Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 04 Temmuz 2017, Salı 16:44:26 tarihinde eklendi. 295 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

YOLLAR YÜRÜMEKLE - Mustafa Sönmez

YOLLAR YÜRÜMEKLE

CHP geç kalınmış ama gerekli olan “Adalet” adına çok önemli bir tarihsel yürüyüşe imza attı. Bu yürüyüş toplumumuzda en azından adalet ya da hukuk kavramlarını gündeme taşıdı. Türkiye Menderes’le başlayan ve Demirel ve takipçileri tarafından yürütülen hukuksuzluk dönemlerini tam olarak atlamamışken, AKP hukuksuzluğu bir karabasan gibi ülkenin üzerine düştü. Dolaysıyla adalet ya da hukuk arayışları kaçınılmaz bir hal aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 16 Nisan Referandumu’ndan sonra tek partili yönetimi ele alınca bu durum daha da belirgin olarak ortaya çıktı. CHP, bu bağlamda ülkemizdeki adaletsizliğe karşı “Adalet” için ya da “Adalet” adına yürümek zorunda kaldı. Bir başka deyişle, bırakıldı. CHP’nin adalet yürüyüşü yerinde ve çok anlamlı bir yürüyüş olarak toplumda damgasını vurdu.

Bu yürüşten korkan iktidar ya da tek parti yönetimi, Demirel’in sözlerine sarılarak,“Yollar yürümekle aşınmaz” dedi. Başbakan Yıldırım, “Yürümek yerine hızlı trene binsinler, bizim yaptığımız yollarda yürüyorlar, teröristlerle beraberler” gibi sözler sarfetmeye başladı. Bu tür sözleri duyan goygoycular da yollara gübre dökerek, mermi bırakarak, “sabrımızı taşırmayın, ağzını burunuzu kırarız. Reis, vur de vuralım; öldür de öldürelim” gibi kabadayı havalarına büründüler. Böylece rezilliklerini cümle aleme ilan ettiler.

Buna karşılık CHP lideri, barıştan, kardeşlikten, kucaklaşmaktan ve her türlü teröre karşı olmaktan yana tavır sergiledi. Kendilerini protesto edenlere alkışlarla karşılık verilmesinin önünü açarak başarılı bir önderlik örneği verdi.

Ülkemizde bunca adaletsizlikler varken ne yazık ki, adaletten, ahlaktan büyük ölçüde dem vuran AKP iktidarı bu konularının üzerine ciddiyetle eğileceği yerde sözsel söylemlerle idare-i maslahat yolunu seçti. Bu durum bizce hiç mi hiç şarırtıcı olmadı. Ben bu davanın avukatıyım, savcısıyım ya da falanı filanıyım tarzı sözlerle yargı zapturapt altına alındı. Çünkü 1950 ve sonrası sağcı iktidarlar adalet ve hukuk konularını gerektiği gibi ele alarak üzerine eğilmediler. Kendilerine yönelik protestoları mizahı tarzdaki söylemleriyle geçiştirme yoluna gittiler.

Yeni Anayasa düzenlemesiyle işlevselliği fazlasıyla tartışmalı olan erekler (kuvvetler) ayrılığının tamamen ortadan kaldırılarak tek adam, tek parti yönetiminin insafına terk edilmesi dolaysıya yargı üzerindeki denetimini ortaya çıkarmıştır. Halbuki yeni anayasa düzenlemelerinde bunun tam tersi olması, hukukun üstünlüğünün kaçınılmazlığı ortaya konması gerekiyordu.  Bu konuda bazı hukukçular teorik olarak bile hukukun üstünlüğünün topluma yansımadığı görüşünü dile getiriyorlar. Durum böyleyken, Türkiye’yi yönetenler ve onun karşısında olanların erekler ayrılığının bir siyaset işi olmadığını, bir insan hakları konusu olduğunu anlamaya başladıkları andan itibaren bir anlam kazanacağına inanıyorum. Ya değilse, iktidarın yargı yoluyla egemenliğini sürdürmesinin sona erdirilmesi çok zor olacaktır.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti bayrağı kullanmaksızın başlatığı “Adalet Yürüyüşü” bu işin özünü kavramışa benziyor. Çünkü adalet yukarıda sözü edildiği gibi siyasi ya da siyasilerin rahatlıkla üzerinde oynayabilecekleri bir kavram değildir. Adalet ki, tüm insanlığın ortak değer yargılarıdır. Adalet, ne kağıttan kaplan ne de Osmanlı dönemlerinde kadıların kalıplaşmış fetvalardan birisi seçerek insanlara uyguladıkları mahkeme yöntem değildir. Adalet, herşeyin üzerinde ve dışında tüm insanlığa gerekli olan yüce bir kavramdır.

Elbette yollar yürümekle aşınmaz ama insanlık “adalet” olmadan yaşayamaz, nefes alamaz. Adalet, kendisini yok etmek isteyenlere de bir gün gerekebilecek bir özelliğe sahiptir. Adaletsizlik iktidarları zalimleştirir, zulme yöneltir.

Demokrasi bir kültür, onu içselleştirme ve sosyal yaşama aktarma sorunudur. Bunu başarabilen uluslar çağımızda ileri gitmiş, toplumsal barışı sağlayarak ülkelerini refah toplumuna ulaştırmış uluslardır. Bu başaramayanlar, başaranlar tarafından sömürülen, ezilen, horlanan ulus düzeyi nden öteye geçememişlerdir. Türklerin başlangıç tarihinden bu yana bir demokrasi anlayışları vardır. Gelin bunu, Arap kültürüne heba etmeyelim.

Türkiye siyasi çekişmelerden kurtularak, demokrasiye dört elle sarılmak zorundadır. Demokrasinin gereğini yerine getirmek, halkını çağdaş uygarlık seviyesine yükseltmek zorundadır. Ya değilse, havanda daha çok su döveriz...

Sayın Başbakan Binali Yıldırım, “Bizim yaptığımız yollarda yürüyorlar” sözününü dile pelesenk edenler var.

Bir vatandaş da çıkıp, “Siz de bizim kurduğumuz Cumhuriyet’te yaşıyorsunuz, onun nimetlerinden yararlanıyorsunuz ve bu sayede iktidarsınız ve bunu kötüye kullanıyorsunuz” derse, ne olacak?

Türkiye, “zurnanın zırt dediği son noktasına” gelmiştir. Ya demokrasi ve yüce değer olan hukukun üstünlüğünü benimseyip sosyal yaşamın bir parçası haline getirecek, ya da zalimliğin pençesinde çırpınacaktır...

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com