Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
İSVEÇLİ TÜRKLER REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEDİ
ERDOĞAN KAZANDI, TÜRKİYE KAYBETTİ
CHP İSVEÇ BİRLİĞİ 2. OLAĞAN KONGRESİ’Nİ YAPIYOR
Bu yazı 25 Temmuz 2017, Salı 11:20:22 tarihinde eklendi. 90 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

DARBECİLİĞİN MANTIĞINA AYKIRI - Türker Ertürk

DARBECİLİĞİN MANTIĞINA AYKIRI

Geçtiğimiz 15 Temmuz’da Fethullah Gülen Ordusu’nun, yani İmamın Askerlerinin yaptığı darbe girişiminin birinci yılını idrak ettik. Bu konuyu 15 Temmuz’da ve takip eden bir iki gün içinde yazmak istemedim, gargaraya gelmesin diye. Şimdi salim, analizci ve sorgulayıcı kafayla 15 Temmuz 2017’de yaşadıklarımıza bir bakalım.

Araştırdım ve gördüm ki; Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın hiçbir yerinde başarısız darbe girişimleri kutlanmıyor. Kutlanan, sadece ve sadece başarılı olan darbeler. Bunun tek istisnası, geçtiğimiz 15 Temmuz 2017’de yaşadığımız kutlamalar. Hatta buna, hadlerini de bir hayli aşarak destan dediler. İnsanın aklına hemen geliyor; kutlandığına göre, bir yıl önce bizim yaşadığımız da başarılı bir darbeydi!
 

31 Mart Ayaklanması Kafası


Eğer 15 Temmuz başarısız darbe girişimi bayram olabiliyorsa, niçin 20 Şubat ve 20-21 Mayıs tarihlerini bayram olarak ilan etmiyoruz? Çünkü o tarihlerde de Talat Aydemir’in darbe girişimleri bastırılmıştı.
 

Tarihimizden benzetmek gerekirse, 15 Temmuz adeta Kabakçı Mustafa isyanı idi. Yani Gülen Cemaati Ordusu’nun gerici ayaklanmasıydı. Bu tür ayaklanmalar ve darbe girişimleri çağdaşlıkla, hukukla, tüm toplum kesimlerinin kucaklanması ve demokrasi ile bastırılır ve yaşanan travmalar rehabilite edilebilir. Ama bugüne kadar gördüklerimiz 31 Mart Ayaklanması kafasıdır!
 

Darbeye TSK’nın Yüzde 2’si Katılmış!


15 Temmuz Darbe Girişimi hakkında hazırlanan afişler ise rezaletin ötesindeydi. Çünkü afişlerde darbenin arkasındaki Fethullah Gülen ve cemaati saklanmış ve gösterilmemiş ama Türk Silahlı Kuvvetleri hem itibarsızlaştırılmaya çalışılmış hem de darbenin arkasındaki güçmüş gibi gösterilmiş. Halbuki darbeyi engelleyen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) idi! Nasıl mı? Oturdum, üşenmedim ve hesapladım; TSK envanterinde bulunan tugayları, taburları, bölükleri, tankları, topları, havanları, uçakları, füze bataryalarını, gemileri, denizaltıları, filoları, radar istasyonlarını alt alta yazdım ve yanlarına 15 Temmuz Darbe Girişimine katılıp katılmadıklarını belirttim.
 

Sonuç ne çıktı biliyor musunuz? Sıkı durun! TSK’nın sadece yüzde 2’si darbe girişimine katılmış, bunların hepsi cemaatçi ve yüzde 95’i AKP İktidarı sayesinde terfi ettirilmiş ve bulundukları yerlere gelmişler!
 

Ben Yanılmadım ve Aldanmadım!


Geçen hafta çıkarılan 692 sayılı KHK’ya bir göz attım! Bir de ne göreyim; 1996’da meslekten cemaatçi diye ihraç ettiklerimin 2003’den sonra AKP ile kimisi geriye dönmüş, kimisine de iade-i itibar vermişler. İşte bunları 692 sayılı KHK ile tekrar ihraç etmişler. Şimdi soruyorum; kim sorumlu? Ben yanılmadım, aldanmadım ama ülkeyi yanılan, aldananlar yönetiyor! Ya da durumdan sıyırmak için yanıldığını ve aldandığını söylüyor!
 

Demem o ki; 15 Temmuz Darbe Girişiminin başat sorumlusu, halen ülkemizi yönettiğini zanneden iktidar iradesidir. Bunlar hesap vermeden taşlar yerine oturmaz ve sular dinmez.
 

Terör Değil, Karşı Devrim Örgütü!


Kimin Gülenci olduğunun ve Cemaat Ordusu’na yardım ve yataklık yaptığının belirlenmesi kriterlerini de anlamak imkansız. Neymiş efendim; “Bank Asya’ya para yatırmış”, “Bank Asya üzerinden havale yapmış” veya “by lock kullanmış” gibi! Ben size daha sağlam kriter söyleyeyim; mesela Pensilvanya’ya gidip, el-etek öpmek ve bağlılık bildirmek gibi! Veya devletin aklı Gülen Cemaati’ni tehdit görmesine ve “Devletin içine sızarak, yönetimi ele geçirmeye çalışıyor” demesine, bu konuda iktidara brifingler vermesine rağmen bunları yok sayarak, cemaate yardım, yataklık ve başta Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlar olmak üzere işbirliği yapmak!
 

Bir de başımıza FETÖ adlandırması çıktı! Yani bunlar Fethullah’ın terör örgütüymüş! Doğru değil, uyduruk! Terör ve terörist tanımlarına bakın, uymaz! Biz zamanında, testi kırılmadan yazdık ve ekranlarda anlattık; “Bunlar dört dörtlük karşı devrim örgütüdür, devleti ele geçirmeye çalışıyorlar” diye. Terör örgütü olmadıkları halde onlara terör örgütü demelerinin nedeni ideolojilerini, kendilerini ve şu anda devlete soktukları diğer cemaatleri kurtarmak içindir!
 

Demokrasinin Nöbeti Olmaz


Bir de başımıza demokrasi nöbeti çıktı. Her şeyden önce; demokrasinin nöbeti olmaz! Demokrasi; akılla, bilgiyle, bilim egemen kafalı ve eleştirel akla sahip toplumun yetiştirilmesiyle, toplumsal barışın ve refahın paylaşımıyla korunur ve yüceltilir. Laiklik aşındırılıyorsa, demokrasi yok ediliyor demektir. Ezcümle iktidar, demokrasi kazanımlarımızı katletmektedir, tutulan nöbetler tek adam rejimini inşa etme ve muhalifleri sindirme nöbetleridir.
 

15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında 249 insanımız yaşamını kaybetti. Ama hiçbirisine otopsi yapılmadı ve yapılması istenmedi, engellendi! Halbuki özellikle sivilleri öldüren mermilerin hangi silahlar tarafından atıldığının ve o silahları kimin kullandığının anlaşılması çok önemliydi!
 

Halkın Kanı Dökülsün mü İstendi?


Dünyanın her yerinde darbeciler, kendilerine direnenleri ezerler ve gerekirse öldürürler ama bunu açık açık yaparlar ki direnmeyi kimse aklına getirmesin ve getiremesin diye. Darbecilerin hiçbir zaman mevzie girmiş ve kendini gizlemiş bir keskin nişancı marifetiyle halkın üzerine ateş açtıkları görülmemiştir ve bu darbeciliğin mantığına aykırıdır.
 

Gizli el marifetiyle halkın üzerine ateş açmak provokasyon işidir! 1977’de, Taksim’de olduğu gibi! Şimdi soruyoruz; 15 Temmuz 2016’da Boğaziçi Köprüsü’nün üstünde halkın üzerine ateş açan keskin nişancı kimin adına tetiğe bastı? Darbecilerin adına olmadığı çok aşikâr! İnsanın aklına gelmiyor değil; “Köprünün üzerinde bir itiş kakış çıksın, kan dökülsün ve destansı bir hava mı yaratılsın istendi?” diye!
 

Ali Cengiz Oyunu!

Evet, işin içinde Ali Cengiz oyunu var! 15 Temmuz 2016’da gerçekten neler olduğu kamuoyunun gözünden kaçırıldı.  Kanaatim o ki; 16 Temmuz’da başlayan ve Türkiye’yi tek adam rejimine zorlayan gelişmelerin kurguları, provokasyonları ve “Allah’ın lütfu” olarak takdim edilen gerekçeleri bu Ali Cengiz oyunun içinde gizli!
 

İşte bu nedenle, OHAL’in uzatılmasına şaşırmayın! Şaşıranlara ben şaşırıyorum!  Artık bu iktidar iradesiyle OHAL’siz Türkiye olmaz, olamaz! 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar OHAL ile gitmeyi planlıyorlar! “Olabilir mi?” zamanla göreceğiz! OHAL, tek adam rejimi kurabilmek ve buna itiraz edenleri sindirmek ve içeriye atmak içindir! Ama zulümle ve baskıyla ilanihaye ayakta kalmış bir iktidar örneğini tarih yazmamıştır. Gümbür gümbür yıkılacaklar, şüpheniz olmasın. Mütevazı bir çapta bile olsa pes etmeyin ve mücadeleye devam edin! Ülkemizi sokakta bulmadık!

Yazdır Paylaş
Diğer Türker Ertürk Yazıları
isvecpostasi.com