu bağlamda kimi Marksçı-sol geçinen kesimler üyelerinin düşsel evrenselcilik üzerinden, gördükleri her ulusçu yaklaşımı faşistlik, ırkçılık saymaları aymazlıktır, bilimsel ve gerçekçi değildir, dayanaktan yoksundur. Bu yaklaşımlarının sonuçları kendileriyle sınırlı kalsaydı pek büyük sorun değildi; ancak sonuçları yeryüzü ölçeğinde sol-toplumcu, yayılmacı karşıtı özgürlük savaşımlarını olumsuz etkiliyor, aşındırıyor.)


Mustafa Kemal Atatürk, insanlığın tutsaklıktan kurtulması bağlamında ahlaksal yanı da bulunan büyük özgürlük savaşımının yeryüzündeki ilk ve tek önderidir. O, çağımızın büyük, biz Türkler içinse en büyük devrimcisidir. Loyd George gibi düşmanları, Lenin, Tito, Castro gibi devrimciler bu gerçeği teslim ederler. Loyd George ne diyor, “Yeryüzünde çok ender dâhi çıkar. Dâhi bu kez Türklere rastladı; bizim yapacak bir şeyimiz yoktu” diyor. Lenin, “Mustafa Kemal, yayılmacılara karşı savaşıyor, ona destek olmalıyız”; Tito, “Balkanlar’ı pamuk ipliğinde yaşatıyorum, ayakta tutuyorum. Balkanlar’ı gelecekte kurtaracak olan Kemalistlerdir” diyor.


Fidel Castro’nun düşüncesi de çok ufuk açıcıdır: “Türk gençleri Atatürk varken kendilerine neden başka devrimci önderler arıyor, benimsiyorlar? Mustafa Kemal Atatürk büyük bir devrimcidir. Yazı Devrimini de başarmış Atatürk’ün yaptıklarını ben yapamazdım.” Adları anılan büyük devrimcilerin sözleri, düşünceleri yaklaşık böyle. Ne ki birtakım çokbilmiş sözde solcular (dinci ve buduncu gericiliğin saldırılarını bir yana bırakıyorum), Lenin’den, Castro’dan daha devrimci olsalar gerek, Atatürk adı, Atatürkçülük ülküsü anıldığında budak büker, sade suya tirit tümceler kurarlar. Osmanlıda, dinci yapılanmalarda, giderek Kürt derebeylerinde bir bir güzellik, erdem, iyilik, mavi boncuk bulurlar. Ne yapar eder, bunu başardıklarını sanırlar. Böyle yaparlar ya kesinlikle, onların solculuğundan, devrimciliğinden, ilericiliğinden kuşkuya düşmek kimin haddine! Onlar varken kime düşer bu sanlar, payeler… Hele içlerinden kimileri “eski tüfek” rütbesini de almışsa, tüket tüket tükenmez. Geçmişte yaşanan acılara sözümüz yok ama yaşamın bugünü de geleceği de önemli ve tutarlı olmak zorunda değil mi?


Konumuza dönersek; ulusların tarih içinde önderleri oluşur. Önemlidirler, yadsınmazlar. Bir diğer deyişle kurucu babalardır. Ulusların kendileri için değerli ve o uluslarca kolay kolay tartışılmaz/tartıştırılmaz olan “kurucu babalar”ın öyle tümü de tepeden tırnağa erdem dolu olduklarını mı sanırsınız? Öyle bir gerçek yok. Örneğin ABD için düşündüğümüzde ellerinde Kızılderili, siyah insanların kanı vardır. İnsanlığa kapılar açtığında kuşku bulunmayan Fransız Devriminin, Bolşevik Devriminin önderleri oluk oluk kan akıtmışlardır. En erdemlisinin işini, devrimini başarılı biçimde yapmakla sınırlı bir kişilik gösterdiği söylenebilir. Teknik, kılgısal (pratik) insanlardır. Kısa zamansa önemli ve gerçeğe uygun kararlar verebilmişlerdir.


Mustafa Kemal Atatürk’ü neden ayırıyoruz, sorusunun yanıtı da devrimciliğini tamamlayan diğer niteliklerinde yatmaktadır. Başlayalım: Atatürk, çok yüksek öngörüye sahiptir. Öyle elli yıl değil, yüz, yüz elli yıl geleceği görüp betimlediğinin onlarca kanıtı vardır. Yine Türk Devrimini “sınıfsal” yapıya değil, ortaklaşacı, eşitlikçi, dolayısıyla özgür ulus bilincine dayandırması da öngörü gücünün yüksekliğiyle ilgilidir. Sınıf diktatörlüğüne ve tek özeğe dayanan ve bağlanan devrimlerin 1990’la birlikte nasıl bir anda çöktüklerini anımsamak gerekir.


Yeryüzünde abece değişimini, Harf Devrimini, Dil Devrimini amaçlayıp başaran başka bir devrim yoktur. Tarihçiler bu noktanın değeri üzerinde de birleşirler. Türk toplumu Dil Devrimiyle düşünsel dünya değiştirmiş, bilinçlenmiş, anadilinin olanaklarına kavuşmuş, dinci sömürü tuzaklarından kurtulmuş, “ulus”laşmıştır. Devrimlerin en zoru Dil Devrimidir.


Mustafa Kemal Atatürk olağanüstü insancı, sevgi dolu, acıma duygusu güçlü bir devrimcidir. Bu yanını her alanda görebiliriz ve onu asıl büyük yapan, unutulmaz yapan da bu niteliğidir. Devriminde bile çok zorunlu kalmadan kimseye zarar verecek bir olay yaşatmamıştır. Ne ki sonuçta görkemli bir devrimin önderiydi ve devrimler kararsızlığı, geri adım atmayı kaldırmaz. Kararsız kalır, geri adım atarsanız devrimi adına yaptığınız ezilen kitleler daha büyük kıyımlara uğrar. Bu işin ortası da şakası da yoktur. Buna karşın Atatürk, Osmanlı hanedanını belirlenmiş bir dizelge kapsamında trenle yurtdışına göndermekle yetinmiştir. (Bu hanedan konusu apayrıdır ve girildiğinde çok ayrıntı çıkar.) Romanoflara yapılanlar Vahdettin ve ailesine yapılmamıştır. Atatürk, Yunan olsun, Anzak olsun yurdumuza, halkımıza saldırmış düşman ordularının topraklarımızda ölmüş askerleri için bile üzüntü duymuş, onların analarından gözyaşlarını dindirmelerini istemiş, oğullarının artık bu toprağa ait olduklarını söyleyebilmiştir. Ben ne böyle bir asker ne böyle bir devrimci ne de böyle bir önder biliyorum. Tutsak aldığı ordunun komutanı Trikopis’i teselli eden bir utku komutanı… Trikopis’in izleyen yıllarda Yunanistan’da her 30 Ağustosta ne yaptığını biliyorsunuz değil mi… Ya Venizelos’a ne demeli. Düşman belleyip Helen düşleriyle topraklarına saldırdığı Türkiye’nin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterir. Ya Birleşmiş Uluslar örgütü üye devletler sözcülerinin yaptığına ne demeli; 1981 yılında, Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yıldönümünde Atatürk’ün tüm dünyada büyük barışçı ve sömürgeciliğe karşı savaşan ve başaran bağımsızlık önderi ve devrimcisi olarak anılması oylaması “oybirliğiyle” sonuçlanır. Başta karşı çıkan tek sözcünün oyunun SSCB sözcüsünün kürsü konuşmasıyla ve o karşı sözcünün Atatürk’ü doğrudan araştırıp öğrenmesiyle nasıl değiştiği tarihsel, öğretici değerde bir olaydır. (Ayrıca BU’nun oybirliğiyle aldığı bir başka karar var mı bilmiyorum; bilgisizliğime verin.)


Her geçişinde selamladığı akasyanın kesildiğini gördüğünde “Bana söyleseydiniz bir çaresini bulurdum” diyerek gözyaşı döken kaç “lider” tanıyorsunuz? Yalova’daki çınarı kurtarmak için evi ray üzerinde kaydırışı kimilerine pek ilginç gelmiyorsa, bataklıkken kendi kurduğu Ankara Orman Çiftliğinde dünyanın ilk çevre gününü Ankara halkıyla kutlayan kişi olduğunu belirtsek, nasıl, ilgiye değer görülür mü!


Birleşik Krallık’ın ilk Türkiye-Ankara Büyükelçisinin Atatürk’e güven mektubunu sunarken heyecandan titrediğini; izleyen günlerde bir gazeteciye “Demiryollarını millileştirmeyin” iletisini bildirdiğini, ama demiryollarının yine de “millileştirildiğini kaç kişi bilir…


Atatürk, utku sonrası ilk işlerinden biri olarak Çocuk Esirgeme Kurumu’nu kurdu. Yurdun değişik bölgelerinde gezileri sırasında evlatlıklar, tinsel çocuklar, evlatlar edindi. Yine bu gezilerde köylü, kentli çocuklarla; ona düşüncelerini, isteklerini iletmek isteyen her kesimden yurttaşlarla durup söyleşti.


Hiçbir zaman korunmak istemediği gibi her fırsatta halkın arasına karışmaktan zevk duydu. Onun ulusuna güveninin, sevdaya dönüşmüş sevgisinin sınırı yoktur. Önder olarak her yüceltilişinde bu yaklaşımın doğru olmadığını, devrimi halkıyla birlikte yaptığını, böyle anlaşılmazsa gelecekte devrimin korunup geliştirilemeyeceğini söyler.


Atatürk edebiyattan, dilden, tarihten çok yetkin düzeyde anlar. Siz hiç Geometri adında kitap yazan, bu kitabında geometri terimleri türeten, dahası bu terimler ulusu tarafından bin yıldır konuşur kullanırmış gibi benimsenen bir başka “önder-lider” biliyor musunuz?


Günümüzde her canı sıkılan ulus bayrağı yakar durumda… Savaş meydanlarından çıkmış, utku kazanmış devrim önderinin, Atatürk’ün, önüne serilen Yunan bayrağına “Bayrak bir ulusun simgesidir, basılmaz” diyerek basmayıp, kaldırtmasını sıradan sayacakların usuna şaşarım.


Kadına batı ülkelerinden önce seçme seçilme hakkı vermek; Ankara-Kazanlı Muhtar Satı Kadını Milletvekili yapmak; oğlunu şehit vermiş yaşlı anayla, Ankara Garında sarışıp ağlaşmak (o ana peynir yapıp Mustafa Kemal Atatürk’ü görmeye, onun evine, Çankaya’ya varmak için yola düşmüştür; garda karşılaşmaları rastlantıdır); tarlasında eşekle tarla sürdüğünü gördüğü Halil Ağayı sorasına getirterek, Halil Ağanın düştüğü durum için yetkilileri onun huzurunda kınaması, uyarması…bilgelik değilse nedir.


Tüm devrimini topu topu, taş çatlasın on yedi yıla sığdırdığı; dokumasından madenine, tarımından ulaşımına, ağır sanayi kurumlarını kurduğu (bugün satıla satıla bitirilemiyor) gerçeğini de vurgulamadan geçmemelidir.  


Ha, Bandırma Vapuru’nda birlikte yola çıktığı insanlar ne yaptı, ilk fırsatta Atatürk’ün canına kıymaya giriştiler (Türkçesini anlamayanlar için yazalım: “suikasta teşebbüs!”)  


Çok olay var, çok tarihsel bilgi var yazılacak, söylenecek.


Bayanlar-Baylar, öyle her “lider”im diyen önder olamadığı gibi; özgürlüğüne tutkun olup da Mustafa Kemal Atatürk’ü gönülden sevmek, onu özlemle, sonsuz saygıyla anmak, düşünsel derinliğini yol gösterici ülkü saymak değin doğal bir yaklaşım olamaz.


Gelecek kuşaklar Atatürk’ü yeterince tanımazlarsa, çok eksikli, donanımsız, bilinçsiz büyüyeceklerdir (ne yazık “yetişeceklerdir” diyemiyorum.)   

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com