23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 16 Ekim 2017, Pazartesi 10:51:11 tarihinde eklendi. 296 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SEÇİMLE GELEN - Suay Karaman

SEÇİMLE GELEN

27 Mayıs 1960 İhtilali ile birlikte Demokrat Parti’nin iktidarı sona ermişti. Demokrat Parti yanlıları ve sonrasında aynı çizgide kurulan siyasi partiler sürekli olarak “seçimle gelen seçimle gider” sözlerini sıklıkla kullandılar. Türk Ordusu, hukuk dışı tutumuyla meşruluğunu yitiren Demokrat Parti iktidarına karşı, Atatürkçülük ile ülke bütünlüğünü korumak ve kollamak görevinin bir ifadesi olarak, Türk ulusu adına 27 Mayıs 1960 tarihinde bir müdahale gerçekleştirmişti. 27 Mayıs 1960 İhtilali, seçimle gelen sivil iktidarın demokrasi ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla diktatörlüğe giden yönetimine karşı bir tepki sonucu gerçekleştirilmişti.

 

27 Mayıs 1960 eyleminin yapıldığı sabah, yeni anayasa çalışmalarına katkı vermek üzere İstanbul’dan gelen yedi profesörün hazırladığı bildirideki şu tümcelerin, tüm siyasi iktidarlar tarafından hep anımsanması gerekir: “Bir devlette, hükümet ve onu oluşturan siyasi iktidar, hukuka, adalete, ahlaka ve bütün halkın menfaatine dayanmalıdır.” 27 Mayıs 1960 tarihinden sonra, on yedi ay gibi kısa bir sürede gerçekleştirilen yeniden aydınlanma yolundaki tüm atılımların ve yeni anayasanın hazırlanarak, seçimlere gidilmesi ile Milli Birlik Komitesi 25 Ekim 1961 tarihinde, ülkeyi sivil yönetime bırakmıştır.

 

Bugün görünürde ülkemiz sivil yöneticiler tarafından yönetilmektedir. Ancak siyasi iktidar tarafından, hukuk dışı yasalar çıkartılmış, tüm devlet kurumları ele geçirilerek, kadrolaşmaya gidilmiş, medya, yargı, üniversiteler, ordu susturulmuş ve kendilerine karşı olanlar bir şekilde yargılanıp, cezalandırılmıştır. 16 Nisan 2017 tarihindeki halk oylamasında yapılan yanlışlar ve yolsuzluklar da unutulmamıştır. Bu şekilde yapılan halk oylaması ile parlamenter sistemden tek adam sistemine yani kısaca sivil diktatörlüğe geçilmiştir. Bugün ülkemizde yaşanan açıkça bir sivil darbedir. Yıllardır “askeri vesayet” diye halkı kandıranlar, şimdi “sivil vesayet” ile keyfi olarak ülkemizi yönetmektedirler.

 

Bugün siyasi iktidarın çok sevdiği sözlerin başında “seçimle gelen seçimle gider” söylemi vardır. Ancak her söylemlerinden sürekli dönüş yaptıkları için, bu sevdikleri sözden de döndüler. Halkın seçtiği ve adına milli irade denilen bu olguyu da askıya aldılar. İstanbul Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile başlayan istifa olayları sürmektedir. Sırada başka belediye başkanlarının da olduğu bilinmektedir.

 

İstifa olayı, tek taraflı irade beyanı olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle istifa olayı, herhangi bir makamın isteği ya da onayına bağlı değildir ve kendiliğinden sonuç doğurmaktadır. Ancak AKP genel başkanı, istemediği belediye başkanlarını istifaya zorlamaktadır. Haklarında bir mahkumiyet durumu ya da görevini sürdürmesini engelleyecek oranda sağlık sorunu olmadan belediye başkanlarının istifasını istemek, “seçimle gelen seçimle gider” söylemiyle çelişmektedir.

 

Metal yorgunluğu gerekçesiyle istifa ettirilen belediye başkanları hakkında yolsuzluk belgesi, ya da FETÖ, PKK gibi terör örgütleriyle ilişkili bilgi, belge varsa, savcılığa bildirilir ve gereği yapılır. Ancak bunların dışında istifa etmelerini istemek, akıllarda soru işareti doğurmaktadır. Bu arada istifa etmeye yanaşmayan bazı belediye başkanlarına da, aba altından sopa gösterilmektedir. İşte sivil diktatörlük burada da devreye girmektedir.

 

Bu diktatörce uygulamaya demokrasi adını verenlerin, aslında demokrasiyi bilmedikleri ve anlamadıkları bellidir. Zaten demokrasiyi, amaç değil, araç olarak kullananlardan da başka bir şey beklemek hayal olur. Hiçbir diktatör sonsuza dek iktidarda kalmamıştır, kalamaz da. Er ya da geç iktidardan ayrılacaklar ve bağımsız yargı haklarında gereğini yerine getirecektir. Bu olguyu herkesin bilmesi ve özümsemesi hem kendileri, hem de ülke yararınadır.

Bu yazı İlk Kurşun Gazetesinde de yayınlanmaktadır.

Yazdır Paylaş
Kaan Kantarci - 2017-10-16 10:37:47

Doğrudur, " Hiçbir diktatör sonsuza dek iktidarda kalmamıştır, kalamaz da. Er ya da geç iktidardan ayrılacaklar" ama, sorun şu ki, AKP ve şürekası Türkiye' nin üzerinden düştüğünde, bir kurtuluş olmayacak! AKP' ye oy vererek " can " veren milyonlarca işçi- işsiz- köylü- küçük esnaf- öğrenci- ev kadını- sanayici vb, vb var olacak ve ileride bir gün yeni bir AKP daha yaratacaklardır.. " Ne ekersen, o'nu biçersin!" der bir atasözümüz; Türkiye, Atatürk' ün ölümünden sonra ekilen tohumların hasadınını yapıyor son 40 yıldır. ABD ile eğitim ve savunma anlaşmalarını imzalayanlar ve Atatürk' e ihanet edenler ve Köy enstitüleri' ni kapatanları lanetlemeden halka doğru bir yol gösterilemez! Nasıl Tayip diyor ki, " hem laik, hem müslüman olunmaz!" Aydınlarımız da demeli ki, " hem muhafazakar dinci ve NATOcu hem de bağımsızlıkçı ve Atatürkçü olunmaz!" Diyebilenlerin sesi duyuluyor mu?!. Neredeyse tüm ergin dinci- sağcı- solcu- orta yolcu ya da yolsuz erkeklerin kısa pis bir sakal bırakmasının moda olduğu bugünkü Türkiye' de " ... bağımsız yargı haklarında gereğini yerine getirecektir." demenizi de yakışıksız buluyorum. O gün geldiğinde elbette bir " yargı" bulunur ve o da gereğini yerine getirir ( Saddam' ın mahkemesindeki gibi); ama, bu, "bağımsız yargı" olduğu anlamına gelmez! Bağımsız yargı demokratik yükselişin ürünüdür; saksıda çiçek ya da datada yazı yazmaya benzemez. Türkiye cidden çöküyor; iç ve dış politikası bunun net göstergesidir ve suçlu da yalnızca AKP değildir!.

Diğer Suay Karaman Yazıları
isvecpostasi.com