Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 24 Şubat 2017, Cuma 14:25:15 tarihinde eklendi. 266 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ulusçuluk Başka Turancılık Başka Faşizm Başkadır - Günay Güner

Ulusçuluk Başka Turancılık Başka Faşizm Başkadır

Gümümüzün sefil düşün dünyasında tüm kavramlar işlevsiz ve içi boşaltılmış durumdadır. Boşaltılmakla da yetinilmemekte, anlamların kaymasına da çalışılmaktadır. Evet, bu çoğu zaman bilinçli, daha doğrusu tasarlanarak yapılan bir eylemdir.

Bir kesim ulusçulukla (milliyetçilik) faşizmi aynı gösterir. Bir kesim ulusçuluğu gerçekten de faşizme dönüştürür, böyle anlamaktan medet umar. Bir diğer kesim ulusçulukla Turancılığı birbirine karıştırır; bu yanlışa bir de Mustafa Kemal Atatürk’ü Turancıymış gibi gösterme yanlışını ekler.

Öncelikle şu gerçek açıklıkla anlaşılmalıdır: Atatürk Türk Dil Kurumu’nu, Türk Tarih Kurumu’nu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini, Anadolu Uygarlıkları Müzesini…kurarken kuşkusuz Türk kültürü temelinde ulus devlet yapılanmasını, Türk kültürünün evrensel kültürle buluşmasını, insanlık birikimi içindeki öneminin belirlenmesini, Anadolu’yu tarihsel katmanlarıyla benimsemeye dayanan tüm bu çabalara bilimin yön vermesini amaçlamıştır; Orta Asya’da, başka yerlerde “büyük Türk yurdu, Turan” saçma düşleriyle ilgisi olmamıştır. Ta o tarihlerde Orta Asya’ya olsun, Balkanlar’a olsun dış siyasa ilgisi ise gelecekte oluşacak değişimler karşısında bölgelere “egemen” olabilmek kaygısındandır ve büyük uzak görüşlülüğünün sonucudur.

Atatürk’ün yapıcı, evrensel insanlık birikimiyle uyumlu, barışçı ulusçuluk anlayışı yayılmacılık karşıtı ve Turancılık karşıtıdır. Mustafa Kemal ile Enver Paşa değin birbirine uzaktır. Hiçbir biçimde bir araya getirilemez.

Turancılık önünde sonunda dünya egemen yayılmacılarının hizmetine girer. Çünkü savaşçı olmak zorundadır. Çünkü ayırdında olarak ya da olmayarak, sözkonusu dünya yayılmacı egemenlerinin çıkarları için “koçbaşı” işlevi görmeye elverişlidir.

Nasıl mı? Açıklayalım: Mustafa Kemal özellikle Libya cephesi yıllarında saraya, sultana, Almanya’yla işbirliği siyasasının yıkıcı sonuçlarını yazanaklaştırırken, tarihe kaydını düşerken, bu eylemini süreklileştirirken; Enver Paşa, Almanya ile yıkım birliğinin mimarıydı.

Osmanlı ordusunda birkaç yenileşme çalışmasıyla sınırlı kalan “başarısı”nın ötesinde Enver Paşa, Almanya’nın yayılmacı çıkarları için Türklerin uzak bölgelerde, enerji amaçlı savaş alanlarında şehit düşmelerine neden olmuştur. Bakışı, siyasası son derece sığdır: Bir güçle birlikte olmamız gerekir; Almanya’yla birlikte olursak kazanırız ya da durumumuzu koruruz… Oysa gerçekçi siyaset böyle yapmamayı, ülke gerçeklerini somut olarak belirleyip, yine ülke yararının var olan koşullar içinde ençoklaştırılacağı kararlar alıp uygulamayı gerektirirdi. Bir an düşünelim; Çanakkale cephesinde Mustafa Kemal olmasaydı, Liman von Sanders’in buyrukları uygulansaydı, İngiliz, Fransız orduları, donanmaları hem Anadolu’da tutunup hem de İstanbul’a ve Karadeniz’e, Rusya’ya o tarihte ulaşsaydı Bolşevik Devriminin de Türk Devriminin de yapılması daha yıllar alır, daha çok acılara mal olurdu.

Kaldı ki Enver Paşa ile diğer İttihat ve Terakki yöneticilerinin Alman gemisiyle yurtdışına kaçışlarının ardından Türkiye’ye ilişkin tasarıları da hiç ders almış insan bakışı değildir. Sözde Turan ordusunun komutanı edasıyla, Mustafa Kemal’in Sakarya Savaşında yenilmesini, “başarısız” olmasını beklemektedir. Yurtseverlik böyle mi olur? Kibirsiz, gerçekçi devlet adamı gider Mustafa Kemal’in emrine girerdi. Kuşkusuz burada konumuz Enver Paşa değil…

Yine İslamcılık ile ulusçuluğun bir arada olamayacağı da tarihsel gerçektir. Nice kayserler, Napolyon bile kendilerini Müslüman diye yutturmanın propagandasını yapmışlardır. Türkiye işgal edilirken İstanbul’da halifenin olmasının dünya İslam kitlesinde neden olduğu hiçbir duyarlıktan, tepkiden söz edilemez. İslamcı kimlik salt diğer Müslümanları inanç ortağı sayar ve bilir. Ulusu önemsemediği gibi çoğu zaman İslam ümmet birliğine engel olarak görür. Daha somutlaştıralım; ulusal çıkarlarımızın gerektirdiğini varsaydığımız bir savaş durumunda hedefte savaştığımız ülke bir İslam ülkesiyse, o ulusal çıkarımız değil, İslam ümmet anlayışı öne alınacaktır. Ayrıca İsrail’in tarih boyunca sürekli ezdiği İslam dünyasında hiç İslam dayanışması (halkları da kastediyorum) gözleyen var mı?

Son Osmanlı meclisinin aldığı “misakı milli” kararını dayanak almakla Mustafa Kemal Atatürk hayalcilikten uzak, en gerçekçi kararı vermiş; utkuya da böyle ulaşmıştır. Gerisi boş sözdür. 

Yazdır Paylaş
Diğer Günay Güner Yazıları
isvecpostasi.com