STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 24 Temmuz 2017, Pazartesi 07:06:40 tarihinde eklendi. 128 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

LOZAN’DAN GÜNÜMÜZE - Suay Karaman

LOZAN’DAN GÜNÜMÜZE

Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı gün olan 24 Temmuz 1923 tarihi, ülkemiz için önemli günlerden biridir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşması olan Lozan Barış Antlaşması ile Türk devletinin bağımsızlığı resmen kabul edilmiştir. Bu antlaşma ile Türk milletinin bağımsızlığını yok eden Mondros ve Sevr Antlaşmaları geçersiz sayılmış, Misak-ı Milli sınırları büyük ölçüde gerçekleştirilmiş, kapitülasyonlar tamamen kaldırılmış, Türkiye Cumhuriyeti ekonomik özgürlüğünü kazanmış, Ermeni devletinin kurulması fikri reddedilmiş, Avrupalıların Türkleri, Anadolu ve Avrupa’dan atma amaçları tamamen sona ermiştir.

 

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Lozan için söyledikleri çok önemlidir: “Lozan Antlaşması, Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış, büyük bir suikastın çöküşünü bildiren bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.”

 

Eşsiz liderimiz Atatürk’ün bu söylemine karşın, tarihi bilmeyenlerin, bilgiden yoksun olanların, demokratik ve laik cumhuriyetimize kin kusanların şu sözleri de belleklerdedir: “Tarihte bize ne yaptılar? 1920'de bize Sevr'i gösterdiler, 1923'te Lozan'a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan'ı 'zafer' diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada. İşte şu an Ege'yi görüyorsunuz değil mi? Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan'da verdik. Zafer bu mu? Oralar bizimdi. Oralarda bizim camilerimiz, mabetlerimiz var ama şu anda hâlâ Ege'de kıta sahanlığı ne olacak, havada, denizde ne olacak bunları konuşuyoruz, hâlâ bunun mücadelesini veriyoruz. Niye? İşte o anlaşmada masaya oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar, o anlaşmanın hakkını vermediler. Veremedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz.”  

 

12 ada Osmanlı Devleti’nin İtalya ile 1912 yılında yapmış olduğu Uşi Antlaşması ile diğer adalar ise 1913 Londra Antlaşması ile yitirilmiştir. Yani bu Ege adalarının hepsi Osmanlılar zamanında elden çıkmıştır. Sesimizi duyacak kadar yakın adaları Lozan Antlaşması ile Yunanlılara kaptırdık diye söylenenlerin, Lozan Antlaşması’na aykırı olarak Yunanistan’ın el koyup, bayrağını çektiği ve silahlandırdığı Ege Denizi’ndeki 17 adamız ile 135 kayalığın hesabını veremeyenlerin konuşmaya hakları da yoktur.

 

Ancak bunu söyleyenlerin geçen yıl Lozan Barış Antlaşması'nın 93. yıldönümünde yayımlanan mesajda; “Lozan’ın içeriği ve cumhuriyetin ilkeleri bugün daha iyi anlaşılıyor” ifadesini kullanması da, zamana ve duruma göre farklı söylemde bulunmanın garip ve çelişkili bir ifadesidir.

 

Günümüzde Lozan Barış Antlaşması delik deşik edilirken, siyasi iktidar tarafından laik eğitim de yok edilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, geçtiğimiz günlerde yayımladığı bir yönetmelik ile her derecedeki okullarda “kadınlar ve erkekler için” ayrı ayrı mescit oluşturulması zorunluluğu getirildi. Böyle bir uygulama, anayasadaki cumhuriyetin niteliklerine, devletin laik ve sosyal hukuk devleti kimliğine, yasalar önünde eşitlik ilkesine ve Milli Eğitim Temel Kanunu’ndaki eğitimin laik kimliğiyle ilgili hükmüne açıkça aykırıdır. Bu yönetmeliğe siyasilerden karşı çıkan kimsenin bulunmayışı ise, ülkemizin getirildiği içler acısı durumu gözler önüne sermektedir.

 

Zinayı suç olmaktan çıkaranların, son günlerde yaşadığımız depremleri de zinaya bağlamaları, laik eğitimin yok edildiğinin göstergesidir. Bunun dışında okul kitaplarından Atatürk kaldırılmış ve ibadet olarak kabul edilen “cihat” kavramının, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin programında okutulması kararlaştırılmıştır. “Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok” diyenler, aydınlanmadan payını alamayan, matematikten anlamayan, geri kafalı ortaçağ artıklarıdır.

 

Atatürk adının geçtiği her şeyi yok ederek, cumhuriyetin değerlerini silmeye çalışan siyasi iktidar, Atatürk Orman Çiftliği’ni talan etmiş ve yapılaşmaya açmıştır. Cumhuriyetle hesaplaşmayı mekanlar üzerinden de yapmayı seçen siyasi iktidar başkentteki Marmara Köşkü’nü, Havagazı Fabrikası’nı, Baraj Gazinosu’nu, İller Bankası’nı yıkmakta sakınca görmemiştir. Bunlar yetmezmiş gibi kaçak saraylara sığamayanlar şimdi de Anıtkabir’i imara açma kepazeliğine başvurmaktadırlar.

 

Ankara Anakent Belediye Meclisi’nin 11 Mayıs 2016 tarihinde “oybirliği” ile aldığı kararla “Anıtkabir Koruma Amaçlı İmar Planı” değişikliklerine onay verilmiştir. Yeni imar planına ilişkin başlatılan çalışmanın ardından Anıtkabir’in betonlaşma süreci başlatılacaktır. Tüm ulusa ait, anı ve saygı mekanı olan Anıtkabir, Mustafa Kemal Atatürk’ün anıt mezarı olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti için büyük bir anlam taşımaktadır. Anıtkabir’e ilişkin yapılan plan değişikliği ile alanın daraltılması fikrinden ivedilikle vazgeçilmelidir. Plan değişikliğine ‘evet’ diyen Atatürk’ün partisinin üyelerine de gereken yaptırım ivedilikle uygulanmalıdır.

 

Ülkemizde işsizlik, açlık, yolsuzluk ve yoksulluk kol gezerken, çalışanın, emeklinin, esnafın durumu perişanken, terör her gün can alırken, bölünme ve iç savaş provaları yapılırken, 16 Nisan halk oylaması sahtekarlıkla “evet”e dönüştürülmüşken, hukuk tamamen kaldırılmışken, eğitim karanlık ortaçağ seviyesine geriletilmişken, kültür ve sanatın içine tükürülürken, kanun hükmündeki kararnamelerle keyfi olarak ülke yönetilirken, “güçlü Türkiye” masallarına kargalar bile gülmektedir. Bugün belki de Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı günlerden daha karanlık bir toplum kimliğindeyiz. Ancak yine milletin azim ve kararı ile her türlü olumsuzluğun üstesinden geleceğimiz günler yakındır.

Bu yazı İlk Kurşun Gazetesinde de yayınlanmaktadır.

Yazdır Paylaş
Diğer Suay Karaman Yazıları
isvecpostasi.com