STOCKHOLM’DA “CUMHURİYET” COŞKUYLA KUTLANDI
CİNSEL TACİZ PROTESTO EDİLDİ
İSVEÇLİ KADINLARIN YÜZDE 80’İ CİNSEL TACİZE MARUZ KALMIŞ
Dil Derneği Gürhan Uçkan Şiir Ödülü Adem Göktaş’a Sunuldu
Bu yazı 30 Ekim 2017, Pazartesi 14:30:24 tarihinde eklendi. 409 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

CUMHURİYETİ KUTLAMAK - Mustafa Sönmez

CUMHURİYETİ KUTLAMAK

Mustafa Kemal bir Osmanlı Paşasıdır. Osmanlı döneminde doğmuş, Osmanlı döneminde askeri okullarda okuyarak Osmanlı ordusuna Yüzbaşı olarak katılmıştır. Yıl 1905 ve ilk gittiği yer Suriye topraklarıdır.

Mustafa Kemal her ne kadar Osmanlı döneminde dünyaya gelse de İstanbul’a Harp Okulu’na gelinceye kadar yaşamı Selanik ve Makedonya bölgelerinde geçmiştir. Mustafa Kemal’i Atatürk yapan bu yıllardır. Mustafa Kemal düşüncesinin ana temellerini bu bölgede atmış, doğaldır ki İstanbul’da gerek Harp Okulu gerekse Harp Akademisi’nde büyük ölçüde geliştirmiştir.

Asker olarak gittiği Suriye’de gizlice “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurmuştur. Bunun daha sonra Selanik’te şubesini açmıştır. Mustafa Kemal neden ilk görev yeri Suriye’dir? Mustafa Kemal İstanbul’daki okul yıllarında çıkardığı gazetede yazdığı yazılar onun mimlenmesine ve daha sonra Bekirağa bölüğünde kısa süreli hapisliğine neden olmuştur. Mustafa Kemal, Osmanlı paşaları için tehlike (!) arz etmektedir. Suriye’ye sürülerek İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır.

Suriye ve Filistin toprakları Mustafa Kemal’i daha da bilinçlendirmiş, içindeki vatan aşkını ve Cumhuriyet düşüncesini korlaştırmıştır. Oralardan başlarındaki Alman subayların askeri yanlışlıklarını ve vatan evlatlarının hatalı manevralarla nasıl kırdıklarını eleştiren mektupları İstanbul’a yollamıştır. Onun için bir vatan evladı gereksiz yere şehit olsa da acıdır. Gerektiği zaman Çanakkale’de askerlerine, “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” diyebilecek kadar da katı, acımasız (!) bir komutandır.

Mustafa Kemal savaş alanlarında pişmiş, Osmanlı’nın sona yaklaştığını ve ülkenin tek kurtuluşun Anadolu toprakları olduğunu anlamıştır. Bu amaçla tüm düşüncesini vatanın kurtuluşuna adamıştır. O’nun, Namık Kemal’in “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini/yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini” sözüne yıllar sonra verdiği yanıtta, “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini/Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini” diyerek, vatanın kurtuluşuna olan derin inancını dile getirmiştir.

I. Dünya Savaşı Osmanlı’nın yenilgisi ve parçalanması ve aynı zamanda topraklarının işgaliyle sonuçlanmıştır. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi (ateşkes) antlaşması tam hezimet antlaşmasıdır. Fakat kimi Osmanlı Paşaları bu anlaşmadan çok memnundurlar. Bu antlaşmayla İskendurun bölgesine asker çıkarmaya niyetlenen Fransızlar için “beni ve askerlerimi karşılarında bulurlar” diyerek Savaş Bakanlığı’na telgraf çekmiştir. Mustafa Kemal’i bu düşüncesinden vazgeçiremeyeceğini anlayan Savaş Bakanlığı onun Yıldırım Orduları Komutanlığı’ndan alarak İstanbul’a çağırmıştır. İşte İstanbul’a ayak bastığı Kadıköy iskelesinden İstanbul’a işgale gelen düşman savaş gemileri için, “geldikleri gibi giderler” sözünü kullanmıştır. Bu sözü ona söyleten içindeki hem vatan sevgisi hem de özgürlük anlayışıdır.

İstanbul’da 6 ay görevsiz bir yaşamı vardır. Kendisine görev verilmemektedir ama O, yaptığı gizli toplantılarla ve saraya yolladığı istekleriyle hep gündemdedir. Gizli toplantılar yoluyla direniş hareketinin Anadolu’da başlamasını yönünde yakın arkadaşlarını ikna etmiştir. Yunanlıların İzmir’e İngiliz, Fransız gemileriyle asker çıkarmaları üzerine bir hileyle kendisini Samsun ve havalisindeki olayları incelemekle görevlendirilmesini sağlamıştır. Samsun’a giden Bandırma Vapuru’nda yakın arkadaşı ve yaveri Mazhar Müfit (Kansu) ‘ya yazdırdığı notlarının birinci maddesinde zaferden sonra (Anadolu’nun kurtuluşunu ima etmektedir) ilk işimiz “Cumhuriyet” ilan etmektir, sözü vardır.

İşte Mustafa Kemal, henüz ortada bir kurtuluş havası yokken bile zaferden, kurtuluştan ve cumhuriyet ilan etmekten söz etmektedir. Bu düşüncesi Amasya Tamimi’ne de yansımış ve “Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul hükümeti aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gösteriyor. Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ifadeleriyle “ Direniş ve Kurtuluş Hareketi”ni başlatmıştır.


Kurtuluş Savaşı çetin bir mücadeleden sonra kazanılmış ve Mustafa Kemal’in siyasi savaşı başlamıştır. Çünkü, en yakın arkadaşları “Cumhuriyet” yönetim biçimine sıcak bakmamaktadırlar. Mustafa Kemal savaş alanlarında olduğu kadar siyasette de liderliğini ve devlet adamlığı kişiliğini çok iyi kullanmış, kendisine karşı olan arkadaşlarının çoğunluğu ele geçirmelerine fırsat vermemiştir. Bu bağlamda kendisini destekleyen arkadaşlarıyla “Cumhuriyet” düşüncesini, “Yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz” diyerek Büyük Millet Meclisi’ne getirmiştir. Meclis’te yapılan zorlu ve sert tartışmalar sonucunda “Cumhuriyet” yönetiminin kabul edilmesini sağlamış ve aynı akşam top atışlarıyla bunu tüm dünyaya duyurmuştur.

Mustafa Kemal, “Benim en büyük eserim Cumhuriyettir”  felsefesi ile O’nun, “Benim naciz vücudum birgün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının biricik düşüncesi olmalıdır.

Mustafa Kemal’e göre Cumhuriyet;

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.

Yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak,düşünmek ve zekayı eğitmektir.

Vatan ve Cumhuriyet, çalışkan insanların omuzlarında yükselecektir.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.

Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Milli mücadelelere şahsi hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En dğru, en hakiki yol, uygarlık yoludur.”


Mustafa Kemal Atatürk 1923’ten 10 Kasım 1938’e kadar hem cumhuriyetin yerleşmesi, kökleşmesi için hem de vatanın kalkınması, bayındır olması için mücadelesini sürdürmüştür. Bu mücadelede hem kendi halkı hem de dünya insanlığı için güzel duygular egemen olmuş, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” diyerek kimsenin toprağında gözümüz olmadığını ortaya koyarken, aynı zamanda haksız savaşları cinayetle eşdeğerde tutmuştur.

Cumhuriyet Türk halkının yegane yönetim biçimidir. Yeter ki, bu konuda gerek devleti yönetenler gerekse halk samimi olsun. Ne yazık ki  bu son dönemlerde ülkemizin içinde bulunduğu durum ve yaşadığı olaylar Atatürk Düşünce Sistemi ve Cumhuriyet anlayışından aşama aşama uzaklaştığımızı gösteriyor. Arap dünyasında yaşanan olaylar ve çıkarılamayan dersler neticesinde ülkemizde radikal bir din anlayışı içi boşaltılarak halkımıza sunulmaktadır.

Atatürk, Cumhuriyetle birlikte halkı “tebaa” anlayışından “birey” anlayışına yükselterek, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” kuşakların yetiştirilmesi doğrultusunda tüm ülke çapında çaba gösterilmesine çalışmış ve öğretmenlere bu kuşakların yetiştirilmesi görevini yüklemiştir. Bugün çağdaş eğitimimiz medreseleşmeye ve öğretmenlerimiz imam sıfatına sokulmuşlardır. Ülkede tek adamlık felsefesini egemen kılınmaya çalışılmaktadır.

Cumhuriyet’in dirençli, bilinçli yurttaşları bu toprakların ruhuna uygun olan, Anadolu'nun yaşamına ve gereksinimlerine en iyi bir biçimde karşılık veren “Cumhuriyet”in yaşaması için gerekli mücadeleyi vereceklerdir.

Cumhuriyeti dünden daha çok bugün özüne uygun olarak hem kutlamak hem yaşatmak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyenlerin en temel görevleri olmalıdır.

Cumhuriyet’in 94’üncü yıldönümü hepimize kutlu olsun!..

Yazdır Paylaş
Diğer Mustafa Sönmez Yazıları
isvecpostasi.com