STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 25 Haziran 2017, Pazar 17:44:04 tarihinde eklendi. 231 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TÜRK EDEBİYATINDA KADIN YAZARLAR - Mustafa Sönmez

TÜRK EDEBİYATINDA KADIN YAZARLAR

Türk Edebiyat Tarihi incelendiğimiz zaman kadın yazarlarımızın başlangıçtan neredeyse Cumhuriyet’ten 1950’ye kadar olan süreç içerisinde azlığı gözümüze çarpar. Bu durum son yıllara gelinceye kadar yeterince araştırılmamış ve üzerinde durulmamıştır. Bunun nedeni anlamak hem kolay hem de aynı zamanda kolay olduğu kadar da zordur. Üniversitelerimizin ilgili bölümleri bu konu üzerine ne yazık ki, üstünkörü eğilmişlerdir. Bu da yetersiz kalmıştır.

Değerli aile dostum, edebiyatçı Münevver Oğan eğer bana bu alanda hazırlanmış bir kitabı armağan etmeseydi, ben de yetersizliğimi anlayamayacaktım. Türk Edebiyatı’nında gerçekten kadın yazarlarımızın esamesi okunmuyor, yok sayılıyor. Duygu Asena’nın kitabının adıyla “Kadının Adı Yok” İslamiyetle birlikte ortadan kaldırılıyor, yok sayılıyor. Kitabın editörleri, “Biz Cumhuriyet Dönemi kadın yazarları, buna ilgisiz kalamazdık, kalamadık da. Unutulmuş kadın yazarlarımızı, gençlere tanıtmak, bilenlere anımsatmak için” diyorlar. Kitabın adı “Kalemden Kaleme –Günyüzü Mektupları” edebiyata ilgi duyan insanlarımızın mutlaka okumaları gereken bir kitap.

Kitapta unutulmuş kadın yazarlarımıza günümüzün kadınları tarafından yazılmış mektuplara yer veriliyor. Kadın yazarlarımız günümüzün gözüyle, anlayışıyla geçmişte yaşamış unutulan kadın yazarlarla söyleşiyorlar, dertleşiyorlar ve ortak noktalarda buluşmaya çalışıyorlar.

Bu kitapta adlarını duymadığımız, bilmediğimiz kimler yok ki, “Zeynep Hatun, Fatma Âni Hatun, Şeref Hanım, Adile Hatun, Fithat Hanım, Saniye Hanım, Trabzonlu Fitnat Hanım, Fatma Aliye Hanım, Mahşah Hanım, Emine Semiye Hanım, Ruhsar Nevvare Hanım, Müfide Ferit Tek, Sabiha Sertel, Nezihe Muhittin, Safiye Erol, İffet  Halim Oruz, Samiha Ayverdi, Mükerrem Kamil Su, Adile Ayda, Mine Urgan, Azra Erhat, Peride Celal, İsmet Kür, BahriyeÜçok, Nimet Arzık, Nezihe Meriç, Leyla Erbil, Gülten Akın, Melisa Gürpınar, Sennue Sezer ve Selma Fındıklı’ya yazılan mektuplar yer alıyor.

Kadın, Divan yazarları üzerine bir araştırma yapan öğretim üyesi  Mübeccel Kızıltan, “Birçok tarihçi ve yazara göre İslamiyet’in kabulünden önce göçebe Tütk toplumunda kadınlar, toplumsal yaşam içinde yer almış, erkekler gibi ata binmiş, siyasal kararların alındığı toplantılara katılmışlardır. Aşiret geleneği İslamiyet’in kabulünden sonra da sürmüştür. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında da kadınlar, toplumsal yaşamın içindedirler. İslamiyet’in kadınları toplumsal yaşamın dışına itecek biçimde yorumlanması İstanbul’un fethedilmesinden sonradır. Osmanlı, Bizans’ın köleci devlet yapısından etkilenmiştir. Osmanlı sarayı, İran ve Bizans saraylarını örnek almış. XV. yüzyılda saray haremlik ve selamlık diye ayrılmış, bu ayrımdan vezirler, beyler de etkilenmiş, konaklarında bunu taklit etmişler. Kadınlar harem yaşamının içine çekilmiş, toplum yaşamının dışına itilmişlerdir. Osmanlı Devleti’ni yönetenler, saray ve ulemâ, İslamiyet’i kadınların toplum yaşamı dışında tutulmalarını sağlayacak biçimde yorumlamışlar. Bu koşullar altında kadınların sanat yaşamında erkekler gibi sayıca çok ve etkin olmamaları doğladı” diye yazıyor (Divan Edebiyatı Özelliklerine Uyarak Şiir Yazan Kadın Şairler”, Sombahar, Kadın Şairler Altarı, sayı: 20-21, Ocak-Nisan, 1994, s. 104-162).

İnsan düşünmeden edemiyor. Dün öyleydi ya bugün? AKP iktidarıyla birlikte yine başa dönmeye başladık. Haremlik ve selamlık hem evlerimize hem de okullarımıza sıçramaya başladı. Kadınlarımızı eve kapatmanın, çocuk sayısını artırarak kadının yerinin dört duvararası yani evi olduğunu belleklere kazımaya başladık. Türk toplumunda Türk kadına karşı bir algı operasyonu yürütülmesi  gündem maddesi olarak sunulmaya devam ediyor. Kadın, toplumsal yapımız içerisinde olumsuz söylemlerle dışlanmaya, değersizleştirilmeye çalışılıyor. Belki bu durumdan memnun olan ve olacak kadınlarımız vardır ama, Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi her iki cinsinde toplum yaşamında gerekli yeri alması ve saygıyı görmesi toplumsal yaşamımızın vazgeçilmez parçasıdır. Türk kadınının erkekten kaçan değil, erkekle omuz omuza mücadele veren bir kimliği vardır. Yeter ki, kendini bilmez densizlerin hışımına, saldırısına uğrayarak toplum dışına itilerek, ötekileştirilmezse...

Kitapta yer verilen kadın şair Mihri Hatun, bir gazelinde,”Becerikli, yetenekli bir kadın daha iyidir / Bin beceriksiz, yeteneksiz, erkekten / Bir kadın yeğlenir açık fikirliyse / Anlayışı kıt, bin erkekten” diye yazmış. Bu söyleyiş, bugün de geçerliliğini korumuyor mu?

Edebiyatçı dostum Münevver Oğan, Fatma Âni Hatun’a yazdığı mektubun bir bölümünde, “Kadınlar, Dünya’da ve ülkemizde kendi hakları açısından epey yol katettiler ama yine de bunlar yeterli değil. Bizim ülkemizin kurucusu, büyük insan Mustafa kemal Atatürk’ü tanımanı, Atatürk çağında yaşamanı çok isterdim. Eğer o Büyük Kurtarıcı, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını, kadın erkek eşitliğini getirdi ama günümüzde bunun farkında olmayanlar çok... Senin anlayacağın bu, bizim kanayan yaramız. Bunun yanısıra çocuk gelinler, töre cinayetleri de cabası... Kadınların katledilmesi ise bu alanda bir arpa boyu gidemediğimizin kanıtı...” ifadelerine haklı olarak yer vermiş.

Evet, edebiyatımızın kadın yazarlarına erkek gözüyle bizler de mektup yazmaya kalksaydık, ne yazabilirdik, diye düşünüyorum. Bu bağlamda kitabın editörlerini ve mektup yazarları kadın edebiyatçılarımız kutluyorum.

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com