STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 30 Ocak 2017, Pazartesi 02:01:24 tarihinde eklendi. 239 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ÜNİVERSİTELERDEN BU HESAP SORULMAZ MI? (*) - Suay Karaman

ÜNİVERSİTELERDEN BU HESAP SORULMAZ MI?  (*)

Değerli katılımcılar, sizleri dostlukla selamlayarak sözlerime başlıyorum. Adalet ve Demokrasi Haftası olarak adlandırılan 24-31 Ocak tarihleri arasında başta Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy olmak üzere yitirdiğimiz tüm yurtsever aydınlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum; yitirdiğimiz tüm değerlerimiz ışıklar içinde uyuyorlar. Ve uyudukları yerlerden bizleri aydınlatmaya devam etmektedirler.

 

12 Eylül 1980 darbesinden sonra 6 Kasım 1981 tarihinde Yüksek Öğretim Kanunu’nun (YÖK) çıkarılmasıyla birlikte, üniversiteler özerkliklerini yitirerek, suskunluğa ve korkuya bürünmüştür. Üniversitelerimiz 36 yıldır bu yasayla yönetilerek, derin sessizliğe gömülmüştür, ancak günü geldiğinde üniversiteleri bu duruma getirenlerden de, üniversitelerden de bu hesap sorulacaktır.

 

Sessiz kalan akademisyenlerin çoğunlukta olduğu, bazılarının yönetici olduğu suskun üniversiteler karanlığa terk edilmiş, gericiliğe ve tarikatlara bırakılmıştır. Bu üniversitelerde imamların da içinde olduğu bazı gruplar, etkinlik kazanmaya başlamıştır. 1994 yılında Erciyes Üniversitesi’nin açılışını Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz yaparak, şunları söylemişti: “İlim ve akıl, dini teyit eder. İlmi öğrenin, yayın; gizleyip günaha girmeyin.” Bilimi ve üniversiteyi derinden yaralayan ve küçük düşüren bu olaya sessiz kalınması, ülkemizi bugünlere getirmiştir.

 

Bugün üniversitelerimizde tarikatlar ve cemaatler kol gezmekte, büyütülüp, beslenmektedir. Özellikle yeni kurulan üniversitelerin her biri, bir tarikatın elindedir. “Ne istediler de vermedik” diyenlerin “aldatıldık” diyerek, işin içinden sıyrılmaları düşünülemez. Ortak işlenen bu suçların cezasının, ayrı ayrı kesileceği günler de gelecektir, hep birlikte göreceğiz…

 

Şimdi görevde bulunan, kendisi de akademisyen olan ve hiç bir şeyi görmemesiyle bilinen Diyanet İşleri Başkanı, her üniversiteye cami yaptırmak için kampanya başlattı. Bilim yuvalarına cami yapma yarışına neredeyse tüm üniversiteler katıldı. Hatta Ege Üniversitesi kampüsünde cami yapılabilmesi için imar planında değişiklik bile yapıldı. İbadet, eğitimin önüne geçtiği zaman bilimsellik yok olur.

 

Günümüzde üniversitelerde bilim yerine, film yapılmaktadır. Eş, dost, akraba, arkadaş mantığıyla bilimsellikten uzaklaşılarak, liyakatsiz ve kapasitesiz elemanlarla doldurulan üniversiteler, toplumun ışığı olmaktan uzaklaşmış, medrese olma yoluna doğru hızla ilerlemektedir. Bazı medreseden bozma sessiz üniversiteler, topluma yön vereceğine, bön vermektedir..

 

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar Teknolojileri Eğitim Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bekir Kürşat Doruk'un derslerinde “Aleviler dine dair her şeyi yanlış anlamış, Aleviler içki içip sapıtıyorlar. Müslüman kadınlar kara çarşaf giymeden önce ne giyiyordu, kendi evleri o zamanlar onların en güzel giysileriydi. Kadınların asıl yerinin dışarısı değil evin içi” gibi söylemlerde bulunması da suskunlukla karşılanıyor. ÇYDD'nin üniversite birinci sınıftaki kız öğrencilere hamilelikten korunma seminerleri verdiğini ve bu yolla kız öğrencileri, erkeklerle cinsel ilişkiye özendirdiğini söyleyen bu insan görünümlü akademisyen için üniversitenin suskunluğu sürmektedir. Bu akademisyenin Ensar Vakfı için neler düşündüğünü de merak ediyorum doğrusu…

 

Siyasi iktidarın emrindeki Eğitim Bir - Sen sendikası, “Gecikmiş Reform: Müfredatın Demokratikleştirilmesi” adlı bir rapor hazırladı. Hazırlanan bu raporda, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Cumhuriyetin temel değerleri ve ruhuna, milli mücadele kahramanlarına art niyetli bakıldığı görülmektedir. Artık laiklik ve cumhuriyet karşıtı söylemleri sakınmadan kamuoyu ile paylaşan bu sendikanın raporu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı taslak eğitim programına esin kaynağı olmaktadır.

 
Artık iyice anlaşılmaktadır ki Türkiye Cumhuriyeti yerine Osmanlı hayranlığı, Türkiye Cumhuriyeti kurucuları Mustafa Kemal ve arkadaşları yerine de padişah savunuculuğu yapılmaktadır. Bunun sonucunda ise laik, bilimsel eğitim yerine dinsel eğitimin, ulus-devlet yerine küreselleşmenin, toplumun ve ekonominin gereksinim duyduğu insan yerine de küresel sermayenin gereksinim duyduğu bir sistem düşünüldüğü belli olmuştur.

 

Atatürkçülük kavramını derslerden çıkaran bir Milli Eğitim Bakanlığı, nasıl milli olabilir? Ayrıca evrimi de derslerden çıkaran bir bakanlık, nasıl eğitim bakanlığı olabilir? Devrim ile Evrim yok sayılarak, laik, demokratik, çağdaş ve bilimsel eğitimden söz edilemez. Laik eğitim yerine dinsel eğitime doğru yol alınırken, üniversitelerden ya da eğitim fakültelerinden bir tepki geldiğini duyan oldu mu?

 

Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Küçük, bir televizyon programında “Anayasa'nın değiştirilmesi konusunda yapılacak oylamada gizli oy kuralı bulunduğunu, fakat bu kurala uyulmamasının her hangi bir yaptırımının bulunmadığını” söylemesi karşısında, ne söylenebilir? Sanırım yaptırımsız hukuk kuralı olmadığını, eğer gizlilik ihlal edilmişse onun yaptırımının iptal olduğunu bilmiyor olabilir mi bu akademisyen? Atarak, sallayarak üniversitede hukuk eğitimi verilmez ama böyle akademisyenlerin nasıl anayasa doçenti yapıldığı da sorgulanmalıdır..

 

FETÖ herkesi aldatırken, siyasiler yerinde durmaktadır ama üniversiteden birçok akademisyenin işine son verilmiştir. İşine son verilen akademisyenlerin hepsinin FETÖ ile ilişkili olmadığı bilinmektedir, siyasi iktidarın hoşlanmadıkları da bu tasfiyeden payını almıştır. Bu konularda da üniversite üzerine düşen sorumluluğu yapmamış, hatta ihbarlarda bulunmuştur..

 

TBMM’de 339 milletvekilinin oyu ile yapılan anayasa değişikliklerinin, ülkemizi nasıl bir karanlık ve bağnaz yönetime götüreceği bellidir. Bu anayasa değişikliğinin ülkemizi parçalayacağını ve böleceğini göremeyen akademisyenlerin bulunduğu üniversitelerde, bilimden söz edilemez. Bu anayasa değişikliğinin açıkça vatana ihanet olduğunu anlayamayan akademisyenler mi, topluma ışık tutacaktır? Ama ne olursa olsun, halk oylamasına giden bu değişiklik paketinin, hayırlı sonuç vereceği unutulmamalıdır ve bu doğrultuda yani hayır doğrultusunda çalışmalar yapılmalıdır. Hepimizin yapması gereken bu çalışmalar bizler için en kutsal ve ‘hayır’lı bir görevdir.

 

TBMM’de anayasa değişiklikleri görüşülürken, hukuk fakültelerinden ses duyan oldu mu? Hiçbir hukuk fakültesi dekanının açıklama yaptığını duydunuz mu? Evet, bu suskun üniversitelerden bu hesap sorulmalıdır. Üniversitelerden bu hesap sorulmazsa, ülkemiz hızla laiklikten ve çağdaşlıktan vazgeçecektir. Kendimiz için, çocuklarımız için, torunlarımız için, gelecek kuşaklar için üniversitelerden bu hesap sorulmalıdır. Bu hesabı sormak herkes için bir hak olduğu kadar, ‘hayır’lı bir sorumluluktur da…

 

Üniversite, gençlere sadece bilgi veren yer değil, yaşamda davranış yolunu bulmaya çalıştıran, bunun için de düşünme alışkanlığı veren yerdir. Laik eğitimin olmadığı yerde, düşünme ve sorgulama da olmaz. Bir gün suskun üniversitelerden bu hesap sorulacaktır, bundan hiç kuşkunuz olmamalıdır. Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin yolumuzu aydınlatacağı bilim dolu ve çağdaş üniversitelerde ve ‘hayır’lı günlerde  buluşmak üzere hepinize saygılarımı sunuyorum.

Bu yazı İlk Kurşun Gazetesinde de yayınlanmaktadır.

(*) 24. Adalet ve Demokrasi Haftası çerçevesinde 27 Ocak 2017 tarihinde TÜMÖD’ün düzenlediği “Üniversitelerden Bu Hesap Sorulmaz mı?” adlı etkinlik konuşması.

 

Yazdır Paylaş
Diğer Suay Karaman Yazıları
isvecpostasi.com