Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 01 Ocak 2017, Pazar 15:55:20 tarihinde eklendi. 318 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Aydınların İnsancılık Sorumluluğu - Günay Güner

Aydınların İnsancılık Sorumluluğu

Türkçenin güzel sözcüklerinden biriğ olan “ay”dan türetilen yine güzel ve işlevsel ne çok sözcük var. Bunlardan biri de “aydın.” Aydın, ışıltılı, duru, yalın, anlaşılır olmak kadar; aymazlığı, ayrımında olmak gereksinimini de çağrıştırır.

Tarihimizin düşün sorunları bölümü, aydınların kötü, tutarsız, bilinçsiz, giderek tasarlanmış, bile isteye yapılan halk düşmanı eylemleriyle doludur.

O kadar eskiye gitmeyelim; günümüzdeki yakıcı çelişkilere değinelim. Buna gereksinim büyük. Kimsenin “Kral çıplak” diyesi, kabile davranışından kurtulmak isteyesi yok.

Evet, aydın niteminin bol keseden kullanıldığı bu koşullarda, aydın denilen herkes dilediği her sorumsuzluğu yapacak ama sürekli yüceltilecek, baş ve el üstünde tutulacak, meydanlarda adları alkışlatılacak, “Burda” çekilecek… Bu ne bolluk böyle…

Karşılıktı, öçtü böyle saçmalıklarla işimiz yok; biraz olsun nesnellik ve sorumluluk üstlenildiğini, yanlışa yanlış dendiğini görmek tüm dileğimiz. “Türkiye aydını”nda bunu görmek olanaksız, biliyoruz. Boşa bir bekleyiş bizimkisi. Ne ki tarihe notumuzu düşmek görev bize.

Her şey bir yana, aydın insan “kıyımcı” ayırmaz ve hiçbir koşul ve biçimde kıyımcıların yanında yer almaz. Kıyımcılara ama az ama çok destek vermez. Bu tür desteklerin elli gramı, bir kilosu olmaz. Böylesi dokunulmazlıkların örneğin hırsız milletvekiline sağlanan dokunulmazlık zırhından ayrı yanı nedir ki…

Ayrıca budun (etnik) kıyımcılığı hoşgörüp, gerekçelendirmeye çalışmanın masum ve açıklanabilir yanı yoktur. Rezil dinci kafa kesenlerden, asker yakanlardan ayrılık yalnızca yöntem değil midir. Bu sözde aydınları bu nedenle mi aklayacağız.

Kendilerine bir de hiç terk etmedikleri, sol süsü veren aymaz aydınlar kesiminin gökselliği Vatikan’daki Papa’da yok. Neredeyse uçacaklar. Biraz çaba gösterirsem şunu anlarım: Tüm kanıtlarımıza karşın yine de düşünce ve davranışlarında kararlı ve ısrarcı olabilirler. Öyleyse yüklerini de “aslan gibi” taşırsın; ağlamak törenleri, ritüelleri niye.

Türkiye’de azımsanmayacak zamana yayılan gerici yapılanmanın kökleşmesinde liberal kimlikçi, ikinci cumhuriyetçi dayatmalarıyla az mı payları var. Sözgelimi düzmece Ergenekon, balyoz, casusluk kepazelikleri sürecinde yüzlerce insana yapılanlara kum kadar tepkilerini bilen, duyan var mı. Ama var ya, hele o yıllarca süren Ergenekon, balyoz, casusluk kıyımı döneminde kazara öfkelenen bir, evet tek kıygın insan bir eylem yapsaydı, eline bir mermi bile alsaydı bu insan hakları sevdalısı aydınların hâlâ yaygaralarını duyardık; hiç kuşkunuz olmasın. O kıyılanlar, çocukları bile babasız, annesiz büyümelerine karşın iyi ki sabırlıydılar.

Dememiz o ki aydın her şeyden önce bireydir; tek kişidir. Yeryüzünde her yük pahasına bilincinden, duyuncundan geçmeyecek düşünceyi, kabilesi, Avrupası, ABD’si, İmralısı öyle istiyor diye benimsemez, yaymaya çalışmaz. Gençleri paramparça eden bombaları patlatanların yanında zerre kadar bile olmaz. “Vesayet kalkıyor”, “vesayet kalkıyor” diye yıllarca her tür gericiliği besleyip ardından sonuçları konusunda sıra sorumluluk almaya gelince kaytarmaya çalışmaz. Yok öyle yağma.

Sözde adaletçilik, sözde eşitlikçilik adına kimsenin yanında olmak zorunluluğumuz da bulunmuyor; “Üstümüze vazife değil!” (Can Dündar “kıygınının” Ergenekon günlerindeki bir tümcesini ise burada yazmayalım; kaba kaçar.)

Bilmem yeterince anlaşılmış mıdır?

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com