STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 23 Haziran 2017, Cuma 20:01:12 tarihinde eklendi. 194 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ADALET YÜRÜYÜŞÜ - Mustafa Sönmez

ADALET YÜRÜYÜŞÜ

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye’de yaşanan “adalet” yoksunluğuna ve adaletin bağımsızlığını yitirmesine dikkat çekmek için bir “Adalet Yürüyüşü” başlattı. Bu yürüyüş çok farklı nedenlerle hem kabul gördü hem de eleştirildi. Ben, geciken bu yürüyüşü çok önemsiyorum. Bu yürüş ve sonrası atılacak adımlar ülkemizin önünü açacak bir özelliğe sahip olarak görüyorum.

CHP ve lideri Kılıçdaroğlu bugüne kadar neden bekledi de “yürümedi” demek herkesin doğal hakkı olarak yorumluyorum. Benim değerlendirmem de bu yönde. CHP, orduya, yargıya kumpaslar kurulurken yürümeliydi. Şaibeli referandum sonuçları açıklandığında, yürümeliydi. Sokaklara çıkmak, olumsuzluklara tepki vermek hem siyasi partilerin, sivil toplum kurumlarının hem de vatandaşlarının hakkıdır. Barışçıl protesto amaçlı toplantı ve yürüyüşleri hiçbir güçün engellemesi olası değildir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük harflerle beynimize kazılan “Adalet mülkün temelidir” ilkesi hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu sözü kurucusu olduğu CHP’liler hiç mi hiç unutmamalıdırlar. Burada “mülk” devlet anlamına geldiğine göre, bir devlette adalet kavramı ortadan kalkarsa, o devlet yok olmaya doğru hızla yol almaktadır anlamı ortaya çıkar. Tarihte de pek çok düşünür “adalet” kavramının bir ulus için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuşlardır. Adalet ve adalet duygusu herşeyin üzerindedir.

Sayın Kılıçdaroğlu, “Bıçak kemiğe dayandı” diyor. Bu çok ciddi bir sözdür. Anadolu insanının “gayrık yeter!” demesine eşdeğerdedir. Gerçekten de gerek cumhurun başı gerekse iktidar son on yıldır adaleti yok ederek, yok sayarak ülkeyi bir kaos ortamına sürüklüyorlar. Bu gidişe elbette bir güçlü tepkinin, protestonun ortaya çıkması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Kılıçdaroğlu ne “Gandi”dir ne de Gandi, Kılıçdaroğlu’dur. Her ülkenin özgül koşullarında karşı karşıya kaldığı zor dönemleri olur ve olmuştur. Mustafa Kemal’i, Mustafa Kemal Atatürk yapan ülkenin içinde bulunduğu yok olma sürecini çok iyi değerlendirerek hem padişaha hem de emperyal güçlere bağımsızlık bayrağını açmasıdır. Eğer, bu gerçekleşmeseydi, bugün “Türkiye Cumhuriyeti”nden söz edilemezdi.

Kılıçdaroğlu kararlı bir biçimde bu yürüyüş sonrasını, “Adalet arayışı devam edecek. Mitingler de yapılabilir, başka şeyler de yapılabilir, her halükârda adalet arayışını kararlılıkla ve inançla sürdürmemiz gerekiyor” ifadelerini kullanıyor. Umarız, bu kararlılık bu yürüyüşle son bulmaz.

Bir atalarsözümüz, “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” diyor. Elbette, adaleti yok edenler de kendilerine göre kılıflarını OHAL yasalarıyla hazırlıyorlar. Bundan hiç kuşkumuz yok.

Anadolu toprakları çok filozof, çok düşünür yetiştirmiştir. Gün ortasında Sinop’ta elinde fenerle “dost” arayan Diyojen örneği Kılıçdaroğlu’da bugün gün ortasında “adalet” arayışına çıkmıştır. Bir ülkede liderler adalet arayan, insanlar konumuna düşürülmüşse, cumhurun başının ve iktidarın bundan ders çıkarması gerekmez mi? Ne yazık ki, “hayır” demek gerekiyor. İktidar bırakın ders çıkarmayı kendi kafasına göre, “yürümeye ne gerek var, hızlı trenle gitsinler” diyebilecek kadar bir aymazlığın içerisine düşmüştür. MHP lideri Bahçeli, “Pensilvanya’ya kadar gitsinler ve geri dönmesinler” diyerek iktidar goygoyculuğunu pekiştirmiştir.

Bir aymazlık da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ten geldi. Perinçek, Kılıçdaroğlu'nun Adalet pankartıyla yürüyüş yapmasını eleştirerek, "Türk yargısı son 50 yılın altın devrini yaşıyor" dedi. Perinçek ile Erdoğan ya da AKP arasında bilmediğimiz gizli anlaşmalar mı var? Neden olmasın? Bu kadar aymazlığı göze aldığına göre...

Adalet herkese gerekli olan bir kavramdır. Suç işleyen de hukuk içerisinde cezasını çeker, çekmelidir. Hukuk adına hukuksuzlukla suç üretilemez ve insanların özgürlükleri ellerinden alınamaz. Kanıtlanmayan suç, suç değildir ilkesi unutulmamalıdır. Voltaire unutmayalım? Ne demişti Voltaire, “Düşüncelerinize katılmıyorum ama, senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim.” Elbette düşünceler özgürce ortaya konulmalı ve savunulmalıdır ama bunun yolu ne şiddete başvurmak ne de toplumu kaosa sürükleyecek anti demokratik yöntemler olmamalıdır. Demokrasinin evrensel kuralları içerisinde herşey tartışılabilir... Ya değilse, Fransa’da yaşanan Alfred Dreyfus olayında Emile Zola’nın yazdığı ”Suçluyorum” adlı makalesi bugün de güncelliğini koruyor olmasını nasıl açıklamak gerekiyor…

Türkiye’de aşındırılan adalet sistemi ve bu durumun doğurduğu hukuksuzluk ortamı o kadar büyümüştür ki, artık Mısır’daki “sağır sultan”ın duymasına bile gerek kalmamıştır. Adalet adalet olmaktan, adalet üretmekten uzaklaşmış, tek parti yönetiminin kuklası durumuına düşürülmüştür. Bu durumda tüm demokratik güçlerin, tüm adaletli hukukçuların CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “adalet” arayışına ve yürüyüşüne destek vermeleri kaçınılmazdır.

Ya değilse, Hitler taktiği ile demokrat insanlar teker teker sırasına göre hukuksuzluğun pençesine düşeceklerdir...

Ülkemin sağduyulu, demokrat ve güzelliklerinden yana olan insanlarını her türlü adaletsizliğe karşı duyarlı olmaya çağırıyorum.

Yazdır Paylaş
Alirıza Topaktaş - 2017-06-24 11:39:03

Doğu beyi ciddiye almayın lütfen, yaşı oldukça ilerledi ama, mumyalanıncaya kadar politikayı bırakmama hastalığına kendisi de yakalandığı için böyle saçmasapan konuşuyor. Darbeden önce de " Ordu hızla Kemalistleşiyor!" demişti. :)) Ordunun ne kadar Kemalistleştiğini (!) herkes gördü. Allah şifa versin Doğu beye..

Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com