23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 01 Ocak 2018, Pazartesi 16:29:38 tarihinde eklendi. 308 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

2018: ÜMİT BİZİZ - Suay Karaman

2018: ÜMİT BİZİZ

Ülkemiz tarihinin en ağır ekonomik ve siyasal sıkıntılarını yaşamaktadır. Açlık, işsizlik, yokluk ve yoksulluk büyük boyutlara ulaşmış, yatırımlar durmuş, üretim düşmüş, birçok işyeri kapanma durumuna gelmiştir.

 

2017 yılının başında 3.7 TL olan euro, 2017 yılını 4.5 TL olarak kapatmıştır. Bunun anlamı paramızın değeri %22 düşmüştür, yani %22 devalüasyon yapılmıştır. 2017 yılında resmi verilere göre enflasyon yaklaşık %12 olarak gerçekleşmiş ve çalışanlara %5 zam verilerek, yine ezilmelerine göz yumulmuştur. %14 artışla 1603 TL yapılan asgari ücret, yaklaşık 353 euro gibi bir seviyede ve dört kişilik bir ailenin açlık sınırına denk ama yoksulluk sınırının çok altındadır. İşsizlik oranı %15 seviyelerindeyken böyle olumsuz bir tablodan yine resmi verilere göre Türkiye ekonomisi yaklaşık %10 oranında büyümüştür ve ülkemizde görülemeyen bir refah olduğu dile getirilmektedir.

 

Türkiye, ekonomik krizin yanında yolsuzluk sıralamasında da, dünya ülkeleri arasında en önlerde yer almaktadır. Yolsuzluk ve rüşvet sürekli gündemin ilk sıralarına yerleşmektedir. “Hayırsever işadamı” Reza Zarrab, milyonlarca euro rüşvet verdiğini söylemekte ancak rüşvet alanlara herhangi bir yaptırım uygulanmamaktadır.

 

Ülkemizde terör önlenememekte ve sürekli olarak can almaya devam etmektedir.  Bunun yanı sıra ülkemizde neredeyse silahlanma yarışı yapılmaktadır. Sonunda ürkütücü bir durumla karşı karşıya kalacağımızı göremeyen yöneticiler, kanlı senaryoların maşaları olmaktadırlar. Ege’deki adalarımızın Yunanistan tarafından işgaline sessiz kalanlar, Kudüs için yeni şovlar yapmaktadır.

 

Sonuçları hileli olan 16 Nisan halk oylaması ile rejim değişikliğine gidilmiştir. ‘Hayır’ oyuna sahip çıkamayan muhalefet partileri, sürekli verilen görevleri yerine getirmekten başka bir iş yapmamaktadırlar. Muhalefeti, sadece grup toplantılarında esip, gürleyerek toplumun gazının alınması olarak benimsetmek isteyenler, bu karanlık gidişin sorumluluğundan kaçamayacaklardır.

 

Laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla kesinleşen bu siyasi iktidarın yönetiminde, laiklik bitirilme aşamasına gelmiştir. Muhalefetin “laiklik tehlikede değildir” sözleri ve çaresiz çırpınışları altında, laik eğitime son verilmektedir. Temel eğitimde Atatürk ve cumhuriyet değerlerinin yok sayıldığı öğretim programı uygulamaya konulmuş, sınav sistemi sürekli değiştirilmiş ve okullarda imam hatipleştirme süreci başlatılmıştır. Çocuklarımıza tacizlerin yapıldığı bir ortamda, medreseden öteye gidemeyen eğitim kurumlarında, çağdaşlık ve uygarlık adına olumlu bir şey beklemek hayalin de ötesindedir.

 

15 Temmuz 2016 sonrasında Olağanüstü Hal ilan eden siyasi iktidar, TBMM’yi bir kenara bırakarak, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ülkeyi istediği gibi yönetmeye başlamıştır. Sürekli çıkarılan KHK’lerle, hukuktan ve adaletten sapılarak, keyfi yönetim uygulanmaktadır. En son çıkarılan 696 sayılı KHK, her olayı, basın açıklamasını, gösteriyi, eylemi, yürüyüşü 15 Temmuz’un devamına sokabilecek bir düzenlemedir. Bu KHK ile 15 Temmuz'un devamı niteliğinde olan eylemleri bastırmak için güç kullanan sivillerin ceza ve tazminat sorumluluğu ortadan kaldırılmaktadır. Bu düzenlemeyle önümüzdeki bütün seçimlerde büyük hilelerin dönebileceği için, yapılabilecek olası eylemleri önlemek gibi bir amaç olduğu izlenimi doğmaktadır.

 

696 sayılı KHK, Demokrat Parti’nin 18 Nisan 1960 tarihinde yasamayı ve yargıyı kendi elinde toplamak için kurduğu Meclis Tahkikat Komisyonu’nu andırmaktadır. Muhalefeti susturmak için, Demokrat Parti’li milletvekillerinden oluşan Meclis Tahkikat Komisyonu’na hem polis, hem savcı, hem yargıç yetkilerini veren düzenleme için büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün: “Artık sizi ben bile kurtaramam” sözü belleklerden çıkmamalıdır.

 

Ülkemiz açıkça bir sivil darbe sonucunda faşizm ile yönetilmektedir ve buna “ileri demokrasi” adı verilmektedir. Ancak yaşanan tüm bu olumsuzluklara karşın, 2018 yılına büyük umutlarla girmeli ve güçlerimizi birleştirerek aydınlığa doğru yol alacağımız güzel günleri göreceğimize inanmalıyız. İnanırsak, başarının geleceğini görebileceğiz. Çaresizliğe ve ümitsizliğe yer yoktur; çare de biziz, ümit de biziz...

Bu yazı İlk Kurşun Gazetesinde de yayınlanmaktadır.

Yazdır Paylaş
Diğer Suay Karaman Yazıları
isvecpostasi.com